|
Aspirin ağrılar içindeki insanlığa doğanın bir lütfudur. İlacın anası olan salisin isimli molekül söğüt ağacının kabuğunda bulunur. Mideyi rahatsız etmekle birlikte romatizma ve iltihaplı eklemler için kullanılan en eski ilaçlardan biridir.
Arterit hastası babasının midesini biraz rahatlatmak isteyen Felix Hoffman, Bayer’de çalışırken ilacın içeriğini asetilsalisilik asit olarak dağiştirdi. Bayer, ilacı kendi patenti altında 1899 yılında piyasaya çıkarttı ve sonraki yarım yüzyılda aspirin her türlü ağrı için kullanılmaya başlandı.
1950’li yıllarda steroidler ortaya çıktı. Bunlar da güçlü ağrı kesiciler olmakla birlikte uzun süre kullanımda sorun yaratıyordu. 1960’larda enflamasyona karşı açılan mücadelenin sonunda, ibrufen ve naproxen gibi steroid olmayan anti-enflamatuar ilaçlar (Nonsteroidal anti-inflammatory drugs-NSAID) piyasaya çıktı.
Çocuk ilacı değil
Bunlar aspirin kadar mideye zarar vermiyordu. 1970’li yıllarda Reye sendromu korkusuyla Ğnadir görülen ölümcül bir hastalık, salisilat içeren ilaçları kullanan viral hastalığı olan çocukları hedef alır- aspirin çocuk ilaçları kategorisinden çıkartıldı.
Uzun zamandır aspirinin darbe sonrasında çürüme ve diş etlerinde kanamaya yol açtığı biliniyor. Bunun nedeni aspirinin siklo-oksijenaz adı verilen enzimin bir şeklini bloke etmesidir.
Bu enzim çok sayıda biyokimyasal fonksiyonda etkin bir rol oynar. Fonksiyonlardan biri trombosit adı verilen kan hücrelerini üretmektir.
Bunlar yırtılmış bir kan damarının iyileşmesini sağlamakla birlikte, koroner damarda biriken trombosit yüklü plakalar ölümcül olabilir.
Kalp krizlerinin ve inmenin son yıllarda ölüm nedenlerinin başında yer alması, doktorları kanın pıhtılaşmasını önlemek veya bu plakaların yok edilmesini sağlamak gibi çözüm arayışlarına itti.
Kalp krizini azaltıyor
1986 yılında aspirinin damarlar üzerindeki etkisi daha iyi anlaşıldı, çünkü ilaç ikinci kalp krizi veya inme riskini azaltıyordu. 1988’de ABD’de 22.000 deneğin katılımıyla gerçekleştirilen bir deneyde, iki günde bir, bütün olarak alınan bir aspirinin ilk kalp krizi riskini yüzde 44 gibi ciddi bir oranda azalttığı görüldü.
1996 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) aspirinin kalp krizi sırasında da kullanabileceğini duyurdu.
Gerçekten de aspirin, 4.000 dolarlık pıhtı yok ediciler kadar, mortaliteyi (ölüm oranı) beşte bir oranında azaltıyordu. Amerikan Kalp Derneği bu bulgulardan yola çıkarak, ilk kalp krizi işaretinde herkesin aspirin çiğnemesi durumunda her yıl 5.000 ile 10.000 kişinin kurtulacağını ileri sürdü.
Ne kadar almalı
Bütün bu gelişmelerin sonucunda insanlar, her gün alınan bir aspirinin kalplerini koruyacağını düşünmeye başladılar. Ancak primer korunma tartışmalı bir konuydu.
Öncelikle semptomların bulunmadığı durumlarda bir şeyi yararlı veya yararsız olarak değerlendirmek zordur. İkincisi, Hipokrat yeminindeki "her şeyden önce zarar vermemek gerekir" düsturuna saygı göstermek gerekir.
Gelecekte çıkabilecek (çıkması kesin olmayan) sorunları önlemek için ilaç vermek, "bugün zarar verebilirsiniz" anlamına gelir. |