|
Suat KAVUKLUOĞLU
Türk Halk müziğinin güçlü seslerinden Sabahat Akkiraz, 18. albümü Seyran’ı temmuz ayı başında yayınladı. Kendisi o günlerde memleketi Sivas’ta olduğundan, albümle ilgili konuşmak ancak şimdi kısmet oldu. İstanbul’a bir konser vermek üzere gelen sanatçı, Seyran albümünde ileride yapmayı düşündüğü türkü operasının da ilk örneklerini veriyor.
Daha önce Londra, Paris, Dublin, Brezilya, Hollanda ve ABD’de konserler veren Akkiraz, önümüzdeki yıl Amerika’da elektronik müzikler üzerine türkü söylemeye hazırlanıyor. Seyran albümünün en güzel sürprizlerinden biri Neyzen Tevfik. Albümde Sivas, Maraş ve Malatya türküleri ağırlıkta.
Türkülerle çok özel bir ilişki kuruyorsunuz. Yeni bir türkü duyduğunuzda eliniz ayağınız birbirine dolanıyormuş. Hatta türkülere olan aşkımdan, başka aşka zaman bulamadım demişsiniz...
- Benim için en büyük aşk türküler. O kadar heyecanlanıyorum ki yeni bir türkü dinlediğimde. Beni en çok rahatlatan şey, türküler.
Uzun yıllar Almanya’da yaşayan biri olarak nasıl oldu türkülerle tanışmanız?
- Türkülerle ilk ilişkimi müzik öğretmenim fark etmiş. Çok küçük yaşlardan beri söylüyormuşum. Öğretmenim babama ‘Nereden duyuyor bunları, dilinde o kadar çok şey var ki sürekli söyleyip duruyor’ demiş. Ben de yaradılışımda böyle şeyin olduğuna inanmaya başladım.
Yeni albümünüz Seyran kısa süre önce yayınlandı. Seyran’ın anlamı, ‘Bir isteklinin bir hükümden bir başka hükme, bir halden başka bir hale geçmesi’ demek. Bu albümde Sabahat Akkiraz, nereden nereye nasıl bir yolculuk yapıyor?
- O bir tasavvuf deyimi. Seyran; Maraş, Sivas ve Malatya’dan derlenmiş sekiz dakikalık bir çalışma albümde. Normalde böyle sekiz dakikalık türküleri okumak bir risktir. Türküler hep daha kısa sürer. Ama ben ileride senfoni orkestrasıyla bir türkü operası projesi yapmayı düşündüğüm için bu eserle onun ilk örneğini vermek istedim. O projeye bir kapı açmaktı hedefim Seyran’la.
TATİL DİYE GİTTİ ORTAYA ALBÜM ÇIKTI
Kimlerle çalıştınız bu albümde?
- Albümün müzik yönetmenliğini İsmail İlknur ve Ömer Avcı yapıyor. Ekibimi bu kez çok genç insanlardan kurmak istedim. Onların enerjisi bana çok iyi geliyor. Gençleri kazanmamız lazım diye düşünüyorum. Kardeşim Hasan, şirketimizin başında. Londra’da müzik okudu, dünya müziğini çok iyi biliyor. Ben de çağırdım onu yanıma, şimdi beraber çalışıyoruz. Albümün kapağına kadar değişik ve özel bir şeyler yapmak için uğraşıyoruz. Müziğin ve iyinin sonu yok.
Siz, kendi türkülerinizi kendiniz derliyorsunuz hep.
- En başından beri tercih ettiğim şey bu. Hatta bazen bütün türkülere zamanım yetmeyecek diye çok korkuyorum. O kadar büyük bir hazine var ki Anadolu’da. Bugüne kadar bütün hayatım, oradaki zenginliklerin ulaşabildiğim kadarını kayıtlara aktarmakla geçti.
Kendi türkülerinizi de bir gün dinleyebilecek miyiz sizden?
- Çok istiyorum ama daha derlenecek, kayıtlara aktarılacak o kadar çok türkü var ki ben onlarla ilgilenmekten bir türlü kendi sesime kulak veremedim.
Ne kadar sürdü bu albümün hazırlıkları?
- Geçtiğimiz yıl tatil yapacağım diye düşmüştüm yollara ama her zaman olduğu gibi duramadım. Hoşuma gidiyor Anadolu’da yeni insanlarla tanışmak, onlardan yeni türküler ve hikayeler dinlemek. Onların evlerine konuk olup, uzun uzun sohbetler ediyorum.
Genç kuşağın türkülere ilgisini gözlemleyebiliyor musunuz?
- Çok yetenekli ve donanımlı gençler var. Onlarla bizim müzik şirketimiz çatısı altında Muhabbet Türküleri adlı bir proje yürütüyoruz. Bu albümde gençlerle birlikte yer alıyorum. Onlarla zaman zaman beraber konserlerimde de aynı sahneyi paylaşıyorum.
BEN BİLDİĞİM GİBİ OKUYORUM ONLAR BANA EŞLİK EDİYORLAR
Londra’da caz festivaline katılmış, elektronik müzik eşliğinde türkü söylemiş bir ozansınız. Türkülerin çağa kendini uydurması için böyle şeyler yapmak bir gereklilik mi oldu artık?
- Evet, daha önce Mercan Dede ile buna benzer bir çalışma yaptım. Ben her ne kadar çok geleneksel çalışan biri olsam da müziğin geleceği açısından öyle bir çalışma yapmalıyım diye düşündüm. Benim için çok zor olmuyor böyle projeler. Bildiğim gibi okuyorum, onlar bana eşlik ediyorlar. Türkülerin orijinal hallerini bozmamaya dikkat ediyorum. Böyle projeler bana takım elbisenize bir mendil, kravatınıza bir iğne takmak gibi geliyor. Ama yine de türkülerin dalından yeni kopmuş tadını çok seviyorum. Ama Veysel’in de dediği gibi, domates her zaman domatestir. Menemen de yaparsınız, bir başka yemekte de kullanırsınız, sade de yersiniz. En son Amerika’dan bir elektronik albüm için teklif geldi. Orada bizim sazlarımızı da kullanalım mı diye düşünüyorum. Türküleri görkemli bir şekilde sunmak istiyorum. Bir de aralık ayında İsveç’in davetlisi olarak orada bir konser vereceğim. |