|
Siyami Kahyaoğlu skahyaoglu@hurriyet.com.tr
Memleketin birinde seçim olmuş bir parti tek başına iktidara gelmiş. İktidara gelen partiden birçok konuda sürat ve düzenlilik getirmesi bekleniyormuş ve bu bir seviyeye kadar olmuş. Ancak zamanla enteresan bir ihale tekniği oluşmaya başlamış.
Klasik ihalelerin tanımı belli imiş. Hatta ülkenin denetleyici kurumları varmış anayasaya dayanan ve kuralları yazılı imiş, kanunen kimse bu kuralların dışına çıkamazmış. Tek Parti İktidarının ihaleleri birden değişime uğramaya başlamış, hiçbir yerde yazılı olmayan kurallar uygulanmaya başlanmış. Nasıl mıymış? İhale öncesi TTOE yapılıyormuş. TTOE’nin açılımı ise Teke Tek Odada Eleme imiş.
TTOE’yi uygulayan kuruluşun en üst seviye amiri ihaleye girmesini istemediği firmaların en yetkililerini odasına çağırıyormuş ve diyormuş ki: ‘Sayın dostum; biliyorsunuz sizin şirketinizle bir çok iş yapıyoruz ama ihaleye çıkacağımız bu iş size uygun değil, biz bu iş için falanca firmayı uygun gördük. İhaleye girmeyin, girseniz de rekabetçi olmayın yoksa ilişkilerimiz bozulur.’
TTOE tokatını yiyen firma yetkilisi başı önünde odadan çıkıp bir başka ihalede başkalarına TTOE uygulatacağı işlerin peşine düşüyormuş.
Gel zaman git zaman, TTOE iki büyük şirket ve bir uluslararası şirket hariç herkese uygulanmaya başlamış, artık o kadar pervasız uygulanıyormuş ki, TTOE uygulanmaya bile ihtiyaç kalınmadan herkes ne olacağını biliyormuş. Bunun üzerine bir çok yerel şirket diğer iki büyük şirketin taşaronu olarak çalışmaya başlamışlar. Uluslararası şirket ise hiç ortalıkta gözükmüyormuş çünkü tüm ihale teknik şartnameleri o firmanın ürünlerine uygun hazırlanıyormuş.
Bundan sonra bu ülkede neler olabilir diye sizleri düşündürmek için bu masalı anlattım, yoksa bu masalın ülkemiz ile ilgili olmadığını hemen anladınız. Bence bu hayali ülkede uygun bir zamanda hukuk devreye girer, TTOE uygulayan yetkililer kendini dokunulmaz olarak düşünürlerken bir de bakarlar hakim karşısındalar. O zaman kendilerini kayırmak için TTOE uyguladıkları firmalarda onların aleyhine şahitlik yaparlar hem de gözlerinin içine baka baka ama sonuc ne olur bilinmez.
Rekabetsiz ortamdan faydalanan iki büyük şirketin yetkilileri yüksek tazminatlarla kovulur ve büyük şirketler ellerini yıkayarak yeni döneme hazırlanırlar. ‘Vicdanları temiz mi’ sorusu burada çok anlamsız, zaten temiz olsa idi ülkelerine bu kötülüğü yapmazlardı. Uluslararası şirketin yetkilileri ise başka ülkelerde daha üst düzey ve daha yüksek gelirli görevlerine devam ederler, bu ülkeye yeni yetkililer gelir.
Sonuç olarak masaldaki ülke kaybettiği kaynakların arkasından sadece bakar ve hala kendisine ‘niye biz fakiriz? buna mahkum muyuz? alternatif yok mu?’ diye sormaz. İyi ki Türkiye’de yaşıyoruz; böyle şeyler bizim ülkemizde olmaz çünkü,
Mümkün mü ülkemizde Kamu Genel Müdürlerinin ya da üst düzey görevlilerin firma yetkililerini çağırıp ihaleye müdahale etmeleri?
Mümkün mü ülkemizde kocaman firmaların yetkililerinin kendi şirketlerinin menfaatleri için bu tür davranışlara sessiz kalmaları?
Mümkün mü ülkemizin güzide büyük şirketlerinin kendi şirket menfaatlerini ülke menfaatinden önde tutmaları?
Mümkün mü Kamu İhale Kurumu’nun bu tür olaylara izin vermesi?
Mümkün mü bu tür olayların Rekabet Kurulu’nun dikkatinden kaçması, alternatifsiz şartnamelere izin vermesi? |