|
GÜMRÜK Birliği Anlaşması’nı Avrupa Birliği’nin (AB) tüm üyelerine teşmil etmemizin yarattığı fırtına dineceğine büyüyor.
Büyüyor çünkü attığımız imza ardından yayınladığımız deklarasyonla ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ diye bilinen Rum yönetimini tanımadığımızı ilan etmemizin hukuken geçerli olup olmadığı belli değil.
Bu konuya değinmeden önce belirtelim ki, işbaşındaki hükümetin derdi bir tek bu olsa öper başına koyardı.
Ötede Amerika Birleşik Devletleri ile çözülmesi gereken bir Kuzey Irak sorunu var. Üstelik iki başlı bir sorun:
ABD’nin Türkiye’ye verdiği bazı sözleri tutmadığı bilindiği için ister istemez ‘Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasına karşı olduğuna’ dair açıklamaları, kuşkuları ortadan kaldırmıyor.
Öte yandan PKK konusunda ABD sanki Türkiye’yi değil de PKK’yı destekliyormuş gibi bir politika izliyor... ‘Terörist örgüt’ dediği PKK’nın Kerkük’te alenen büro açmasına engel olmadığı gibi o büronun çatısına örgüt flamasını asmasından Türkiye’nin duyduğu rahatsızlığı da dikkate almıyor.
Buna karşılık Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül ‘PKK’yı yakından izlediğimizi’ söyleyerek kamuoyunu tatmin edeceğini sanıyor.
‘Yakından izlediğiniz zaman aldığınız sonuç bu ise... Uzaktan izlemeniz halinde durum acaba ne olurdu?’ diyen birine bilmiyoruz Gül ne yanıt verirdi.
Kuzey Irak konusunda sergilediğimiz ‘çaresizlik’ görüntüsü, içeriyi etkilemeseydi belki katlanılabilirdi.
Oysa Kuzey Irak ülkemizin içindeki PKK terörünü besliyor. Ve hükümet hem yurtiçindeki terörü kazımak için politika ve strateji oluşturamıyor hem de ‘Terörle mücadele için Başbakanlığa bağlı bir yapı oluşturulmalı’ yolundaki öneriyi tartışmaya, görüşmeye bile gerek duymadan elinin tersiyle itiyor.
Deklarasyon konusuna dönecek olursak:
Orada Rum yönetimini tanımayışımızın gerekçesi olarak ‘İşbu protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960’ta kurulan asıl ortaklık devleti değildir’ dedik ve ‘Kapsamlı bir çözüm bulununcaya kadar, Türkiye’nin Kıbrıs’a ilişkin tutumu değişmeyecektir. Türkiye, Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüm sonucunda oluşacak yeni ortaklık devleti ile ilişkiler tesis etmeye hazır olduğunu beyan eder’ diye de taahhütte bulunduk.
Oysa şimdi Rum yönetimine karşı tutumumuzu ‘kapsamlı bir çözüm bulunmadan önce’ değiştireceğimizin işaretlerini vermeye başladık. Örneğin ‘Avrupa Birliği Kuzey Kıbrıs’ın izolasyonunu ortadan kaldıracak önlemleri uygulamaya başlayınca bizim de limanlarımızı, havaalanlarımızı Rum yönetimine açacağımızı’ ilan ettik (3 Ağustos 2005, gazeteler).
Eğer deklarasyondaki koşullardan birini değiştirdikse ötekilerin ardında sağlam duracağımıza kimi inandırabiliriz. Bu bir.
İkincisi Fransız Başbakanı ‘Türkiye resmen Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımadıkça AB ile görüşmelere başlayamaz’ deyince ‘Bu konu AB’nin değil, Birleşmiş Milletler’in (BM) konusudur’ yanıtını verdik.
İyi de... Rum yönetimini meşru Kıbrıs Devleti sayan da BM değil miydi? |