|
ADALET AĞAOĞLU İHD’den (İnsan Hakları Derneği) ayrıldı.
Sefa Kaplan’ın Bunlar PKK’cı dedi ayrıldı (Hürriyet, 30 Temmuz Cumartesi 2005) başlıklı haberinde Ağaoğlu, sağduyu sahibi herkesin katılacağı bir istifa gerekçesi sunuyordu:
‘Bu ülkede sadece Kürt anası değil, Türk anası da ağlıyor.’
Adalet Ağaoğlu’nun tavrını bütün aydınların dikkatle değerlendirmesini öneririm. O, İHD’nin kurucuları arasında yer alırken de bir aydının işlevinin ne olduğunu gösteriyordu, istifa ederken de bir aydının gerektiğinde kurucusu olduğu bir dernekten de ayrılma bilincini ve sorumluluğunu taşıdığını ispatlıyordu. İkisi de aynı aydın tanımına giriyor.
Milliyet Gazetesi’nin Ağaoğlu’nun sözleri tartışılıyor (Milliyet, 31 Ağustos, Pazar 2005) haberinde; İHD, istifa nedeninin iletişimsizlikten kaynaklandığını belirtiyor.
Ben, derneklerin tek yanlı, taraflı yaklaşımlarına karşıyım. İnsan haklarını sadece bazı insanlar ve topluluklar açısından uygulama yanlışına düşülmemeli.
Bana göre, sanatçılar, edebiyatçılar, her zaman parti yönetimleriyle, siyasal eğilim taşıyan derneklerle özgür düşüncelerinin bağdaşmadığını görmüşler, istifa etmişlerdir. Çünkü örgütler, sanatçıların, edebiyatçıların duyarlı dünyasını ne yazık ki algılayamıyorlar.
* * *
ADALET AĞAOĞLU’nun istifasını okuduğumda, bir yazımı anımsadım. ‘Tek ayakla yürümeyelim beyler’ başlıklı yazımda (Güncelin Çağrısı, s. 132, YKY)aydınların Özgür Ülke Gazetesi’nin bombalanmasını yürüyüş yaparak protestolarını desteklemiş ama aynı aydınların Güneydoğu’daki öğretmenlerin öldürülmesine tepki göstermediğinden yakınmıştım. Aydın tavrının aynı olaylara farklı davranışını eleştirmiştim.
Ünlü romancı, öykücü, denemeci, oyun yazarı Ağaoğlu’nun istifasını okuduktan sonra, iki yazıdan, sanatçı-parti, örgüt ilişkisini tartışmamıza malzeme niteliği taşıyan iki yazıdan söz edeceğim.
Marjorie Perloff, Nobel ödüllü Elfriede Jelinek hakkında yazdığı Vienna Roast yazısında (Bookforum, June/July/Aug/Sept 2005, s. 44) yazarın kitapları üzerine nasıl tepkici yazıların çıktığından örnekler verirken, onun 1974’ten 1991’e kadar Avusturya Komünist Partisi üyesi olduğunu, sonradan ayrıldığını belirtiyor.
Nazi dönemi sonrası başkent Viyana’yı anlatan, filme de çekilen ve Türkiye’de sansürlü çevirisi yayınlanan Piyanist’i okuyan, yaşamını bilen kim onun solculuğundan şüphelenebilir.
Elbette tipik bir parti-sanatçı anlaşmazlığıdır, diyorum.
İkinci yazı; Vietnamese Writer Won’t Be Silenced başlıklı, bir yazarın siyasi iktidarı eleştirmesi (The New York Times, Monday, July 11, 2005).
Kuzey Vietnamlı kadın yazar Duong Thu Huong, Komünist Parti’nin önemli, önde gelen üyelerinden biri iken, daha sonra hain ilan edilmiş. Siyasal yönetimi eleştirdiğinden, sekiz ay hapiste kalmış, 11 yıldır da pasaport verilmemiş.
İşte siyasi parti-sanatçı uyuşmazlığının ilk ve son olmayan örnekleri.
* * *
ADALET AĞAOĞLU, aydınların cesaretini simgeliyor bu davranışıyla. |