|
Einstein’ın Görelilik Kuramı’nın 100 yılına, modern dansçılar da ‘Sabiz Hız’ oyunuyla katıldı. Oyunda, fotoelektrik etki, ışığın yığınlar halinde gelişinden ve her dalga uzunluğunun farklı bir enerjiye sahip olmasından yola çıkıldı. Dans, beyazla (beyaz ışıkla) başlıyor ve ardından daha güçsüz bir renk olan kırmızı devreye giriyor. Daha sonra bir iki mavi dansçı giriyor ve tüm sahneye egemen oluyor.
Bilimle sanat sanat birleşir? Örneğin Einstein’ın teorilerin sahneye, modern dansa uygulanmak istenirse, nasıl bir şey ortaya çıkar? Fizikçiler ne der? İnsanlar fizikten nefret mi eder yoksa sever mi?
İşte size fiziğin temel ilkelerini sahneye uyarlayan modern dansçılar yapılan bir söyleşi..
Koreograf Mark Baldwin’e bundan bir buçuk yıl önce Einstein’ın çalışmaları hakkında bir soru sormuş olsaydınız size boş bakışlarla bakmakla yetinirdi. Şimdi ise, kuramsal fizik uzmanı Ray Rivers’in yardımıyla, Einstein’ın 1905 yılında kaleme aldığı görüşleri Rambert Dans Topluluğu için çağdaş dansa uyarladı. Baldwin ve Rivers Einstein’ın görüşlerinin dansla neden öylesine bağdaştığını dile getirdiler
Genelde sanatla bilim arasındaki işbirliği konusunda ne düşünüyorsunuz?
Baldwin: İç karartıcı ve sıkıcı.
Rivers: Bir bölümü sıkıcı. Çünkü birlikte iyi bir geçmişleri yok. Bu tür girişimlere karşı değilim. Genellikle iyi niyetli olsalar da, kimilerinin yaşama geçiriliş biçimlerinde bir terslik var. Bir kezinde insanların sarı kuvarklara büründüklerini anımsıyorum. O gün bugündür oradan geçtiğimde içim bir garip olur.
Baldwin: Bir süre önce uzayda delikler açıp içinde kaybolan çocukların konu edildiği bir tiyatro oyunu sahnelendi. O oyunu izlemek hiç içimden gelmedi.
Koreografisini gerçekleştirdiğiniz "Sabit Hız" ne açıdan farklı bir yapıt?
Baldwin: "Sabit Hız" saygın olmaktan uzak, son derece göz kamaştırıcı, ucuz ve iğrenç bir yapıt. Fizik Yayıncılık Enstitüsü Einstein yılı kutlamaları için birtakım projeler gerçekleştirmek istiyordu. Fizikten hiç bir şey anlamadığımdan, bu konuda Ray’e danışmamı önerdiler.
Neden dans?
Rivers: Burada, şimdi ve o sırada ne olduğunu dışa vurma açısından dans, belki de sanatın tüm dalları içinde en elverişli olanı. Bir bakıma, denklemleri devinimle temsil etmenin çeşitli yolları var. Çünkü bu denklemler genellikle devinimle ilgilidir. Einstein’ın çalışmalarındaki denklem ve görüşler son derece dinamiktir. Onun 1905’te kaleme aldığı görüşler tüm görsel sanatlar içinde en çok dansla bağdaşır.
Oyunla ilgili olarak dizginler sizde miydi?
Baldwin: Ray ile yaptığımız görüşmeler sonucunda Brown devinimi ve fotoelektrik etkinin başlangıç için en uygun konular olduğu kanısına vardık. Bu görüşler özünde soyut olduklarından onları özümsemem çok daha kolay oldu.
Rivers: Einstein bir yığın başka şey de yaptı. Onu düşündüğünüzde soğuk savaşı ve nükleer silahlarla ilgili görüşlerini kavramanız da çok daha kolay olur. Ancak 1905 kayda değer bir yıldı ve ikimiz de birçok şeyi buna dayandırmakla akıllılık ettik.
Işe nasıl başladınız?
Baldwin: Ray bana pille çalışan bir oyuncak getirdi. Çalıştırıldığında gelişigüzel zıplayan bu top biçimindeki oyuncak molekülün uzayda nasıl devindiğini çarpıcı bir biçimde gözler önüne seren bir örnekti. Koreografik açıdan neler yapabileceğiniz yönünde farklı görüşlerin ortaya atılmasına olanak tanıması müthiş bir şeydi. Ortalıkta çılgıncasına yuvarlanan ve sizi hangi yöne çekeceğinden bir türlü emin olamadığınız bu şeyden yola çıkarak bir yığın hareket oluşturdum.
Ya fotoelektrik etki, onu nasıl yansıttınız?
Rivers: Fotoelektrik etki, ışığın yığınlar halinde gelişini anlatır. Işığın her dalga uzunluğu farklı bir enerji ve bağlama sahiptir.
Baldwin: Mavi ışık kırmızıdan çok daha güçlüdür. Bunu öğreniyorum. Renk kodlamasını baştan sona kullanıyoruz. Dans beyazla başlıyor ve ardından daha güçsüz bir renk olan kırmızıyı devreye sokuyoruz. Daha sonra bir iki mavi dansçı giriyor ve tüm sahneye egemen oluyor.
Sahne donanımından yararlandınız mı?
