|
Hiçbir yazarı, okuru, aydını, insanı düşüncelerinden dolayı suçlamadım, herhangi bir şekilde mahkûm etmedim. Örneğin ekonomik ve politik küreselleşmenin ancak çok büyük, emperyal devletlerin ve uluslar arası şirketlerin işine yarayacağını düşünüyorum.
Bu konuda böyle düşünen sadece ben değilim. Ama küreselleşme yandaşlarının iddialarını kendi bağlamları içinde, kendi sözleri ve iddiaları ile yıkmaya çalışırım. Bir tartışmaya girdiğim zaman karşı tez olarak kesinlikle kendi tezlerimi ileri sürmem. Kendi tezlerimi ileri sürdüğüm zaman zaten yazı o noktada biter, tartışma olmaz. Karşımdakilerin tezlerini kendi tezimi ileri sürmeden tartışırım, yanlış noktalarını ve tutarsızlıklarını gösteririm. *** Örneğin Mehmet Ali Birand Posta gazetesinde “Asker kendini zora sokuyor” (26 Nisan 2005) ve “Kendi tarihi ile barışık olmak” (28 Nisan 2005) başlıklı iki yazı yazdı. Mehmet Ali Birand, Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı konuşmayı Avrupa Birliği normlarına göre değerlendirip eleştiriyor ama Orgeneral Hilmi Özkök’ün konuşmasını ulusal esenliğimiz ve çıkarlarımız açısından okumaya çalışmıyor. Yapılması gereken şu: Genel Kurmay Başkanı’nın konuşmasını ulusal çıkarlar açısından okumak ve daha sonra Avrupa Birliği bağlamı içinde değerlendirmek. Bir eylem ulusal çıkarlara uygunsa ama Avrupa Birliği ile çelişiyorsa, hangisini tercih edeceğiz? Ben kendi adıma önce ulusal çıkarlarımızı tercih ederim. Avrupa Birliği’nin çıkarları ülkemin çıkarlarından sonra gelir. Mehmet Ali Birand’ın yazdığı gibi “Asker kendini zora sokuyor” ama bu zor ulusal çıkarlarla çelişmiyor. AB ile çelişiyor. O zaman AB ile konuşulur. *** En kızdığım laflardan biri “Kendi tarihi ile barışık olmak!” Bunun anlamı şu: Başkalarının bizim için biçtiği ve bize layık gördüğü elbisenin içine girelim. Girmezsek kendi tarihimizle barışmamış oluyoruz, ki çok ayıptır (!). Girersek herkesin beğeneceği aptal çocuk olacağız, herkes ensemize vurup lokmamızı elimizden alacak. *** Mehmet Ali Birand “Kendine güvenen, özür dilemekten utanmayan, göğsünü gererek ‘Hata ettim’ der” diyor. Ve ekliyor: “Bunun güzel örneğini Mustafa Kemal vermiştir. Gelibolu Savaşlarından dolayı kimseyi düşman ilan etmemiş, aksine Çanakkale’de ölen onbinlere ‘Artık bizim çocuklarımız’ demek büyüklüğünü göstermiştir.” Mehmet Ali Birand’a karşı herhangi bir tez ileri sürmeyeceğim ilkem gereği, sadece kendi tezi içinde tutarsızlığını göstereceğim: 1.Mustafa Kemal, Çanakkale savaşları konusunda, yaptığı, yaptığımız bir hata yüzünden özür dilemiyor. 2.Tam tersine bize karşı yapılmış bir haksızlığın aleti olan ve bu uğurda hayatlarını veren insanları bağışlıyor. 3.Mustafa Kemal, Türk ulusu adına ve kendi adına, saldırgan Avustralya ve Yeni Zelanda devletlerini ve halklarını bağışlıyor, onlara dostluk elini uzatıyor. 4.Bu, tarihsel açıdan gerçek bir büyüklüktür. 5.Kemal Atatürk’ün eylemi ve sözleri Mehmet Ali Birand’ın tezini yalanlamaktadır. *** Mehmet Ali Birand’ın tezine ve tezinin mantığına kendimizi uyarlarsak şöyle bir sonuca varırız: Mustafa Kemal ve askerleri, Çanakkale savaşları sırasında saldırganlara karşı koyup Anadolu’nun ve Kafkasların kapısını açmadığı için hata yaptıklarını anlamışlar ve Mustafa Kemal düşmandan ve ölülerinden özür dilemiştir. Birand’ın mantığının Çanakkale yorumu böyledir. Benim ve benim gibi düşünenlerin yorumuna göre: Çanakkale zaferi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerini atmış, Çarlık Rusya’nın yıkılmasına, SSCB’nin kurulmasına yol açarak, XX. Yüzyıl tarihinin mimarı olmuştur.
|