|
YÜKSELEN iki kent var: İstanbul ve Lizbon.
Diğerlerinin adı ve tarihi var. Londra, Paris, Roma, Madrid, Berlin yüzyıllık kentler, destanlara sahne oluyor. 19. ve 20. yüzyıla damgalarını vuruyor.
Baş döndüren bir gelişme sürecinde, bu kentler bireysel ve toplumsal serüvenlerin odağı.
Bunu destekleyen sosyal faaliyetler insana parmak ısırtıyor. Her gece bir yerde konser, her gün bir yerde sergi, konferans ve benzeri etkinlik.
Son yıllarda anılan bu kentler artık eskisi gibi cevval değil. Sanki görünmez bir el onları sahneden yavaş yavaş indiriyor.
HAYAT HEYECANLI
Tarihlerine bakarsanız elbette Paris Paris, Roma Roma, ama kaybolan, eksilen bir şeyleri hissetmek de mümkün o kentlerde.
Avrupa’da şimdi yükselen iki yıldızdan biri olan İstanbul, tam bir dünya kenti olma yolunda. Film festivalleri, müzik festivalleri, caz konserleri, pop müzik, Türk müziği geceleri, uluslararası siyasal zirveler, mesleki kongreler, uluslararası mahkemeler, konferanslar ardı ardına.
Altyapıdaki onca eksikliğe, çarpık kentleşmeye, yağmur ve kar yağdığında düşülen perişanlığa, trafikteki karmaşaya, büyük gelir adaletsizliğine rağmen, hayat İstanbul’da heyecanlı. Hele de, bir gazeteci için. Bunları izlerken, bunları ara vermek güç.
ÜLKE BÜTÜNÜ
Aynı gözlem Türkiye’nin bütünü için geçerli.
İyisi ve kötüsüyle, nereden bakarsanız bakın, Türkiye heyecanlı, canlı, dinamik bir ülke.
O yolsuzluklar, o siyasal kavgalar, o iç ve dış çekişmeler, o saçmalıklar, o rezillikler, o kompleksler, o kendini aşamayanlar, kendi küçük dünyalarına hapsolmuş o kimlikler.
Ama, bunların yanında gerçekten tek tek kişi, kurum ve ülke bütününü kavrayan dinamizm.
Gazeteci olarak, bunları izlemek, insana heyecan veriyor.
Genel bir yargı var dışardan bakınca. Her gün yazmak güç. Sanıldığı gibi değil. Böylesine bir dinamizmde, Türkiye, sık sık dile getirdiğim gibi, tam bir gazetecilik cenneti. Haber ve yazı anlamında sıkışmak hemen hemen olanaksız.
Bununla birlikte, insan yine de yoruluyor. Cennette perde arasına ihtiyaç duyuyor. Tatile.
İki hafta sonra, burada yeniden buluşmak umuduyla.
Hisarcıklıoğlu üzgün
TOBB’la ilgli önceki gün yazdığım yazıya iki farklı tepki var. Biri muhalefet partileri ile bazı sivil toplum örgütlerinden. Yazılanları destekliyorlar.
Öteki, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan. O eleştirilerden üzgün. Gönderdiği ikibuçuk sayfalık açıklamasını özetle aktarıyorum.
TOBB’u Türk özel sektörünün en üst kuruluşu olarak tanımlayan Başkan:
‘Yazınızda eleştirilen, öğrenim hayatımıza bir üniversite kazandırılması, öğrenciler için yurtlar inşa edilmesi, yurdumuzun dışa açılan yüzü olan gümrük kapılarının daha çağdaş ve modern bir niteliğine kavuşturulması bizim iftihar ettiğimiz eserlerimizdir.’
Yüz milyon dolara satın alınan ikiz kulelere ilişkin olarak, ‘TOBB altmışlı yıllarda yerleştiği hizmet binasında, 11 bin metrekarelik alanda, görevlerini ifa etmeye çalışmaktadır. Aradan geçen 45 yıl içinde artan fonksiyonlarımız paralelinde, Birliğimizin daha uygun bir çalışma ortamı sağlama gayreti doğaldır’ diyor.
Geçen yıl TOBB’a ödenen aidat toplamının 26.7 milyon YTL olduğunu belirterek, odalar ve borsalara yönelik hizmetler harcamasının 19.2 milyon YTL olduğunu söylüyor ve ekliyor: ‘TOBB topladığı aidatları, hizmet dönüşüm zinciri içinde, yine oda ve borsalara ayni ve nakdi hizmetler olarak aktarmaktadır.’
Hisarcıkoğlu TOBB’un diğer faaliyetlerinden örnekler verdikten sonra, ‘Emniyet Genel Müdürlüğü emrinde kullanılmak üzere bedelini karşıladığımız helikopter, herhangi bir kişiye değil, devlete verilen katkımızdır’ diyor.
Siyasal parti yönetici ve üyelerinin oda ve borsa yönetimlerinde yer almalarına ilişkin yasal değişikliğin de, iktidar ve muhalefet milletvekillerinin ortak önergesiyle gerçekleştiğini aktarıyor. |