Baldwin: Işığın yığınlar halinde gelişini göstermek için el yapımı dev bir top ayna kullanıyoruz. Minicik aynalar topun üzerine gelişigüzel yerleştirildiğinden yansımalar beklenen yerde olmuyor. Izleyici önce yansımaları görüyor ve ardından top yere indiriliyor.
E=mc2 denklemini nasıl yansıttınız?
Rivers: Özel görelilik ve ışığın sabit hızı kavramları benzetme ve eğretilemelere pek uygun değildirler. Bulabildiğim en yakın benzetme ardışık biçimde oluşan bir şeyi ele alıp bunu aynı anda izlemek oldu.
Baldwin: Koreografi açısından yaptığım, uzun soluklu devinimleri bir şerit halinde stüdyoya taşıyıp onları sıkıştırmak oldu. Bunu dansçıların yaptığını siz bilmiyorsunuz, ama onlar biliyorlar.
Gösteriyi izleyenler Einstein’ın görüşlerini yakalayabilecekler mi?
Baldwin: Muhtemelen hayır. Bir müzik parçasını dinleyip de,"Evet, onu anladım," diyemezsiniz. Sanatta işler öyle yürümüyor. Dans bir yığın görüşü biraraya toplayıp onlara kendi yorumunu getirir. Her şey belirsizdir ve izleyici onu kendince yorumlar.
Rivers: Pek sanmam. Böylesi bir şey onları hüsrana uğratabilir. "Sabit Hız"ın özelliği müthiş bir koreografi örneği olması. Brown devinimi Einstein’ın 1905 çalışmalarıyla haşır neşir olanların tanıyabilecekleri bir şeydir. Bedenin koreografinin bir parçası olarak gelişigüzelliğine yer veren başka hiç bir dans yapıtına rastlanmıyor.
Müzik seçiminde nasıl bir yol izlediniz?
Rivers: Einstein’ın 1905 çalışmaları 19. yüzyıl klasik fizik geleneğinden yola çıkıyor ve bunun üzerinde özüne sadık kalacak biçimde oynamalar yapıyordu. Öyle ki, müzik açısından bizim için iki seçenek vardı. Ya 19. yüzyılın klasik müzik geleneğini yerle bir eden bir erken 20. yüzyıl bestecilerinden birinin müziğini seçmek, ya da klasik geleneğe sadık bir bestecinin müziğini alıp buna devinimler aracılığıyla farklı bir boyut kazandırmak.
Baldwin: Önce Arnold Schoenberg’den Strauss valslerine uzanan farklı türlerde bir yığın müzik dinledik. Böylece kendime bir yol çizecektim. Bir aşamada Björk bile devreye girdi.
Fiziği popülerleştirmek gibi bir amacınız mı vardı?
Baldwin: Tiyatro salonlarının boyutları göz önünde tutulduğunda, bu görüşlere bir bakıma popülerlik kazandırıyorduk. Fizikçiler ülkeyi baştan başa dolaşıp yılda 55,000 kişiye seslenmezler, ama bizler bunu yaparız. Göz kamaştırıcı giysiler içinde salınan muhteşem dansçılarımız şimşek gibiler. Bu gösterilerin insanın içini ısıtan, samimi bir yönü var. Fiziğin öyle bir özelliği yok.
Ne var ki, eğitimin de bunda büyük bir payı var. Işliklerimizde her yıl yaklaşık 6000 gence bir şeyler öğretiyoruz.
Gençleri eğitirken onların bir görüşü fiziksel açıdan yorumlamak zorunda olmaları son derece ilginç. Bu gençler daha sonra o görüşü çok daha ayrıntılı bir biçimde yorumlama olanağını elde ediyorlar. Çağdaş dansta bu tür şeyler yapılması gerektiğine inandığımdan, bu beni gerçekten de çok mutlu ediyor. Çağdaş dans başka dünyalarla bağlantı kurmaya çalışarak kendi dünyasını zenginleştirmeli.
Fizikçilerin ne düşündükleri sizi kaygılandırıyor mu?
RR: Hayır. Bence gösteriyi izlemeye giden kimi fizikçiler düşkırıklığına uğrayacaklar. Biz fizikçiler bir bakıma indirgeyici bir topluluğuz. Onların gösteriyi izledikten sonra,"Üzgünüz, ama biraz kaba olmuş," dediklerini görür gibiyim.
Bu çalışma size ne verdi?
MB: Bu süreç sonunda, ışığın gelişi, herkesin farklı bir gerçekliği olduğu, zamanın kişiye göre değiştiğini ve tek değişmeyen şeyin ışığın hızı olduğunu, kısacası her şeyin özünde fiziğin yattığını fark ettim. Tüm evrenin özü fizik ve bu da dans izleyicisi açısından müthiş bir şey.
Fiziğin dansla bağdaşabilecek başka alanları da var mı?
Rivers: Bir yığın şey var. Sürtünmenin dünyamızın işleyişiyle ilgili görüşümüze egemen olmasından başlayarak devinimin belli bir kalıba oturtulmuş tarihçesi dansa uyarlanabilir. Aristo’nun bir çift pateni olsaydı, belki dünyaya bakışı da çok daha farklı olurdu.
Baldwin: Bu çok ilginç, çünkü koreografi denen şey bundan ibaret. Toplumda dansa verilen önem müzik denli yoğun değil. Bu yüzden devinimin evreni derinden etkileyen onca yolu üzerine kafa yorulması dansçıların yüceltilmesi açısından çok hoş bir şey. |