|
AKP iktidarını, Avrupa Birliği’nden inanç özgürlüğü konusunda beklediği destek gücünü bulamamanın sıkıntısı, ateşi bastı.
Tabanda ve milletvekillerinde başlayan mırıldanmalar Başbakan Erdoğan’ı da etkilemeye başladı.
Başbakan, Avrupa Birliği ülkelerine her fırsatta sert eleştiriler yöneltiyor.
İşin başına dönelim...
Erdoğan ve arkadaşları, iktidara gelir gelmez siyasi varlıklarını tümüyle Avrupa Birliği’ne bağladılar.
İktidarlarının meşruiyetini Avrupa Birliği’nin korumasına girerek sağlama alacaklarını düşündüler.
Bu yolla hem din ağırlıklı yönetim anlayışlarını gizleyeceklerini, hem de laik cumhuriyet konusunda duyarlı olan kurumların hışmından kurtulacaklarını hesapladılar.
Bunun için dışarıya hep Batı tipi laikliği benimsedikleri mesajını verdiler.
Bu stratejilerini de 17 Aralık’a kadar iyi götürdüler.
* * *
Ama 17 Aralık’tan sonra ayaklar yere basmaya başladı.
Türkiye’nin tam üyelik görüşmeleri süreci ciddileşince Batı, AKP iktidarını daha titiz izlemeye başladı.
Kısa sürede kendi laiklik anlayışları ile AKP’nin laiklik anlayışının örtüşmediğini saptadılar.
Özellikle ‘türban ve imam hatip’li eğitim ısrarı Batı’nın midesinin bulanmasına neden oldu.
Erdoğan ve arkadaşları önümüzdeki uzun görüşme sürecinde laiklik konusundaki ayrılığın daha da derinleşeceğinin farkında.
Onun için daha önce Avrupa Birliği’nin içerde pek çok kesim tarafından eleştirilere, hatta isyanlara neden olan aşırı istek ve baskılarını görmezlikten gelen Başbakan, yavaş yavaş bunları orada burada eleştirmeye başladı.
Başbakan, ‘AB’nin Türkiye ile ilgili pek çok konuyu istismar ettiğini’ bilmiyor muydu?
‘Türkiye’nin üye olmasını hazmedemeyenler bulunduğunu’ görmüyor muydu?
‘Türkiye toparlanmaya başlayınca birilerinin bir şeyler kurcalamaya başladığına’ daha önce hiç tanık olmamış mıydı?
‘AB’nin Türkiye’ye bazı dayatmalarda bulunduğunu, hatta Türkiye’yi parçalamaya yönelik tezler getirdiğini’ daha önce anlamamış mıydı?
* * *
Eğer Başbakan ‘Bilmiyordum, görmüyordum, tanık olmamıştım, anlamamıştım’ diyorsa bu inandırıcı olmaz.
Çünkü biliyordu, görüyordu, tanık olmuştu ve anlamıştı, ama 17 Ekim’e kadar işine öyle geliyordu.
Amacı, tarih alarak kendi iktidarının meşruiyetini perçinlemek ve bunu uzun bir görüşme sürecine bağlayarak garanti altına almaktı.
Bu da gerçekleşti.
Ama şimdi deniz bitti ve iki arada bir derede kaldı.
Erdoğan, Avrupa Birliği’nin AKP’nin dünya görüşünün şekillendireceği uygulamalara şiddetle karşı çıkacağını çok iyi biliyor.
Türban ve imam hatip sorunlarını kendi kafasındaki gibi çözmenin artık olanaksız olduğunu da...
Erdoğan ve arkadaşları için zor bir dönem başlıyor. |