|
Alper YOLDAŞ
Otomobillere merakınız nasıl başladı?
Otomobil merakı kendimi bilgim bileli vardı. Yaşamdaki ilk hatıralarımda otomobilin yeri vardır. Oyuncak otomobillerim vardı, onları söker tadilat yapardım. Sonrasında ise ralliye ilgi duymaya başladım. Lisedeyken rallilere hakem olarak katıldım. Ardından da yarışmaya başladım.
Hem otomobil kullanmak hem de işin mühendislik tarafını bilmek size ne gibi faydalar sağladı?
Otomobilleri hem kullanmak hem de mekaniğiyle uğraşmak hoşuma gidiyordu. Benim için kilit noktalardan biri de bu oldu. Otomotivde mühendis olarak sivrilmiş kişiler genelde yaptıkları işlerin otomobil kullanımına nasıl yansıdığını ancak ikinci elden öğreniyorlar. Normalde sürücü hissettiğini mühendise aktarıyor, mühendis de anladığı kadarıyla değişikleri yapmaya çalışıyor. Otomobil kullanmasını iyi bilen insan mekanik olarak yapılması gereken değişiklikleri kendisi belirleyebiliyor. Hem kullanabildiğim hem de işin mühendisliğini yaptığım için icatlarımı çok çabuk geliştirdim. Testler çok hızlı yürüdü.
Teori ve pratiği bir arada yaşamak ne kadar önemli?
Genelde bu işin mühendisliğini iyi bilen insanlar ellerini hiç kirletmemiş oluyorlar. Ellerini kirletenler ise akademik konuda çok zayıf kalıyorlar. Benim şansıma benim zamanımdaki otomobillerin şimdiki kadar sağlam olmaması, elimi sıkça kirletmeme neden oldu. Boğaziçi gibi akademik anlamda iyi bir üniversitede eğitim görmem ve otosanayi sitesine yakın oturmam benim için avantaj oldu. Otosanayide bana gösterilen yakın ilgi ve desteğin gelişimime büyük katkısı oldu. Teoriyi pratikte görme şansım oldu. Dolayısıyla, bu işin hem mühendisliğini hem de tamirciliğini en ince detayına kadar çözebildim.
Üniversiteden mezun olduktan sonra Amerika’ya gitmeye nasıl karar verdiniz?
1989 yılında ülkenin şartları göz önüne alındığında, Türkiye’de teknolojinin bir değeri yoktu. Yabancı ve ikinci el teknoloji satın alınıp hemen üretime geçiliyordu. Bu da iç pazarda gayet yeterli oluyordu. Benim bilgi ve yeteneğimin o dönem Türkiye’sinde uygulaması yoktu. Ben de Amerika’ya gittim.
Amerika’da ilk adımınız ne oldu?
Önce 1 yıl ortamı tanıdım. Bu arada da bir kit-car firmasında çalıştım. Türkiye’de ‘Anadol’ ile olan tecrübem orada fiberglass kit-car imalatında faydalı oldu. 1991 yılında da kilitli diferansiyeller ve 4 tekerlekten çekiş sistemleri üzerine icatlarımı geliştirmeye başladım.
İcatlarım Türkiye’de ilgi görmedi ABD’de kapışıldı
Amerika’da beklediğinizi bulabildiniz mi?
Kilitli diferansiyel üzerine icadımı Türkiye’de yapmıştım, ama hiç ilgi göremedim. ABD’ye gittiğimde fikirlerin ne derece değerli olduğunu ve fikri hakların nasıl korunduğunu gördüm. O zaman fikrimi satabileceğimi anladım. Detroit yaşamak için çok kötü bir yer. O yüzden Santa Barbara’da (Kaliforniya) kaldım. Biz de ‘İnsan kendi köyünde peygamber olamaz’ diye bir laf vardır, bu yabancılar için de geçerli. Bir süre sonra Detroit’in dışarıdan gelen fikirlere kendi içindekilere göre daha davetkar davrandığını gördüm. Bu da bir avantaj oldu. O dönemdeki 4 tekerlekten çekiş sistemleri manivelalı ve sorunlu sistemlerdi. Üreticiler sürücünün müdahalesine gerek bırakmayan performanslı sistemler peşindeydi. İstediğimin ötesinde ilgi ve taleple karşılaştım. Numuneler için ücret bile talep ettim. Bu Detroit’in hiç duymadığı bir şeydi. Böylece, hem Ar-Ge yatırımlarını finanse ettim hem de icadımın değeri arttı. En çok ilgi 3 büyüklerden (DaimlerChrysler, Ford ve General Motors) geldi. İcatlarımı ilk hayata geçiren 1999 yılında DaimlerChrysler oldu. Şirketin en iddialı modeli Jeep Grand Cherokee’de 3 tane icadımı birden kullandılar.
Dünya otomotivi ABD ile farkı kapattı
Otomotiv sanayiinin ABD’deki yeri nedir?
