|
Ayça BARUT
Dışilişkiler uzmanı Alim Erginoğlu, kansere yakalanınca tüm hayatı değişti. Gördüğü tedaviler sırasında işinden ayrılan Erginoğlu, iyileştikten sonra İngiliz eşi Rachel’la birlikte Güneydoğu Asya’yı gezmeye karar verdi. Erginoğlu, 194 gün boyunca yaşadıklarını ‘Bir Türk, Bir İngiliz ve Üç Kuruşluk Dünyadan Notlar’ adlı kitapta topladı.
-Kitabınızın hikayesi nedir?
Kitabın iki hikayesi var. 194 günlük bir Güneydoğu Asya seyahatinin yazılmış günlüğü. Ama hikaye başlı başına o değil, çünkü o geziye çıkmadan önce ayrı bir hikaye var. O da yaşadığım kanser. Bu hastalığın çok vahim bir şey olmadığını, hayatın devam ettiğini, aynı zamanda da insanın kimi zaman U dönüşleri yapması gerektiğini anlatarak yola çıktım.
- İyileştikten sonra işinizi bırakıp seyahate çıktınız, değil mi?
Dışilişkiler uzmanıyım ve uzun yıllar özel sektörde çalıştım. Bu işler başıma gelince, ‘Hayat bu değil’ dedim. Para pul çok önemliyken, başınıza bir şey geldiğinde daha manevi şeyler ön plana çıkıyor. Ben de o listeyi tersine çevirmeye karar verdim.
GÜNDE 15 DOLAR HARCAMA LİMİTİ KOYDUK
- Eşiniz de sizinle birlikte hayatını değiştirdi değil mi?
Eşim Rachel, İngiliz Konsolosluğu’nda çalışıyordu. Eğer ben kansere yakalanıp işimi bırakmasaydım, eşim orada çalışıyor olacaktı ve belki konsolosluk bombalandığı zaman hayatını kaybedecekti. Bu, hayatın çok ince çizgiler üzerine kurulduğunu gösteren bir olay.
- Güneydoğu Asya’yı gezmek uzun zamandır aklınızda mıydı?
Hep böyle bir hayalim vardı. Ama bir Türk olarak bu tür şeylerden korktum yıllarca. Böyle bir seyahat emekli olunca ya da piyangodan para çıkarsa yapılırmış gibi geliyordu. Eşimin İngiliz olması, bu tür inançları bizim yarattığımızı anlamama yardımcı oldu. Çünkü İngiltere’de insanlar hangi sosyal statüden olurlarsa olsunlar, geziyorlar. Biz, günde kişi başı 15 dolar harcamaya karar verdik ve sonuna kadar da buna sadık kaldık.
- Kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?
Bu kitabı yazarak insanlara umut vermek istedim. Kitabı yazmamın bir amacı da Türk insanına gezmenin çok da abartılmayacak bir şey olduğunu göstermekti.
BİZ TÜRKLER BÖCEKTEN BİLE KORKUYORUZ
- Seyahate çıkmadan önce mi karar verdiniz kitap yazmaya?
Hayır, ben hayatım boyunca sadece rapor yazdım. Ama seyahate çıkarken benim en değerli malzemem kalem ve kağıdımdı. Raporlardan sonra seyahatle ilgili yazdıklarımı okumak çok farklı ve keyifli geldi. Bir de ben çok gözlemciyimdir. Gittiğim yerlerden küçük küçük parçalar alırım, fotoğraflar çekerim. Hepsi birleşince, kitap yazmaya karar verdim.
- Yeni seyahat planları var mı?
Güney Amerika’yı mutlaka bu şekilde gezmek isterim. Onun dışında Afrika’da bir bölgeyi gezmek isterim. Bende çok proje var, ama bunları gerçekleştirmek için vakit ve nakit ikilisini de iyi hesaplamak gerekiyor. Artık bir ayağım zaten eşimden dolayı İngiltere’de.
- Seyahatte karı-koca olarak ilişkiniz nasıldı?
Biz Türkler böceklerden bile korkuyoruz. Eşim bunları aşmış bir insan olduğu için sıkıntı yaşamadık. Hatta çoğu zaman ‘Burada yastık pis’ diye ben sızlandım. Karı-koca olarak gitmek gerçekten zor. Ama biz çalışırken birbirimizi doğru dürüst göremediğimizi düşündük ve bu seyahatte onun acısını çıkarttık. Sevdiğiniz insanla böyle bir tecrübeyi paylaşmak dünyanın en güzel şeyi.
Kamboçyalı çocuk beni James Bond sandı
Kamboçya’da yabancıların çok fazla gitmediği bir yere gittik. Kendimize bir-iki gün tatil verdik. Otururken yanıma küçük bir çocuk geldi ve adımı sordu. Ben de şaka olsun diye ‘James Bond’ dedim. Çocuk ‘Öyle mi?’ dedi ve gitti...
O çocuğun Kamboçya’da James Bond’un kim olduğunu bilmesi mümkün değil tabii, ben orada kendi kendime eğleneyim demiştim.
Biz oturduğumuz yerden herkesin her şeyi bilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Ertesi gün çocuk beni görünce ‘James Bond’ diye bağırdı, tabii etraftaki turistlerin hepsi bir anda bana bakmaya başladı. Komikti! |