|
İrlanda, kısa sürede bir patates deposu ülkesi olmaktan, yüksek teknoloji üreten ve dünyayı kendine çeken ülke konumuna yükseldi. Ayrıca bütün kapalı mekanlarda sigara içimini yasaklayan ülke olarak dikkatleri çekti. Yenilikler konusundaki başarısı dünyanın önde gelen yüksek teknoloji firmalarını bu ülkede iş yapmaya yöneltti.
Sigara yasağı sizce neden bu denli önem taşıyor?
Kendimi sigara karşıtı biri olarak görmüyorum. Yaşamım boyunca hiç sigara içmedim, ama dostlarımın bana zarar vermedikleri sürece sigara içmelerine karşı değilim. Benim için asıl önemli olan halkın sağlığı. Bu yüzden sigara yasağı önemli. Yasakla birlikte sigara satışlarında belirgin bir düşüş meydana geldi. Sigara içenler bu alışkanlıktan kurtulmalarına yardımcı olması açısından yasaklama girişimine sıcak bakıyorlar. Yasağın hiç beklenmedik birtakım yararları da oldu. Önceleri en çok sigara içilen alanların bar ve kahveler olduğunu sanıyorduk. Meğer, loto ve ganyan bayileri çok daha beter durumdaymış. Şimdi ise bunlar çok daha hoş ortamlara dönüştü.
İrlanda’da, şaka yollu da olsa, hükümetin üst düzey görevlerinde yer almanın yolunun Amerika’dan geçtiği söyleniyor. Siz de bu nitelikte biri misiniz?
Lisans, yüksek lisans ve biyoteknoloji konusundaki doktora çalışmalarımı Irlanda’da tamamladım. Ardından ABD’ye gittim ve önce Warner-Lambert ilaç şirketinde, bir süre de American Hospital Supply (AHS) adlı bir tıbbi donanım şirketinde çalıştım. Daha sonra, 2001-2004 yılları arasında başkanlığını üstlendiğim Avrupa Komisyonu Birleşik Araştırma Merkezi’ndeki (BAM) görevimden önce, AHS’nin Belçika ve Isviçre ofislerinde çalıştım.
Neden İrlanda’ya döndünüz?
Şimdi bir ilke imza attığım bu müthiş iş önerisini almıştım. Liechtenstein’lı olan eşim bu önerinin İrlanda’ya dönmem için bir fırsat olduğunu ve bunu değerlendirmezsem belki de bir daha ülkeme hiç dönemeyeceğimi söyledi. Brüksel’de zaten üst düzey konumlarda çalışan bir yığın İrlandalı vardı. Bu yüzden de öteki AB üyesi ülkelerden gelecek yeni elemanlara yer açılması yönünde epey bir baskı yapılıyordu.
İrlanda’da adınızı duyurmak için çok çabalıyor musunuz?
Hayır, çünkü İrlanda iş yerlerinde sigara yasağını uygulayan ilk Avrupa ülkesi. Yasağın bilimsel temelini büyük ölçüde Italya’nın Ispra kentinde BAM grubu tarafından yürütülen çalışmalar oluşturdu. Bu çalışmalar yalnızca bir rüzgar tünelindekine benzer bir havalandırma düzeyinin sigara dumanını yeterince yok edebileceğini ortaya koyuyordu. Bu tartışma bağlamında Irlanda medyasında sıklıkla yer aldım. Özellikle de, sigara yasağının işlerini bozacağından korkan bar işletmecileriyle çekişmelerim basına yansıdı.
Bu tartışma lehinize mi sonuçlandı?
Şu anda Dablin’in bir barındayız. Artık İrlanda halkı ve ülkeyi ziyaret eden turistler de yasağı destekliyorlar. Sigara dumanından arınmış bir havada her şeyi tüm duruluğuyla görebiliyorsunuz. Bir süre önce buraya gelen bir bira dağıtıcısı o sırada sigarasını tüttürdüğü için neredeyse linç edilecekti. Üstelik onu linç etmeye kalkışanlar barın çalışanları değil, müşterilerdi. Avrupa’nın öteki ülkelerinde de benzer girişimlere katkıda bulunmam isteniyor. Liverpool, İskoçya, İtalya, Norveç ve Hollanda benimle iletişime geçmiş durumda ve sigara yasağının yaşama geçirilmesi yönünde birtakım girişimlerde bulunuyorlar.
Sigara yasağı daha geniş bağlamda insanlara ne öğretiyor?
Yasaklama, bilimle siyasetin birarada yürüdüğünün çarpıcı bir örneği. Bu fikir bilimsel kanıtlar sonucunda ortaya çıkmadı, ama bilimin desteği olmadan da yaşama geçirilemezdi.
Bilim, sağlık ve güvenlik açısından gerekli olan önlemlerin alınması yolunda itici bir güç oldu. Sigaranın kansere neden olduğu herkesçe biliniyor, ama kalp ve damar hastalıklarını da tetikliyor. Kalp vakıflarından büyük bir destek gördük. Irlanda’da halk bar ve kahvelere çocuklarını da götürüyor, ve sigara dumanı çocuklarda çeşitli hastalıklara yol açıyor.