ABD’de otomotiv sanayiinin yeri çok vahim. Varılacak yere varıldı, dünyanın geri kalan kısmı aradaki farkı kapattı ve otomotivin eski tadı kalmadı. Otomotiv öyle bir sanayi ki ABD’de insanların yüzde 20’si doğrudan veya dolaylı olarak bu sektörden para kazanıyor. Özellikle, 11 Eylül’den sonra suni talep yaratmak için üreticiler kampanyalara başladı. 12 ay geri ödemesiz sıfır faizle otomobil satın alabiliyorsunuz. Garanti süreleri ve kapsamı çok uzadı. 10 yıla kadar garanti veren firmalar var. Yağ ve filtre değişimi bile garantiye dahil edildi. Rekabet artık inanılmaz boyutlarda. ABD teknoloji olsun rekabet olsun dünyanın geldiği son nokta. Ben de artık, Türkiye’ye dönmek istiyorum. ABD’de kazandığım deneyimleri Türkiye’de değerlendirmek istiyorum.
Otomotivin kalbi gerçekten Detroit’te mi atıyor?
Otomotivin kalbi aslında Kaliforniya’da atar. Ar-Ge ve tasarım stüdyoları Güney Kaliforniya’dadır. Detroit bu işin hamalığını yürütürken, otomotivin gideceği yönü Kaliforniya belirler.
Ar-Ge’ye yatırım yapılmazsa otomotiv hamalıktan kurtulamaz
Türkiye’nin otomotivde geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünyada otomotiv sanayi çok büyük değişimler geçirdi. Otomotivde katma değerler değişti. Eskiden otomobili imal edebilmek belli uluslar ve firmalara özgüydü. Artık, bu ayrıcalık söz konusu değil, rekabet çok artı. Türkiye özelikle son dönemde çok hızlı ilerlemeler kaydetti. Bilmiyorum, Türkiye’de içinde olduğu için insanlar otomotiv endüstrisinin ne kadar geliştiğinin farkındalar mı? Türkiye çok kısa zamanda önemli yol aldı. Bu arada yan sanayi gelişti. Artık otomotivde, tasarım ve motor hariç bütün mekanik aksamların Ar-Ge çalışmaları ve imalatının yan sanayiine devredilmesi amaçlanıyor. Hatta o kadar aşırı ki, bazı fabrikalarda yan sanayiine pavyon verilip imalat hattı üzerinde kendi parçalarını kendilerinin monte etmesi öngörülüyor. Bu şekilde stok ve nakliye maliyeti yan sanayiinin üzerine yıkılıyor. Bu yan sanayiin daha da gelişip palazlanması demek. Yan sanayiin payı gittikçe artacak. Türkiye’deki yan sanayii de bu gelişmelere katılabilecek olgunlukta. Türkiye hafif ticari araçta da çok güzel bir ivme yakalamış durumda. Eğer bir hata yapılmazsa, Türkiye hafif ticaride tek el olabilir. Avrupa’nın da işine gelir.
Türk otomotiv sektöründe Ar-Ge’nin yeri nedir?
Eskiden Türkiye’de Ar-Ge’ye kötü gözle bakılırdı. Harcanan para ziyan edilmiş olarak görülürdü. Bu nedenle kaynak ayrılmazdı. Şimdi gördüğüm kadarıyla durum değişmiş. Ar-Ge’ye para harcanmaya başlanmış. Ar-Ge kısa vadeli bir yatırım değil. Otomotivde bugün yapılan Ar-Ge yatırımı en az 8-10 yıl sonra meyve veriyor. Ama bu yatırım yapılmazsa da otomotiv sanayi hamalıktan daha ileri gidemez.
Otomotivde devrim yaratan icatlara imza atan Murat Okçuoğlu
1990’lı yıllarda atağa kalkan Türk otomotiv sektörünün son dönemde hızlı yükselişi beyin göçünü tersine çevirmeye başladı. Otomotiv sanayiinin bu başarısı ve daha da gelişme potansiyeli yurtdışındaki ‘Türk beyinler’in dikkati çekiyor. Otomotivde devrim yaratan icatlarıyla 16 yıl önce gittiği Amerika’da adından söz ettiren Türk makine mühendisi Murat Okçuoğlu da, çalışmalarını artık Türkiye’de sürdürmek istiyor. 1980’li yıllarda Türkiye’de ralli yaparken icat ettiği 4X4 sistemi ve kilitli diferansiyellerle mucitlik kariyerine başlayan Okçuoğlu, ABD’de otomotiv sanayiinin varılacak yere vardığını ve dünyanın geri kalanının aradaki farkı kapattığını söylüyor.
1999 yılında otomobil sektörünün Oscar’ı sayılan PACE ödülünü kazanan Okçuoğlu, şöyle konuşuyor: ‘1989 yılı Türkiye’sinde teknolojinin bir değeri yoktu. Yabancı ve ikinci el teknoloji satın alınıp hemen üretime geçiliyordu. Bu da iç pazarda gayet yeterli oluyordu. Oysa Türkiye çok kısa zamanda önemli yol aldı. Türkiye’de insanlar otomotivin ne kadar geliştiğinin farkındalar mı?’
Geliştirdiği sistemler, DaimlerChrysler, Ford ve General Motors gibi dev üreticilerin araçlarında kullanılan Okçuoğlu, Türkiye’ye dönmek istediğini, artık Türk otomotiv sanayiine faydalı olabileceğini belirtiyor. |