|
Evli barklı, iş güç sahibi bir kadının hiç tanımadığı komşusuna çılgınca aşık olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Bu, kurgu değil.
18’inci asırdan kalma bir mektup ise hiç değil. Bu yazı, 21’inci yüzyılda yaşayan, çalışan, üreten, iyi eğitim görmüş, iş hayatında belli bir mevki sahibi, olgun bir kadının mektubu. İnanmayabilirsiniz ama bu devirde de böyle platonik aşklar yaşanabiliyor. Tek taraflı romantik bir aşkı acısıyla, tatlısıyla, ama gerçek anlamda yaşayan genç bir kadının
itirafları bu. Her zaman evli erkeklerle ilişkiye girenlere kızarım, karşı çıkarım. Ama böylesine ben de söyleyecek söz bulamadım. Kendisi de evli, sevdiği erkek de. Bir geleceği olmadığını bile bile yalnızca hayaliyle yaşıyor bu güzel adamın. İşte gerçek sevgi bu olsa gerek. Hiç karşılık beklemeden, bir menfaat gözetmeden, bir dokunuşu, bir tatlı sözü bile umut edemeden. Sadece uzaktan bir bakış, bir göz temasıyla yüreğinde alevlenen sevgiyi anlatıyor Beyaz Gül. Hálá böylesi de oluyormuş dedirtiyor.
Rumuz: Beyaz Gül
Gerçekten şu aşk denilen şey ne garip! Yaşayanlar bilir, aşkta ne hesap, ne planlama, ne akıl, ne mantık var.
Ben evli, bir çocuk annesi bir kadınım. İyi bir mesleğim, iyi bir ailem ve toplum içinde saygınlığım var. Beni hiç sevmeyenler bile, mesleğim ve kişisel özelliklerim, dürüstlüğüm dolayısıyla bana saygı duymaktan kendilerini alamazlar.
Herkes gibi, ortalama bir mutluluk payıyla evliliğini sürdüren biriyken, beklenmedik bir şekilde komşuma aşık oldum. İki yıldır onu unutamıyorum, sürekli aklımda. Onun güzel yüzünü gördükten sonra bir anda dünyam değişti. Sanki ben gittim, yerime başkası geldi. Sanki Tanrı bu dünyada bundan daha güzel, bundan daha çekici birini yaratmamış. Bana öyle geliyor. Kendisini tesadüfen gördüğüm anlarda, semtimizde karşılaştığımızda, yüreğim ağzıma geliyor. Heyecandan kalbim sıkışıyor, göğsümü delecek gibi çarpıyor. Kaç kereler onu beynimden ve yüreğimden silmeye çalıştım; başaramadım. Ne zaman bir güzel çiçeğe, bir kelebeğe, bir manzaraya baksam, hemen aklıma o geliyor. Çünkü bir anlamda, benim için güzellik demek, o demek.
O da evli bir erkek, çocukları var. En azından görünüşte mutlular. Ben bütün bu yoğun duygularıma, tertemiz aşkıma rağmen, kendisine hiçbir zaman açılmadım. Aramızda var olan tek yakınlaşma, kaçamak bakışlarımız oldu hep. Hiçbir zaman oturup baş başa konuşmadık, birbirimize dokunmadık.
Evli barklı, iş güç sahibi düzgün bir kadın olarak, nasıl gidip ona ‘Ben sana aşığım’ diyebilirim ki? Diyemedim de zaten. Evlerimiz yan yana. Hiç olmayacak şeylerden, bana karşı duygularını gösteren işaretler çıkarır, mesajlar verdiğini düşünürdüm. Káh umutlanır, káh üzülürdüm. Bazı geceler, umutsuzluk ve acıyla ağlardım saatlerce.
Ben bu platonik aşkta mağlup olan taraf oldum. Hiçbir zaman ona açılamayacağım, hep bir bilinmez olarak kalacağım onun için. Bunun sebebi ise onurum, şerefim, masum eşim, canım evladım, toplumun değerleri ve inançlarımız... Ancak şu da bir gerçek, onu o kadar çok seviyorum ki, birbirimizi yakından tanımadığımız, oturup hiç iki çift laf etmediğimiz, eli elime değmediği halde, onun için canımı bile verebileceğimi biliyorum.
Her zaman onun ve ailesinin mutluluğu için duacıyım. Onun gülen yüzü hiç solmasın. Ben böyle ikilemlerde kıvranmaya razıyım. Zaten yakın bir gelecekte, oturduğumuz yerden taşınmayı da planlıyorum. Belki bu zavallı perişan ruhum o zaman biraz olsun huzur bulur. Ama belki de bir kaçış olacak sadece.
İşte Güzin Ablacığım, aşk böyle acı veriyor insana. Yine de olgunlaştırıyor, derinleştiriyor. Aşk karşılıksız ve tek taraflı da olabiliyor gördüğünüz gibi. Aşk hiç ummadığınız, benim başıma gelmez, dediğiniz anda ortaya çıkabiliyor. Tıpkı bir şarkıdaki gibi ‘Duygulara gem vurulmuyor.’ Benim durumum tam bir çaresizlik, biliyorum.
Ben bu tertemiz karşılıksız sevgiyi tek başıma yaşıyorum. Yaşayacağım da... Acı verse de, bu dünyanın en güzel duygusunun kıymetini biliyorum.
Kızım, gerçekten bu büyük sevgin karşısında saygıyla eğilmekten başka yapabileceğim bir şey var mı? Sana ne söyleyebilirim ki? Sanırım sen de zaten, birçok okurum gibi benden bir öneri istemek için değil, sadece içini dökmek, benimle paylaşmak için yazmışsın.
Duygularını öylesine güzel ifade etmişsin ki, ‘Bu zamanda böyle sevgi oluyor muymuş’ demekten kendimi alamadım. Sanırım, okurlarım da aynı duyguya kapılmışlardır. Ne yazık ki, yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış ortamda tanımışsın hayatının prensini.
Sık sık hatırladığım mitolojik bir anlatım vardır: ‘Tanrıların tanrısı insanoğluna çok kızmış. Bu yüzden, onu ortadan ikiye ayırmış. Eşit parçaların bir bölümü erkek, bir bölümü kadın olmuş. Ve bu iki parçayı dünyanın ayrı ayrı yerlerine savurmuş. İşte bu yüzden insanoğlu, hayatı boyunca hep kendi öteki yarısını ararmış. Bulanlar da olurmuş, bulamayanlar da!’
Bulanlar mutlu, bir de senin gibi, bulup da kavuşamayanlar var; böyle mutsuz! |