|
AHMET ALTAN’ın Almanya’nın önemli ve saygın gazetesi Frankfurter Allgemeine Gazetesi’nde yayınlanan yazısının çevirisini Hürriyet’te okuyunca (Hem Türkiye’ye Hem Avrupa’ya dokundurdu, Hürriyet, Pazartesi, 27 Haziran 2005), 1960’tan 1970’e uzayan girift siyaset ve edebiyat ilişkisini düşündüm.
O dönemde; siyaset edebiyata alet edilirdi, şimdi ise edebiyat siyasete alet ediliyor.
1970’lerin edebiyat ortamını hafızalarda tazelemenin gereği yok.
Siyasi ölçütler edebi ölçütlerin önüne geçmişti. Bir yazarın, şairin değeri, edebiyata değil, siyasi mücadeleye katkısıyla doğru orantılıydı.
Ahmet Altan, Orhan Pamuk’a verilen ödül dolayısıyla istek üzerine yazdığı makalede, bizim için doğru ve cesur yargılarda bulunuyor.
Tanzimat’tan bu yana koşulsuz Avrupa teslimiyetçisi taklitçi aydın tipi yerine, sorunlara bireysel bağlamda, kuşatıcı, küresel bir aydın kimliğiyle bakıyor.
Yazısından can alıcı -belki de can acıtıcı- bir bölüm, bizim bugüne kadar edebiyatçılarımızın siyasal kimliğine eğilen, edebiyatçı kimliğini görmezden gelen Avrupa ile onları sadece eleştiren bizim tutumumuzu da aynı derinlikte, aynı aydın haysiyetinde değerlendiriyor:
‘Bugün Türkiye’de hemen hemen hiç kimse Pamuk’un edebi değerinden şüpheye düşmez.
Eğer aldığı ödül bugün sorgulanıyorsa, eğer Pamuk’un gerçekten hak ettiğine inandığım ödülünün üstüne bir gölge düşüyorsa bunun sorumlusu edebiyat değil.
Bunun sorumlusu, Türkiye’nin gerçekleri kabul etme cesaretindeki eksikliği ile Avrupa’nın edebiyatı fazlasıyla küçümseyen tavrı.’
YUKARIDAKİ yargısına katıldınız. O cümlenin ardından geleni, kabul etmeseniz de, karşı da olsanız, doğru bulmasanız da söyleme hakkını savunacaksınız:
‘Türkiye, kendi tarihini çocuklarına yanlış öğreten bir ülke. Bu ülkede hiç bir çocuk, bir vakitler Türklerin Ermenileri kanlı bir yolculukta ölümün kapısından geçirdiğini okumaz okullarda.’
Ahmet Altan, bu yazısında edebiyatın onurunu savunuyor, bir edebiyatçının tanınmak, Avrupa’da ödül almak için siyaset bastonuna gereksinim duymadığını belletiyor:
‘Hiçbir gerçek yazar siyasi cesaretinin edebi değerinin önüne geçmesini istemez, bunu utanç verici bulur.’
Ahmet Altan’ın bu yazısı edebiyat/siyaset ilişkisinde geç kalmış, beklenen bir manifesto kadar sağlam, inandırıcı ve sonraki görüşleri etkileyici.
Elbette Ahmet Altan’ın yazarlara gönderdiği bir mesaj da var. Edebiyatçı kimliğinizi öne çıkarın, siyasi kimliğinizin kullanılmasına müsaade etmeyin.
Edebiyat ölçütlerini yok sayanlara, kendiniz için edebiyat ölçütlerinin geçerli olduğunu anımsatın, öğretin.
Eğer bunu yapmazsanız ne olur:
‘Ama Avrupa’nın kulaklarının siyasi çığlıklara, edebiyatın zarif fısıltılarından daha açık olması insanlarda bir kuşku yaratmaktadır.’
Bence diyor ki, ey edebiyatçı arkadaşlar, sevgili meslektaşlarım, sizi siyasi çığlıklarınız için değil, edebiyatın zarif fısıltıları için takdir etsinler.
* * *
AHMET ALTAN’ın yazısı, aydının siyah-beyaz’da değil gri tonlarda gerçeği bulduğunu gösteriyor. |