|
Aslında her şey Otoyaşam’ın motorsporları sayfalarını hazırlayan, sevgili arkadaşım Murat Tosun’un, ‘Ya biz şu Seat ve Polo Cup otomobilleriyle, şöyle salına salına İstanbul sokaklarında dolaşsak, ne olur acaba?’ demesiyle başladı.
Bu cümlenin ertesi günü Murat, 225 beygirlik ‘Seat Leon Cupra R’la, ben de ‘Polo Ladies Cup’da finişe bir türlü ulaştıramadığım 130 beygirlik Volkswagen Polomla kendimizi İstanbul Caddelerinde bulduk. İnsanın başına ne gelirse meraktan gelirmiş ya, buyrun bakalım...
Tabi ya... Yok Alonso geliyo Sultanahmet’te gazlıyo, öbürü Formula 1 otomobiliyle boğazdan geçicem diyo, bizim başımız kel mi? Ülke bizim, boğaz bizim, yarış otomobilleri bizim. Biz çıkmayacağız da kim çıkacak?
Haramidere’de Doğuş Motor Sporları’ndan, otomobilleri teslim aldıktan sonra, önce otobanda biraz alıştırma yapalım dedik. Hem sesi, hem görüntüsü ile bu iki otomobil o gün otobanda seyir halindeki herkesin, hem gözünü hem gönlünü okşadı. Ancak bakışlar; ‘Vayyy ne güzel otomobiller yahu...’dan çok, ‘Güzel otomobiller ama, yahu sanki bu işte bi terslik var’ tadındaydı. Hele gişelerden geçerken Murat’ın arkasına yaklaşan TIR şoförünün bir bakışı var dı ki, ben bu fotoğrafın üstüne ne söylesem boş...
BOĞAZ SEFASI YAPTIK
Otobanda formasyon turlarımızı atıp, lastiklerimizi de bir güzel ısıttıktan sonra vurduk kendimizi boğaza. Otomobillerden çıkan ses, en ilgisiz kişilerin bile bakışlarının bize dönmesine sebep oldu. Boğaz güzel, hava güzel, otomobiller süper derken, şöyle otomobillerimizi önümüze çekip bir kafede boğaz sefası yapalım istedik.
Otomobilleri park ederken, kafedeki tüm insanların muhabbeti bırakıp bizi izlediklerini, içlerinden de; ‘Napiyo len bunlar, otomobilleri bi tuhaf, üzerlerindeki kıyafetler desen normal değil, peşlerinde bi fotoğrafçı?’ diye geçirdiklerini ayen beyan hissettim. Kaldı ki meraktan kafayı yemelerine, tüm sohbeti bırakıp orada olduğumuz süre içinde kesintisiz bizi izlemelerine rağmen, bir tanesi; ‘Afedersiniz siz napıyosunuz Allah aşkına ya?’ demedi. Ama bakışlar her şeyi anlatıyordu.
İÇLERİ TAM BİR HAYAL KIRIKLIĞI
Şimdi yarış otomobilleri adı üstünde yarışmak için üretilmiş. Bizim binek otomobillere oranla daha ileri bir teknoloji kullanılan otomobillerde, yarışta gerekmeyen, ama otomobil dediğimizde artık olmazsa olmazlara giren tüm ayrıntılar iptal edilmiş. Bu yüzden hayatında hiç yarış otomobili görmemiş biri için, kendi otomobilinden kat kat üstün olduğu iddia edilen yarış otomobillerinin içi, ilk anda tam bir hayal kırıklığı. ‘Abi süper alet baksana fren disklerine oğlum, peeeh lastikler mastikler yıkılıyo, yere yapışık nerdeyse, bunda bi amorsitör vardır, var ya manyak alet, kaç basıyo haberin var mı?’ diye dış görünüşüne vurulan arkadaş, eğilip otomobilin içine baktığında; ‘Bu ne len? Direksiyon, vites, pedal dışında bişi yok bunun içinde? Koltuğu bile bi tane? Yok abi yok alınmaz bundan baksana kablolar filan bile gözüküyo? Allah bilir klima bile yoktur bunda.’
BASIP KAÇMAK İSTEDİK
Seat Leon Cupra R, 4 silindir, 1.8 Turbo, 225 beygir, 6 ileri vites bir otomobil... Benim kullandığım yeni Polo’nun ise en büyük özelliği, Türk mühendisleri tarafından Türkiye’de üretilen ilk yarış otomobili olması... Bakmayın bonbon şekeri gibi durmasına, 1.9 Turbo dizel motoruyla, uslu gözüken Polo, gaza bastığınızda altınızda 130 beygirlik bir güç üretebiliyor. Ne Murat, ne ben günün sonunda otomobilleri teslim etmeyi hiç istemedik. Hatta bi ara ‘Basıp kaçalım abi, nasıl yakalayacaklar ki?’ diye geçiriyoduk ki, Murat kapanış cümlesini de etti; ‘Olur mu ya ellerinde 16 tane daha var bu otomobillerden, atlarlar birer tanesine düşerler vallaha peşimize...’ Sonuç; hiç istemesek de otomobilleri paşa paşa teslim ettik. Aman Muratcığım üzülme, zaten klima bile yok içlerinde... |