Orhan Pamuk gibi Türkiye'nin en değerli yazarlarından biri Barış Ödülü gibi bir ödülü aldığında neden insanların aklına Türkiye'nin bunu bir dostluk mu yoksa düşmanlık mı olarak algıladığı sorusu gelsin.
Akla geliyor çünkü bu soruların bir temeli var.
Bugün Türkiye'de hemen hemen hiç kimse Pamuk'un edebi değerinden kuşkuya düşmez.
Eğer aldığı ödül bugün sorgulanıyorsa, eğer Pamuk'un gerçekten hakettiğine inandığım ödülünün üstüne bir gölge düşüyorsa bunun sorumlusu edebiyat değil.
Bunun sorumlusu, Türkiye'nin gerçekleri kabul etme cesaretindeki eksikliği ile Avrupa'nın edebiyatı fazlasıyla küçümseyen tavrı.
Türkiye, kendi tarihini çocuklarına yanlış öğreten bir ülke. Bu ülkede hiçbir çocuk, bir vakitler Türklerin Ermenileri kanlı bir yolculukta ölümün kapısından geçirdiğini okumaz okullarda.
Bir gün birisi bu gerçeği yalın bir şekilde söylediğinde ilk tepkileri kaçınılmaz olarak "bu yalan" diye bağırmak olur. Bağırmakta haklıdırlar çünkü kendilerine böyle bir şey hiç söylenmemiştir.
Bunu söyleyenin Türk düşmanı olduğunu inanırlar.
Birçok Türk'ün, dünyanın Türklere düşman olduğuna inanmasının nedeni kendi tarihleri konusundaki acıklı bilgisizlikleri, bu konularda özellikle bilgisiz bırakılmalarıdır.
Pamuk'un Ermeniler konusundaki cesur açıklamalarına gösterilen tepkilerin bir nedeni budur.
Diğer neden ise ne yazık ki Avrupalıların edebiyat sevgilerinde son zamanlarda görülen üzücü eksikliktir.
Avrupa, kendi coğrafyasının dışındaki bölgelerden gelen yazarları, onların edebi değerlerinden çok siyasi cesaretleriyle ölçen bir görüntü veriyor.
Siyasi cesaret, edebi yetenekten daha çok alkış alıyor.
Öyle tuhaf bir görüntüleri var ki, sanki Emile Zola Pakistanlı olsaydı onun "Suçluyorum" yazısını Germinal'den daha önemli bulacaklardı.
Hiçbir gerçek yazar siyasi cesaretinin edebi değerinin önüne geçmesini istemez, bunu utanç verici bulur.
Ama bazen öyle acılarla karşılaşır ki yazarlar ellerinde olmadan bir çığlık atarak insanların dikkatini çekmek, bu acıyı dindirmek için insanların vicdanlarını harekete geçirmek isterler.
Bunu yapmak onların edebi değerlerini artırmaz, yapmamak da azaltmaz.
Onlar çaresiz kaldıkları için yaparlar bunu.
Ama Avrupa'nın kulaklarının siyasi çığlıklara, edebiyatın zarif fısıltılarından daha açık olması insanlarda bir kuşku yaratmaktadır.
"Avrupa beni eleştiren bir yazara, gerçekleri söyleyerek beni zor durumda bıraktığı için mi ilgi gösteriyor yoksa gerçekten edebiyatına mı değer veriyor" sorusu akıllara takılmakta, bu soruyu yöneticiler de insafsızca kışkırtmaktadırlar.
Pamuk'un bu ödülü Ermeni tartışmasının hemen ardından alması ne yazık ki çok hak edilmiş bu ödülün üstüne kötü niyetli kuşkuların düşmesine neden oldu.
Birçok insan bu ödüle burun kıvırdı, bunu edebiyat dışı nedenlere bağladı.
Eğer Türkiye kendi geçmişi hakkında bu kadar bilgisiz olmasa ve gerçekleri söylemek isteyen yazarlarını "cesur olmaya" mahkum etmese, Avrupa da edebiyatı yalnızca edebi değerlerle ölçtüğüne insanları inandıracak bir edebiyat sevgisi sergilemiş olsa bu ödül Almanları da, Türkleri de, Pamuk'u da sanırım daha fazla mutlu ederdi.
Ne yazık ki bir sakatlıklar çağından geçiyoruz.
Her toplumun kendine göre sakatlıkları var.
Türkiye kendi geçmişine ait yalanlarıyla sakat.
Avrupa, yaratıcılığını epeyce kaybetmiş olmanın getirdiği sağırlıkla, başka toprakların siyasi kahramanlıklarını edebiyattan daha fazla önemsemeye yatkın olmakla sakat.
Ve bütün bu sakatlıklar sonunda edebiyata yansıyor.
Pamuk gibi Türkiye'nin gururu olması gereken değerli bir yazar haksız sorularla üzülüyor, büyük bir ödül kuşkularla gölgeleniyor.
Sakatlıkları hemen iyileştirmek kolay değildir ama Avrupa edebiyatı sadece edebiyat olarak algıladığını daha inandırıcı bir biçimde gösterirse, Pamuk gibi edebiyat dışında hiçbir ölçüye ihtiyacı olmayan önemli bir yazarı da haksız suçlamaların lekeli ışığından daha rahat kurtarır.