29/08/2005 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Seyahat
29.08.2005
Prof.Dr. Mikdat KADIOĞLU
Ben şaşkın bir palmiye ağacıyım Ayazağa yolunda

Ben bir şaşkın palmiye ağacıyım ayazın kol gezindiği Ayazağa’da. Aslında ılıman iklimin hüküm sürdüğü tropiklere özgün bir bitkiyim.

Sıcak iklimlerin, sıcak deniz kıyılarının, tropikal adaların, çöllerde vahaların ve plajların bir sembolüyüm. İstanbul’da ve özellikle de Ayazağa’da neyi temsil ettiğimin ne ben farkındayım, ne de sizler farkındasınız.

Bana göre Ayazağa gibi kuzeyin dondurucu soğuklarına açık, kar ve buzun meşhur olduğu bir yere dikilmek iklime, bana ve İstanbul’a aykırıdır. Biz palmiyeler ekstrem donlarda zor yaşarız. Sonbaharın sonları ve ilkbaharın başlarındaki donlar, yani gece hava sıcaklığı sıfırın altına indiğinde ben fenalaşırım. Hava sıcaklığının eksi 5 derecenin altına düştüğü ekstrem donlarda ise beni yaşatamazsınız.

Beni donlardan korumak için yılın büyük bir kısmında naylonla veya hasırla sarıp bezlemeniz de çok ağrıma gidiyor. İlla da palmiye göstermek istiyorsanız o zaman kapalı seralar yapın; millet beni gelip orada görsün. Bırakın palmiyeyi Edremit Belediyesi’nden daha güneydekiler diksin, palmiye seyretmek isteyenler gitsinler Antalya’da seyretsinler.

GİT ZEYTİN AĞACINDAN YAP IŞIĞINI, DEKORUNU

Bir de beni akşamleyin yeşil ışıklarla ışıklandırıyorsunuz! Nereden çıktı o ışıklar? Orhangazi belediyesi de benden ışıklar saçıyor havaya. Sayın belediye başkanım zeytin ağacından yapsana ışıklarını; senin benim gibi başka diyarların sembolü olan palmiye ile ne işin var? Senin zeytinin dünyanın en iyi zeytini, sele zeytini, eğer bir sembol bulmak istiyorsan git zeytin ağacından yap ışığını, dekorunu. Senin ne alakan var benimle?

Kendine özgün iklimi, bitki dokusu, tarihi ve doğal zenginlikleri ile dünyada bir tane İstanbul var. Neden İstanbul’un diğer dünya kentlerinden ayıran bir özelliği; parklarında ve ana caddelerindeki kendine özgün ağaçları olmasın? Bu nedenle, beni buraya dikerek ‘Antalya’yı, Mısır’ı ya da Bali’yi İstanbul’a getirdik’ filan demeyin! Kendinize ve kentinize ayıp ediyorsunuz. Peki İstanbul’u nereye götürdünüz? Açtığınız plajların adını bile İngiltere’den ve palmiyelerini Mısır’dan getirdiğinizi dünyalara ilan ediyorsunuz. Ama lodosun ve poyrazın yerine uygun rüzgarı da bir yerlerden alıp getirmeyi unutuyorsunuz.

YOKSA SİZ TURİSTLERİ Mİ ŞAŞIRTMAK İSTİYORSUNUZ

Yoksa siz beni buralara dikerek kent sakinlerini ve turistleri mi şaşırtmak istiyorsunuz? Yani, kentin cadde ve parklarını süsleyen palmiyeler devasa boyları, haşmetli görünüşleri ile kente gelen turistleri adeta tropikal bir görüntü vererek şaşırtacağınızı mı düşünüyorsunuz? Sonra da İstanbul’a geldiğini sanan Helga, Hans’a dönerek ‘Gözü kör olasıca beni İstanbul yerine Mısır’a mı getirdin?’ diye mi soracak!.. Ne şaşkınlık ama!

Bana İstanbul’a özgün üç ağaç ismi sayabilir misiniz? Sayamazsınız değil mi? İşte siz bu yüzden İstanbul’a özgün bitki türleri dikemiyorsunuz. Niye doğrusunu bulmak için etrafınıza şöyle bir bakmıyorsunuz. Ben sizin yerinize baktığımda; İstanbul’da tabiaten doğmuş gelişmiş hiçbir palmiye göremiyorum. Adam bir tane yalı yapmış, deniz kıyısındaki bahçesine biraz daha dayanıklı olan palmiye türlerinden bir tane dikmiş. Deniz kıyısı ile Ayazağa arasında herhalde en azından bir 5-6 derecelik bir sıcaklık farkı var!