İnsan genomuyla ilgili araştırmalar sayesinde gelecekte astım gibi sanayileşmiş ülkelerde hızla tırmanan hastalıkların ardındaki çevresel etmenleri de daha iyi kavrayabileceğiz.
Sizi bilime çeken ne oldu?
Erkek kardeşim biyokimya uzmanıydı. Bu nedenle öğrenciliğim sırasında onun laboratuvarında çalışma olanağını buldum. Cork Üniversitesi’nde biyoloji eğitimi gördüm. Ilk başlarda toplumsal tartışma ortamı çok daha fazla ilgimi çekiyordu. Sonradan Londra’da gençlere yönelik bilimsel bir seminere katıldım. Benim için müthiş bir deneyim oldu. Bu deneyimden belleğime kazınan şey sunulan malzemenin enginliği oldu. Tropikal bir hastalıkla ilgili bir konuşmadan çıkıp, Sovyetler Birliği’nde parçacık fiziğiyle ilgili bir konuşmaya katılıyordum. O sırada tanıştığım insanlarla bugün de görüşüyorum. Olayın 1968’de yaşandığı düşünülürse, pek de fena sayılmaz.
Kendinizi ne tür bir bilim insanı olarak değerlendiriyorsunuz?
Matematik ve fizikle aram çok iyidir. BAM’de nükleer araştırma çalışmalarına katıldım. Biyoloji eğitimi gördüm ama, bilimin çok daha farklı dallarına da ilgi duyuyorum. Geliştirdiğim sanayi yöntemlerinin birçoğu günümüzde de kullanılıyor. Daha önceleri bebeğin kanındaki amonyak düzeyinin belirlenmesi için ondan çok yüksek miktarlarda kan alınması gerekmekteydi. Geliştirdiğim reçine esaslı yöntem sayesinde bu işlem çok daha kolaylaştı. Sanayi dalında çalıştığım dönemde, kanın hiç zarar görmeden dondurulup yeniden sulandırılmasını sağlayan birtakım yöntemler geliştirdim. Bu yöntemler karşılaştırma amacıyla ülke çapında çözümlemeler yapılmasına olanak tanıyor.
Sizde en çok coşku uyandıran şey nedir?
Farklı disiplinlerden bilim insanlarını biraraya toplayıp birlikte bir şeyler yapmak. Söz gelimi, hastalıkların düzenleriyle ilgili somut kanıtların bulunması için genbilim, çevrebilim ve matematik uzmanlarını biraraya getirmeyi, ya da tüm dünyadaki astım araştırmacılarının birlikte çalışmalarını sağlamayı çok isterdim. Kendimi bilimin bir uyarıcısı olarak görüyorum.
Bilim dışında at yarışlarına ve özellikle de konkurhipiğe ilgi duyuyorum. Hükümetten, başarılı olursam beni İrlanda Jokey Kulübü’nün başkanlığına getirerek ödüllendirmelerini istedim.
Eski mesleğinizle yenisi arasında nasıl bir bağlantı var?
İrlanda hükümeti uluslararası bir bakış açısına sahip, özel ve kamu sektörünü çok iyi bilen birini arıyordu. Onlara gerektiğinde acımasız olabileceğimi kanıtladım. BAM’nin başına geçtiğimde AB’nin çoğu kodaman üyelerinin kafalarındaki tek soru oranın ne zaman kapanacağıydı.
Merkezin araştırmalarda, söz gelimi nükleer enerji gibi, fazlasıyla köhnemiş teknolojilere bağımlı olduğu düşünülüyordu. Yönetime geçer geçmez merkezin üst düzey yöneticilerinden yedisinin işine son verdim ve kurumda herhangi bir sarsıntıya neden olmadan ciddi değişikliklere gittim. Sendikaların kimi zaman ne denli uzlaşması olanaksız kuruluşlar oldukları düşünülürse, yaptıklarım oldukça kayda değer şeylerdi.
Artık, bizi en çok eleştiren Britanya dahil, tüm üye ülkeler bu konuda çok akıllıca davranıyor. BAM bugün de buluşla ilgili araştırmalar yapmakla birlikte, Avrupa politikasına bilimsel destek sağlayan bir kurum olarak yeniden düzenlendi. Avrupa yasalarının %30 kadarını bilimsel bileşkeler oluşturuyor. Merkez aynı zamanda, komisyonun bir sonraki araştırma programını içeren 7. Çerçeve’nin de belkemiğini oluşturacak.
Avrupa ülkeleri bilimsel tartışmalara çözüm getirmede ne denli başarılı?
