|
Murat BARDAKÇI'nın yazısı
Hürriyet’te yarından itibaren ‘Kasalarda Saklanan Gizli Büyü Kitapları’ başlığıyla üç gün devam edecek olan bir yazı dizisi yayınlayacağım.
Dizide bundan asırlarca önce kaleme alınmış olan, bugün elyazması kitaplıklarımızda saklanan ama okuyucuya verilmeyen, sadece özel izin almış araştırmacılara gösterilen ve genellikle kütüphane müdürlerinin odalarındaki dolaplarda yahut kasalarda muhafaza edilen çok önemli bazı kitapların öyküsü ve bunlardan yapacağım alıntılar yer alacak. Bu kitapların ortak bir konusu var: Başka bir álemle yani ‘öteki dünya’ ile temasa yarayan bilgiler verdiklerini iddia edip iyi ve sağlam bir büyünün kurallarını, cinler álemi ile temasın usullerini, cinlerden ‘hizmetkár olarak istifadenin esaslarını anlatmaları ve geleceği belirleme metotlarını öğretmeleri...
Hürriyet’te yarından itibaren üç gün boyunca bir dizi yayınlayacağım: ‘Kasalarda Saklanan Gizli Büyü Kitapları’. Dizide asırlardan bu yana elyazması kitaplıklarımızda muhafaza edilen ama okuyucuya verilmeyen, sadece özel izin almış araştırmacılara gösterilen ve genellikle kütüphane müdürlerinin odalarındaki dolaplarda yahut kasalarda saklanan çok önemli bazı kitapların öyküsü ve bu kitaplardan yapacağım alıntılar yer alacak.
Kitapların ortak özellikleri başka bir álemle, yani ‘öteki dünya’ ile temasa yarayan bilgiler verdiklerini iddia etmeleri. Sayfalarında iyi ve sağlam bir büyünün kuralları sıralanıyor, cinler álemi ile temasın usulleri anlatılıyor, cinlerin ‘hizmetkár’ olarak nasıl kullanılabileceklerinden söz ediliyor, geleceği belirleme metodları öğretiliyor ve ‘ebced’, ‘remil’ ve ‘cifir’ gibi diğer gizli ilimler konusunda bilgiler veriliyor.
CİNLERİN EFENDİSİ
İşin şu tarafını hiç unutmayalım: Sihir, muska, ruh, cin, büyü, kehanet ve keramet gibi konular binlerce seneden bu yana herkesin merak ettiği, hatta en inançsız kişilere bile ‘acaba’ dedirten kavramlardır ve uygulamaları da tarih boyunca bu işlerle uğraşan kişilerin entelektüel seviyelerine göre değişiklikler göstermiştir. Sıradan bir cinci yahut büyücü rakibine zarar vermek için tütsüler yakıp dualar okuduktan sonra yumurta veya tahta kaşık gibi nesneleri bir mezarın ayak ucuna gömmüş ama konunun daha üst seviyede olan erbábı işi çok daha başka metodlarla, meselá temas etmek istediği bedensiz varlığın ismini özel bir seremoninin esrarlı kuralları içerisinde belki de binlerce defa tekrarlamış ve geleceği matematik temeline dayanan yine çok özel bazı işlemlerle öğrenmeye çalışmıştır.
Yarın başlayacak ve üç gün devam edecek olan dizide eski zamanlarda yaşamış sıradan bir mahalle falcısının kehanet usulleri değil, ‘üst seviyedeki’ kişiler tarafından kaleme alınmış olan eserlerden alıntılar yer alacak.
İşte, dizide bahsi geçecek olan konulardan bazıları:
İslam dünyasında ‘öteki álem’ ile temasta asırlardan bu yana kullanılan üç temel metod: ‘Ebced’, ‘remil’ ve ‘cifir’... Harflerin verdiği gizli mánálara ve her harfin sahip olduğu sayı değerine dayanan ‘ebced’in hesaplanması, kuma çizilen şekillerle geleceğin öğrenilebileceğine inanılan ‘remil’in kuralları ve temeli yine harflerle sayılara dayanan ama bir çeşit yüksek matematik olan ‘cifir’in temel kuralları...
Atalarımızın cinlerle temas metodu olduğunu söyledikleri ‘celb’in esasları, cinler vasıtasıyla diğer kişilerin etkilenmesi yani ‘teshir’ ilmi ve cinlerin hizmetkár olarak kullanılması, ‘hüddamcılık’...
Meleklerle temas edilebilir mi? Bu iş mümkün ise hangi melekler nasıl davet edilirler? Melekler neye benzerler? Nesiller önce yaşamış olanlar meleklerin şekillerini nasıl düşünmüş ve nasıl çizmişlerdi?
Dünyayı idare ettiklerine inanılan ve ‘kutup’ denilen kozmik yöneticiler. Kutupları sembollerle gösteren resimler, bu kişilerin isimleri ile yaşadıkları ve yaşayacakları dönemler...
