|
İhsan YILMAZ
Havai fişek gibi rengarenk bir kişilik Özlem Kumrular’ınki. Akademisyen, yazar, çevirmen, polilog, kronik gezgin, müzik programcısı, folklorcu... Merak ettiği, ilgi alanına giren hemen her şeyin peşinden sonuna kadar gitmiş.
Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okurken Jale Parla’dan aldığı Don Kişot dersinden sonra merak sardığı İspanya ve İspanyolca hayatının dönüm noktası olmuş. Tarih master’ından sonra İspanya’nın en eski üniversitesi olan Salamanca’da doktora yapmış. Kanuni dönemine ait İspanyolca belgeleri inceleyerek hazırlamış tezini. Halen Bahçeşehir Üniversitesi’nde İspanyolca dersleri veriyor. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan birbirinden çok farklı iki kitabın üzerinde imzası vardı Özlem Kumrular’ın. Biri ciddi bir derlemenin editörü olarak diğeri de bir mizah kitabının yazarı olarak. Peki hangisi gerçek kişiliği ya da insan ikisi birden olabilir mi? Akademik bir kimlik ve fırlama bir kişilik. Konuşmanın sonunda sanırım böyle bir Özlem Kumrular portresi çıkıyor.
n Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyup Tarih Bölümü’nde yüksek lisans yapmışsınız. Edebiyatta aradığınızı bulamadınız mı?
- Edebiyatta yeni bir şey öğrenemiyorsunuz ya da yapamıyorsunuz. Ama tarih öyle değil, arşive girip daha önce hiç kimsenin bilmediği belgeleri ortaya çıkararak, yeni bir şeyler söyleyebiliyorsunuz. Ancak edebiyatta bu yok, tamamen yalan. Evde okunup zevk alınması gereken bir olgu durumuna getirilmiş ülkemizde. Ben bunu ikinci yılda keşfettim ama değiştiremedim bölümümü.
n Edebiyat okumanın hiç mi yararı olmadı yani?
-Edebiyatın bana en büyük faydası Jale Parla ile tanışmak oldu. Üçüncü yılda anlatım teknikleri diye bir ders aldım. Sadece Don Kişot üzerinden işleniyordu ders. Zaten o dersi aldıktan sonra İspanya’ya aşık oldum. Tarihte yüksek lisans yaptım ve Salamanca Üniversitesi’ne gittim. Paleografya öğrendim, eski İspanyol ve İtalyanca yazıları rahatlıkla okuyabiliyorum. Arşivden yaklaşık 50 bin tane kopya çıkardım. Bunun sadece yirmi bininden iki tane tez çıktı ortaya. Sonra öğrendim ki bizim çok yanlış bildiğimiz şeyler varmış.
n Neler mesela?
-1532 seferi, Kanuni’nin zaferi gibi gösteriliyor. Döndüğünde beş gün beş gece düğünler yapılmış. Ancak bunlar tiyatrodan başka bir şey değil. Bazı başarısızlıkların kapatılması için yapılmış şeyler. Bu ve buna benzer olaylara dair korkunç bir dokümantasyon var Avrupa’da.
TANIMADIĞIM İNSANLARA MEKTUP YAZARAK BAŞLADIM
Böyle bir akademik çalışma ortamından sonra romancılığa geçiş nasıl oldu ve nereden çıktı?
- Romancılığa geçişim çok komik, tanımadığım insanlara mektuplar yazarak merak sardım bu işe. Hiç tanımadığım bir insana mektuplar gönderdim ve dışarıdan onun ne gibi değişimler gösterdiğini gözlemlemeye başladım. İki yıl falan sürdü bu ve dışarıdan o kişinin psikolojisindeki değişimleri izleyerek epey eğlendim.
n Kimdi bu, yakın çevrenizden biri miydi?
-Ben Boğaziçi Üniversitesi’ne giderken serviste kupon toplayan çocuktu. Ona gönderiyordum, daha sonra bir öykü yarışmasına katılıp oradan ödül kazanınca gönderdiğim mektupları bir araya getirip romana çevirmeye karar verdim. Bayan Hayatbirrüyadır’ın Yeldeğirmenleri kitabını böyle yazdım.
n Sonra kimliğinizi açıkladınız mı ona?
-Çok komik bir şekilde açıkladım. Gönderdiğim her mektuba gözleri hareket eden hayvan çıkartmaları yapıştırıyordum. Her mektupta ayrı bir çıkartma oluyordu. Aradan yıllar geçti, okul bitti ve ben mektup yazmayı bıraktım. Bir gün yine bir iş için okula gidiyorum, servise bindim ve tesadüfen yanına oturduğum kişinin mektup yazdığım çocuk olduğun gördüm. Yine buyük bir rastlantı yanımda o çıkartmalardan var. İnmeden önce o çıkartmalardan birini çocuğun okuduğu kitabın ortasına pat diye yapıştırdım. Hayatımda öyle bir yüz ifadesi gördüğümü hatırlamıyorum.
n Aynı anda iki kitap ve iki farklı Özlem Kumrular kimliği. Biri editörlüğünü yaptığınız Dünyada Türk İmgesi diğeri Kaçılın Türkler Geliyor. Birbirinden oldukça farklı iki kitap. Şizofrenik bir kişilik parçalanması gibi sanki...
- Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaptığımız ve benim düzenlediğim bir sempozyumda sunulan bildirilerden oluştu Dünyada Türk İmgesi. Doğru aslında tespitiniz ama ben hep böyleyim. Okulda öğrenciler hep bir şenlik havasında geçtiğini düşünüyorlar derslerimin. Bir nevi sahneye çıkıyorsunuz aslında. Etrafınızdaki bütün ciddi figürler de zamanla sizi kabullenince kolay oluyor. Kaçılın Türkler Geliyor da derslerde yaptığım esprilerden yola çıktı. Komediler kurmayı severdim ama tek başına bir komedi kitabı yazabileceğime inanmıyordum. Başlayınca on günde çıktı ortaya. İki kitabın da aynı anda çıkması ise tamamen şans oldu, yani destekli bir Türk imajı külliyatı oldu.
n AB’ye girmek için her şeyi yaptığımız bir dönemdeyiz. Bu bizim imajımızı nasıl etkiliyor?
-Baktığın zaman AB’ye girebilmek için maymun olmuşuz. O korkulan Türk gitti; yerine, sümsük, ne olursa yapan, her şeye eyvallah diyen bir insan imajı geldi. Hiç imajın olmayacağına bırak korkulan da olsa bir imajın olsun.
SİKENDER ABİ’Yİ YARATIRKEN, İSKENDER PALA’DAN ESİNLENDİM
n Edebiyat dünyasında dolanan bir dedikoduyu sormak istiyorum. Kaçılın Türkler Geliyor kitabının alt başlığı Sikender Abi’nin Övropa Seyir Defteri. Sikender Abi’nin İskender Pala olduğu söyleniyor. Doğru mu bu?
Kitabın içindeki Divan edebiyatı esprisi dolayısıyla böyle bir dedikodu çıkmış olsa gerek. Kendisine saygı duymasam bile yaptıklarına saygı duyuyorum.
n Bir dönem ilişkiniz olduğu ve ayrıldıktan sonra bu kitabı yazdığınız söyleniyor!
-Yok öyle bir şey. Aramızda herhangi bir şey olmadı, olsaydı da açıklamakta sakınca görmezdim. Sikender tam bir Türk tiplemesi ve işin içine biraz da Divan edebiyatı esprisi girince böyle şeylerin düşünülmesi normal. Elbette biraz ondan etkilendim ama tamamen o değil.
n Sinirleneceğini düşünmediniz mi?
-Bunda bozulacak bir şey yok. Tek Sikender Abi o değil ve oraya Divan esprisi çok güzel oturduğu için öyle oldu. Tabii İskender Bey’i düşünerek sokuşturulmuş bir espri olabilir ama doğrudan şahsına yönelik hiçbir fikrim ve kastım yok. Aslında kitabın adı ‘Af Buyrun Götingen’den Geliyorum’ olacaktı ama değiştirdim. Avrupa Komisyonu Türkiye Masa Şefi şöyle bir hikáye anlattı. Günün birinde komisyona bir Türk geliyor ve şöyle başlıyor konuşmasına: ‘Af buyrun ben Götingen’den geliyorum.’ Bu tamamen ciddi bir olay. İşte Avrupa’da olsa bile bir Türk olaya böyle bakar ve söze böyle başlar.
YEDİ DİL BİLİYORUM
Toplam yedi dili gayet iyi düzeyde biliyorum şu anda. Son merakım Yunanca. Hem dili öğrenip hem sirtaki kurslarına gidiyorum. Daha sonra Macarca’yı öğrenmeyi düşünüyorum, hem onların diline de merakım var, hem de Akdeniz dilleri üzerine bir de Macarca’yı öğrenirseniz yazılabilecek en iyi Osmanlı tarihini yazarsınız. Çünkü Macarca metinleri, belgeleri kullanarak Osmanlı tarihi yazan birisini görmedim. Bunu yapan birisi gerekiyor gerçekten.
TURİST GİBİ DEĞİL AKRABA ZİYARETİ GİBİ GEZİYORUM
Çoğunlukla dünyanın pek çok yerinde arkadaşım var, onların yanına gidiyorum, eş dost, akraba ziyareti gibi. Bir de Kanuni üzerine çalışan insan sayısı az olduğu için neredeyse bütün sempozyumlara çağrılıyorsunuz. Onun için son birkaç yıldır o şekilde geziyorum. İspanya’nın 80’in üzerinde şehri var ve benim gezmediğim iki tane kaldı. Bu sene de onları gezeceğim kısmet olursa. |