Pek başarılı sayılmazlar. Genetik değişimden geçirilen besinler konusundaki tartışma Avrupa ülkelerinin gelecek vaat eden bir teknolojinin rafa kaldırılmasına hazır olduklarını gösteriyor. Avrupa’da genetik değişim ABD’ye kıyasla daha az kullanıldığından, halkın bu yönde desteği de daha az. Örneğin, muz ya da tütünden canlı aşı üretilmesine olanak tanıyacak birtakım yeni yöntemler geliştirebilecek geleceğin bitki genetiği kuşağını yitirme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu konuda kimsenin kötüye kullanmayacağı birtakım yasalara gerek var.
İnsan ensülini ve büyüme hormonunun da ortaya koyduğu gibi, genetik değişim insan yaşamı açısından büyük bir değer taşıyor. Bu yöntem çiçek ve şarbon aşılarının geliştirilmesine de yardımcı olabilir. Genetik değişim çevresel etkileriyle ilgili ciddi birtakım sorunları da beraberinde getirdiğinden, bundan nasıl yararlanılacağı oldukça karmaşık bir konu.
Aynı şey kök hücre araştırmaları için de geçerli olabilir mi?
Kök hücrelerle ilgili olarak yine ABD’den farklı bir bakış açısına sahip olmamıza karşın, buradaki farklılık daha çok kürtajla ilgili. Bence Avrupa bu konuyu kapsamlı bir biçimde ele alıyor, ama din ve etiği fazlasıyla abartıyor. Tartışmacılar cenin ve embriyon arasındaki farkı bilmiyorlar.
Bu konuyla ilgili politikanın belirlenmesi amacıyla, Irlanda hükümetine bir öneri taslağı hazırlıyorum. Böylesine gelecek vaat eden bir teknolojiye kısıtlama getirilmek istenmesine bir anlam veremiyorum.
Böylesi bir tartışma bağlamında bilim danışmanı başkanı olarak konumunuz ne ifade ediyor?
Amaç İrlanda’nın son zamanlarda kaydettiği gelişmeyi uzun erimli kılmak. Bağlı olduğum resmi bir kurum yok. İrlanda hükümeti uluslararası bir panelin önerisi üzerine beni bağımsız danışman olarak görevlendirdi. Yöneticiden çok bir danışman olarak, görevim hükümetle görüşmeleri yürütmek ve kamu tartışmalarına karışmamak. İrlanda’da çok az bilim insanı yetiştiğinden, eğitimin gerekli olduğuna inanıyorum. İrlandalı öğrenciler fen derslerinde daha çok zorlanıyorlar. Bu yüzden bilime yönelecek nitelikli öğrencilere gerek var.
İrlanda’da bilim hangi düzeyde? Sizce ülke 2010 yılına dek GSMH’nin %3’ünün araştırma ve geliştirmeye ayrılmasını öngören AB hedefine ulaşabilir mi?
Şimdilerde % 1,2 olan bu değerin kısa sürede % 2,5’a ulaşacağını umuyorum. Ülkede temel araştırmaları yürüten İrlanda Bilim Vakfı bütçesinin büyük bir bölümünü sanayi teknolojisi ve biyoteknolojiye ayırıyor. Bu da, söz konusu alanlarda keşif araştırmalarına yöneleceğimiz anlamına geliyor. Böylelikle, birtakım yeniliklere öncülük ederek ülkeye yeni yatırımların yapılması sağlanabilir.
Herhangi bir araştırma türünü ülkeye çekecek olsanız, neyi seçerdiniz?
Seçimim sanayi teknolojisi ile sağlık arasında köprü oluşturan araştırma gruplarından yana olurdu. Örneğin, BAM’de kimyasal güvenliğin sağlanması yönünde bizleri önceden bilgilendirmesi için Bayes mantığı üzerinde çalıştık. Böylece, binlerce hayvan üzerinde deneyler yapmamıza gerek kalmaksızın güvenlikle ilgili değerlendirmeler yapabiliyorduk.
İrlanda’da klinik deneyler zaten yoğun bir sanayi dalı. Bu alanda hizmet veren Icon adlı şirket 1800 eleman çalıştırıyor. Bir de sağlık sektörünü ve bu alanda yararlanılan teknolojinin yeniden gözden geçirildiğini düşünün. Uzaktan duyumla ilgili olarak geliştirdiğimiz bilgi teknolojisi Irlanda’da doğrudan uygulanıyor, zira ülkede çok sayıda küçük yerel hastane var. Yeni duyum ve iletişim teknolojileri tanı koymada onlara çok daha geniş olanaklar sağlayabilir.
İrlanda’da nanoteknoloji, sanayi teknolojisi ve bilişsel sinirbilim gibi farklı dalları biraraya getirmeye çalışan araştırma grupları da var. Söz gelimi, nano parçacıkları biraraya getirmeyi öğrenirsek beynin bellekle ilgili merkezlerinde meydana gelen zararın nasıl giderilebileceğini de kavrayabiliriz. Irlanda’nın bu tür çarpıcı yeniliklere gebe olduğunu düşünmek, sanırım, hiç de yanlış olmaz. |