İKİ PALMİYE ARASINA HAMAK MI ASACAKSINIZ?

Karikatüristler genellikle beni ıssız bir adadaki yalnız adam ile birlikte çizer. Ben orada tropikal bir adadaki umutsuzluk ve yalnızlığı temsil ederim. Her nedense beni hep sağlam uzun bir palmiye ağacı olarak tam adanın ortasında da dikerler. Böylece hem yalnızlık hem de cinselliğin bir sembolü oluveririm. Ayazın kol gezdiği, binlerce araç ve insanın gelip geçtiği bir yolun kıyısında yan yana bir kaç palmiye ağacı kime neyi andırır anlayamadım!

Belki de alışveriş yaparken iki palmiye arasına hamağımızı asıp biraz kestirmek gibi bir fanteziniz var! Ya da Allah’ın her günü bu yoldan gelip geçmekten bıktınız. Trafikten başınız dönüyor, güzel rüyalar mı görmek istiyorsunuz? Rüyanızda palmiye görmenin, çok faydalı bir deniz yolculuğuna çıkacağınızı gösterdiğine mi inanıyorsunuz? Yoksa hayatınızı düzene sokacak, aşk hayatınızda da mutlu günler mi geçireceksiniz!..

İSTANBUL’UN KARAKTERİNE UYAN PALMİYE AĞACI YOK

Kentin çeşitli yerlerine dikilen palmiye ve hurma ağaçlarının tuttuğunu belirterek, ‘palmiye ağaçlarının tutmayacağı, boşa para harcandığı söylentileri doğru değil’ diye kendinizi savunmaya kalkışmayın. Buradaki esas problem, tuttu-tutmadı değil; ağaç türü seçiminin, kent kültürüne ve kimliğine uygun olup olmadığıdır. Bir de Anadolu’nun bazı yerlerinde ise kentin doğal simgesi olan palmiyeleri, ‘Uzun kara gövdeleri ile çirkinlik arz ettiği, kuşların konmadığı, kerestesinin bile olmadığı, gölgesi olmadığı, kaldırımlarda yer işgal ettiği, budamasının fazla masraflı olduğu vb.’ nedenlerle kesmek istiyor bazı şaşkınlar!..

Yaşadığınız ve hizmet etmeye çalıştığınız şehir, sıradan bir şehir değil, dünyanın en kıymetli, en güzel şehri. İstanbul’un doğal bitki örtüsünü ve yapısını bozmayın! Bizi çeşit olsun diye de oraya buraya rastgele dikmeyin.

Çünkü İstanbul gibi birçok şehrinizin karakterinde palmiye ağacı yok. İstanbul’un kendine göre ağaçları ve çiçekleri vardır, örneğin İstanbul halkının ruh zenginliğini gül ve lale ifade eder (di).

Nazım Hikmet’in o meşhur Gülhane Pakı’nda Ceviz Ağacı şiirinden esinlenerek tekrarlayayım. Ben şaşkın bir palmiye ağacıyım İstanbul’da, siz de ne bunun, ne de İstanbul’un doğal güzelliklerinin farkındasınız!..


Prof.Dr. Mikdat KADIOĞLU
Tüm yazıları
    Ali Atıf BİR
  Yenilik şart yenilik
 
    Doğan HIZLAN
  Mehmed Uzun’u savunma cephesine katılın
 
    Ercan KUMCU
  Küresel kaygılar (1)
 
    Erdal SAĞLAM
  Teşvik sistemi tam bir fiyasko
 
    Erkan ÇELEBİ
  Velinin hırslısı 2 milyarlık butik dershane pazarı oluşturdu
 
    Ferai TINÇ
  Oralarda bir şeyler oluyor
 
    Nurten ERK
  Liman ve boyada dünya markası olup, lojistiğe soyunacağız
 
    Tufan TÜRENÇ
  AKP’nin ‘Potemkin köyü pantomimi’
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
    Korkut GÖZE
  Sen de mi Ailton
 
    Vedat OKYAR
  Tuhaf akşam
 
    Vahap MUNYAR
  Şarapçının şapkasıyla camiye girmek günah mı
 
    Yener SÜSOY
  Şimdiki kuşaklar Milli Mücadele’yi iyi bilmiyor
 
    Latif DEMİRCİ
  Latif Demirci
 
    Şükrü KÜÇÜKŞAHİN
  AKP’nin üç yılı (2)
 
    Meriç ENERCAN
  Boran’nın direnci
 
    Ahmet HAKAN
  Paranoya sevgilim
 
    Altan TANRIKULU
  Çok yıldız derttir
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com