Piyasada bugün bu konularda kaleme alınmış çok sayıda kitap bulunmasına rağmen, yarın başlayacak olan dizide sözünü edeceğim elyazmalarının okuyucuya çıkartılmamasının tek bir sebebi var: Bu eserlerin ‘ciddi’ olduklarına inanılması; yani öyle sıradan kişilerce değil, işin erbábı tarafından yazılmış olduklarının bilinmesi ve verdikleri bilgilerin denenmesi hálinde bu bilgileri uygulamaya kalkanların yahut hedef alınan kişilerin başlarına bir şey geleceğine kesin gözüyle bakılması...
Dolayısıyla, dizide sözünü edeceğim kitapların sadece isimlerini yazacak ama hangi kütüphanelerde bulunduklarını maalesef söylemeyecek, bu arada benim özel kitaplığımdaki diğer bazı eski elyazmalarından da alıntılar yapacak ve bu konularla ilgili olarak daha önceden yayınlanmış bazı eski çizimlere de yer vereceğim.
Ve, bütün bu yazdıklarımdan sonra küçük bir hatırlatma: Lütfen, elyazması kütüphanelerine gidip bu kitapları aramayın, bulamazsınız. Zira kataloglarda başka isimlerle kayıtlıdırlar, bulsanız bile zaten göstermez ve Kültür Bakanlığı’ndan alınması aylar süren bir izin macerasına girmenizi isterler. Üstelik tamamı eski harflerle ve bazıları da Arapça olan bu kitapları eski yazı ile Arapça’yı bilseniz dahi anlamanız son derece zordur ve bu konularda sağlam bir temel bilgi gerektirir. Dolayısıyla málum kitaplara ulaşıp rakibinizi bertaraf etmek yahut geleceğinizi öğrenmek hevesine kapılmayın ve boşa harcayacağınız zamana acıyın!
80 yıldan buyana suskun kalan Osmanoğulları ilk kez ekrana çıkıyorlar
BUNDAN birkaç hafta önce, 1924’te Türkiye’den sınırdışı edilen Osmanoğlu Ailesi’nin sürgün hayatlarından alınmış kesitleri ‘Son Osmanlılar’ adıyla bir TV belgeseli haline getirdiğimi ve çekimleri biten belgeselin, montajın tamamlanmasından sonra Kanal D’de yayınlanacağını yazmıştım.
Yazımın çıkmasından sonra okuyuculardan çok sayıda e-mail’ler aldım. ‘Son Osmanlılar’ın yayın tarihini merak ediyor ve ‘son dönem Osmanlı Tarihi ile ilgili her şeyi yayınlayıp yayınlamayacağımı’ soruyorlardı.
Cevabını vereyim: Yönetmenliğini tecrübeli televizyoncu İlkgün Serdar’ın yaptığı ‘Son Osmanlılar’, önümüzdeki eylül ayında başlayacak olan yeni yayın döneminde gösterilecek. Ama belgesel siyasi değil, ‘insani’ unsurlar taşıyacak. Gazetecilerden 80 küsur seneden bu yana uzak duran ve kamera karşısına ilk defa ilk defa çıkan Osmanoğlu Ailesi’nin önde gelen mensupları, filimlere taş çıkartacak derecede maceralarla dolu olan hayatlarından kesitleri Kanal D’de anlatacaklar. Belgeselin özetinin yanı sıra yapım öyküsünü de, Hürriyet’te zaten okuyacaksınız.
Bugünlerde belgeselin hem montajı, hem de müzikleri üzerinde çalışıyor ve Türk Müziği’nin çok önemli iki icracısıyla, viyolonselci Uğur Işık ve kemençeci Derya Türkan ile beraber değişik, alışılmamış bir jenerik müziği hazırlıyoruz. Uğur ile Derya’ya ben de tanburumla katılıyorum ve ‘Son Osmanlılar’ için hoş, unutulmayacak bir müzik yapmaya çalışıyoruz. Jenerikte eski bir elyazmasından günümüz notasına aktardığım zarif bir enstrümantal parça çalacak, aralarda da Türk Müziği’nin az bilinen bazı şık örneklerini icra edeceğiz. Meselá, Millet Meclisi’nin 1924’te Osmanoğulları ile ilgili olarak aldığı sürgün kararını o yılların unutulmaz bestecisi Kapdanizade Ali Rıza Bey’e ait olan ve notalarını bundan seneler önce yine benim ortaya çıkardığım ‘Denizde Akşam’ parçasıyla beraber izleyeceksiniz.
Bir imparatorluğun çöküşü sonrasında şahısların yanı sıra toplumun da yaşadığı üzüntülerle, heyecanlarla ve ümitlerle dolu olan ve işin siyasi boyutuna hiç temas etmeyen ‘Son Osmanlılar’ın, hafızalardan silinmeyecek bazı izler bırakacağına eminim. |