20/04/2005 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Bilim Son Güncelleme 23:27
20.04.2005
Dr. Yanıt

Bebeklikte yaşadıklarımızı neden anımsamıyoruz?

Yanıt: Sigmund Freud şunu söyler: İnsanlar ilk anılarını baskılar, çünkü büyük bir olasılıkla bu anılar acıdır.Ona göre, bu anılara beynimizde ulaşamasak bile, onlar beynin derinliklerinde kayıtlı duruorlar ve psikolojik sağlığımızı etkiliyorlar.

Ancak, bilişsel (kognitif) psikologlar, ilk anıların yetişkinken erişebileceğimiz bir biçimde kaydedilmediği görüşünde. Bunun nedeni büyük bir olasılıkla bebeklik döneminde dil bilmememiz ve anıların sözel olmayan bir bir formatta saklanmış olması.

Peki sinirbilimciler ne diyor?

Onlara göre, anıların oluşturan beynimizdeki hipokampus bölgesi erken yaşlarda olgunlaşıyor. İlk anıların danha sonraki zamanlara kalabilmesi için, beynimizdeki daha yüksek düzeydeki bilişsel işlemlerin yapıldığıneokorteks’e nakledilmesi gerekiyor. Bu bölge ise bebeklikte değil ileri yaşlarda gelişiyor, bu nedenle bebeklik döneminde, sonraya kalacak anı saklama olanakları hemen yok gibi..

Peki yanıt ne? Uzmanlar bebeklik döneminde yaşadıklarımızı anımsayamamayı, daha çok psikolojik bir sorun olrak görmekte.

Diyorlar ki: "Küçük bebeklerin bile bazı şeyleri anımsama yeteneği var. Mesela 3 aylık bir bebek başının üzerinde asılan oyuncakları tanır. 2 yaşındaki bir çocuk, bir kaç hafta önce kendisine gösterilen nesnelerin düzenini bile anımsar. Ama biz yetişkinlerin çoğu, 3-4 yaşına kadar yaşadıklarını anımsamazlar.

Şimdi gelelim bu sorunun başka bir yönüne: yukarıda okuduğunuz bütün açıklamaların dayandığı temel, olayların bilinçli anımsandığı durumlarla ilişkilidir. Fakat, bilim insanları farkında olmadan kaydettiğimiz anılar olduğunu ve bunların varlıklarını sürdürdüğünü belirtirler. Ancak, bunlar hakkında bilinen fazla bir şey yok. Nasıl hatırlandığı da bilimin gizemleri arasında.

Trafik birdenbire niçin sıkışır ve aniden kuyruklar oluşur?

Soru: Bazen çok iyi giderken birdenbire trafik yavaşlıyor ve sıkışık düzende akmaya başlıyor. Bunun nedenini merak ediyorum.

Yanıt: Eğer, hemen önünüzde veya bir kaç onmetre önünüzde tesadüfen bir kaza olmuşsa, veya polis ülkemizde çok sıkgördüğümüz gibi yolu daraltıp kontrol yapıyorsa, ani trafik sıkışıklığı söz konsu olabilir. Normal durumlarda ise trafik sıkışıklığı öyle birdenbire olmaz.

Sıranın en sonunda olan sürücü için sıkışıklık sanki aniden ortaya çıkmıştır. Oysa kendisi ve önündeki araçlar sıkışıklığın kaynağından yüzlerce metre bazen ise kilometrelerce uzaktadır. Yani arkadayi sürücü, tıkanıklığın kuyurğuna yeni varmıştır.

Dar boğazın oluşma nedenleri arasında çok şey sayabiliriz. Örneğin ileride bir kaza veya sürücülerin yavaşlamasını gerektiren otoyoldaki sert bir dönemeç... Dar boğazın "darlığı ile trafiğin akış yoğunluğu arasındaki fark, kuyrukların büyüme hızını belirler.

Sıranın en sonunda koşullar genellikle baştakinden kötüdür, çünkü buradaki araçlar, ilk tıkanmanın yarattığı gecikmeleri birikmiş olarak yaşarlar. Arkasından, tıkanma giderildikçe, trafiğin hızı artar, dolayısıyla sürücüler sorunun çıkış noktasını fark etmeden geçerler.

Bir noktayı daha anımsatalım: Örneğin Boğaz Köprüsü trafiğini düşünün. Sabah saatlerinde yola çıktınız. Büyük bir hızla giderken birden önünüzde kalabalık oluşur. Burada sorun, darboğazı oluşturan köprüdür. Eğer dört şerit gelen tarfik üç şerite inecekse ve üstelik yanlardan girişler zalıyorsa, doğallıkla trafik yavaşlayacak ve akış hızı düşecek, yoğunluğa ve arabaların şerit değiştirme meraklarına göre, hatta yer yer tıkanmalar yaşanacaktır.

Kopya sığırlar doğallarından farksız

Kopya sığırların eti gerçi doğal yoldan dünyaya gelen sığırlardan daha yağlı ama, bunun dışında bir fark yok. Bilim adamları sütte herhangi bir farklılık bulamadılar.

Genetik gıdayla ortaya çıkacak sonuçların kıyasıyla tartışıldığı şu günlerde, bu sorunu pragmatik yaklaşımla inceleyen bilim adamları, kopya sığırlardan elde edilen ürünleri doğal ürünlerle karşılaştırdılar. Üniversitede bol miktarda kopya sığır bulunmakta. Hatta genetikçi Xianzhong Yang, bir kopya hayvanı yeniden kopyalamaya başardı.

İncelenen sığırlarda değerlendirilen doksanı aşkın parametre arasında bir fark bulunmuyor diyor Yang, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde. Hayvanların sütleri arasında hiçbir fark saptanmamış. Ancak kopya sığırların etleri önemli ölçüde daha yağlı.

Bununla birlikte diğer değerler et endüstrisinin standartlarıyla uyumlu. Yang’ın açıklamasına göre kopya hayvanların ürünleri bugüne değin hiçbir ülkede gıda ürünü olarak piyasa verilmemiş. Yang ve ekibinin kopya denemeleri yıllar önce 17 yaşındaki Japon boğasıyla başlamıştı.

Araştırmacılar kopya koyun Dolly’de uygulanana benzer bir yöntemle boğadan aldıkları çok sayıdaki beden hücresinden çekirdeklerini ayıklamış ve ineklerin yumurta hücrelerine aktarmıştı.

Bu şekilde oluşan embriyolardan birinci kuşak kopya danalar doğdu. Amerikalı ve Japon bilim adamları bu danalardan aynı yöntemle ikinci kuşağı da yarattılar.

Danalardan biri doğumdan hemen sonra kansızlık ve enfeksiyon yüzünden öldüyse de ikinci boğa tamamen sağlıklı ve spermasıyla çok sayıda yapay döllenme gerçekleştirildi. Bilim adamları bu sayede altı sağlıklı dananın dünyaya geldiğini söylüyorlar.  



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com