|
ÖNCE sorunun adını koymak lazım... Adını koymak için de sorun ne ise onu öne alıp bakmak lazım:
Türkiye’de bir terör sorunu mu var, yoksa bir Kürt sorunu mu?
Biz hep, Türkiye’de ‘Kürt sorunu’ diye nitelendirilecek bir sorun olmadığını düşündük.
Onun için bu sütunda hiçbir zaman ‘Kürt sorunu’ deyimini kullanmadık.
Ama ülkemizin özellikle Güneydoğu’sunda yoğunlaşan bir terör sorunu olduğunu hep söyledik. Bunun Kürt kökenli bir kısım vatandaşlarımızdan güç aldığını elbet gördük, kabul ettik. Ama onların -aynen Başbakan Erdoğan’ın da yakın zamanlara kadar pek çok vesileyle söylediği gibi- Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil etmediğinde hep ısrarlı olduk.
Tabii PKK ile ilişkisi olan veya etkisi altına giren insanların tavırlarını bir parantez içinde ayrıca değerlendirdik.
Biz düne kadar sanıyorduk ki Başbakan Tayyip Erdoğan’la aynı görüşü paylaştığımız az sayıdaki konulardan biri budur.
Öyle sanmamızın nedeni Başbakan’ın birkaç ay önce Norveç’in başkenti Oslo’da kendisine soru yönelten bir kişiye ‘Bizim için böyle (Kürt sorunu diye) bir sorun yoktur’ demesiydi.
Erdoğan’ın kamuoyunda ‘aydınlar’ olarak nitelenen bir grup insanımızla önceki gün yaptığı görüşmede, daha öncekinden 180 derece farklı bir görüş savunmasından anladık ki, Başbakan -artık- öyle düşünmüyor. Türkiye’de sadece terör sorunu değil ayrıca bir de Kürt sorunu olduğunu kabul ediyor.
Diyeceksiniz ki: ‘ne fark eder?’
Ne fark ettiğini anlatalım:
O soruna ‘Kürt sorunu’ dediğiniz zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt kökenli vatandaşlarının tamamını aynı parantez içine alan bir sorundan söz etmiş olursunuz. Oysa Kürt kökenli vatandaşlarımızın -inanıyoruz ki- en az yüzde 80’i bu soruna ilgi dahi duymuyor.
Değil sempatisi, ilgisi dahi olmayan insanı karşıya itmenin akıllıca bir yaklaşım olduğunu söylemek mümkün mü?
İkincisi... Kürt sorunu kavramı Türkiye’nin etnik zeminde parçalanması için fırsat arayanlara ‘Çerkez sorunu’, ‘Laz sorunu’, ‘Gürcü sorunu’ kapılarını açmak için çıkarılmış bir davetiye değil midir?
‘O da nereden çıktı?’ diyenlere örneğin Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki etnik ayrışımı güçlendirecek kitaplara para verip yayınlattığını anımsatalım.
Kaldı ki ‘Kürt halkı’ ve ‘Kürt aydını’ kavramları da aynı şekilde olaya ‘biz’ ve ‘ötekiler’ diye bakma yanlışından kaynaklanıyor. Özellikle ‘Kürt halkı’ kavramı (ki bunu yanılmıyorsak, şimdi Mustafa Kemal’den daha ileri bir Kuvayı Milliyeci geçinen Doğu Perinçek kullanmıştı) Kürt kökenli vatandaşlarımızı kolektif hak talep etmeye yönlendirmektedir.
Oysa Türkiye’nin huzuru ve gücü, etnik kökeni ne olursa olsun tüm bireylerin daha eşit, daha özgür, daha müreffeh olmasındadır. Türk ulusunu Kürt halkı, Laz halkı, Çerkez halkı, Gürcü halkı diye parçalamak isteyenlerin işini kolaylaştırmakta değil. |