22/02/2005 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Piyasanet
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Ekonomi
22.02.2005
Erdal SAĞLAM
TMSF’nin satışlarına bakış
  
esaglam@hurriyet.com.tr
 

TASARRUF Mevduatı Sigorta Fonu’nın (TMSF) 52.5 milyon dolara aldığı oteli, 25.3 milyon dolara satması, son günlerin önemli konularından biriydi.

Tartışmalara bakıldığında eleştirilerin ‘Niye zamanında bu kadar yüksek bedelle satın alınmış’ noktasında yoğunlaştığını gözlüyoruz.

Başka zaman olsa, acaba ‘Niye bu kadar ucuza satıldı?’ noktası mı önde olurdu diye düşünmeden de kendimizi alamıyoruz.

Düşünülmeyen ya da düşünüldüğü halde üzerinde durulmayan bir nokta da ‘dönemlerin kendine has özelliği’. Belki o dönemde bu oteli 52.5 milyon dolara satın alma kararı verenler bugün olsalardı, şimdiki yönetim gibi otelin 25.3 milyon dolara satılmasına razı olacaklardı. Ya da tam tersi; şimdi görevde olup 25.3 milyon dolara satış kararı verenler o dönemde olsalardı, 52.5 milyon dolara satın alma kararı da vereceklerdi. Yani aynı kişiler de olsa dönemin özelliğinden ötürü verilecek kararların, önceliklerin değişeceğini görmek gerekiyor.

Biliyoruz ki, daha Koçbank talip olmadan, Yapı ve Kredi Bankası’nın kamu tarafından atanan yönetim kurulu, bankanın turizm iştiraklerini, defter değerinin altında talepler geldiği için, iyi olduğu söylenen fiyata rağmen, satma kararı vermeye cesaret edememişlerdi. Şu anda bankaların bilançolarında, ‘eğer satsalar bilanço değerini yakalamayacak’ çok sayıda iştirak, gayrimenkul olduğunu, herkes biliyor.

O dönemde yeniden sermayelendirme, enflasyon muhasebesi derken, gayrimenkullerin ve iştiraklerin, hele o dönemin değerlerine kıyasla, çok fazla değerlendirildiğini ve bilançoların bir ölçüde şişirilerek kurtarıldığını bilmeyen var mı?

Yani ‘şimdikini kurtarmak için geçmişi karalamak’tan kaçınmak, bankacılığın, kriz dönemi ve şimdiki koşullarının birlikte değerlendirilip, öyle yargılarda bulunmak gerekiyor.

Bizce mevcut TMSF yönetimi cesaret gösterip, bir an önce tahsilat yapmak için, defter değerinin altında da olsa, bu satışa izin vermiştir. En azından cesur bir davranıştır ama bu geçmişteki TMSF yöneticilerinin ‘malı yüksek değerine satın alıp, bazılarının kayırıldığı’ anlamına da gelmez. Ekspertiz raporları doğrultusunda yapılan alım ve satımlar vardır. Tek bir alıcı olmasına rağmen satış yapılmıştır ve kimse örneğin ‘Başka ucuza satışlar olacak da şimdiden bunun yolu mu açılıyor?’ diye sormuyor. Bu olaya tek taraflı bakmamak gerektiğini düşünüyoruz. İşin içinde ne olduğunu çok taraflı bakılmalı ama ‘peşin adam harcama’dan da vazgeçilmeli.

TEŞVİKTE GERİ ADIM

Geçen hafta ekonominin gündemindeki bizce en önemli konu ise IMF’yle ilişkiler ve teşvik yasası idi. Başından beri söylediğimiz gibi; Hükümetin IMF’yle anlaşma yapmamama gibi bir lüksü bulunmuyor. Bu nedenle de teşvik yasasında da, daha önce üzerinde mutabık kalınan gelir-harcama kalemlerinde de, bir anlaşmaya gidilmesi kaçınılmazdı.

Bizce Hükümet ‘işler iyi gidiyor rehaveti’ne kapılmak üzereydi ki; IMF hálá bir program uygulanması gerektiği, bu nedenle mali disiplinin kaybedilmemesi gerektiği konusunda gerekli uyarıyı yaptı. Yani yine ‘raya çekme tartışması’ yaşandı.

Bu tartışma aslında hálá bitmiş değil. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı temaslardan alınan izlenim, ‘Bu işin mevcut yatırımlara teşvik verilmeyerek çözümü’ne gittiğini gösteriyor. Böylece asıl yükü getirecek olan teşvik de ortadan kalkmış olacak.

Ancak bu tartışmaların burada bitmesini beklemiyoruz. Aslında bitmemesi de gerekir... IMF işin sadece ‘harcama-gelir’ durumuna bakıyor olabilir ama Hükümetin olaya daha uzun vadeli ve daha geniş perspektifle bakması gerektiğine inanıyoruz.

Yani biran önce Türkiye’nin yatırım haritasının çıkarılıp, destek verilecek bölge ve sektörlerin detaylı haritasının çıkarılması gerekiyor. AB ile müzakerelere hazırlanılan bu dönemde, bu analizlerin önemi daha da büyük. Daha sonra gerekirse AB ile pazarlık yapılıp, Türkiye’nin farklı teşvik sistemine geçmesi, yani geleceğini şimdiden planlaması gerekiyor. Hükümet umarız artık bu gerçeği görmüştür ve bu gerçeğe göre davranır...


Erdal SAĞLAM
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Acil tedavi ihtiyacı
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  48 saat arayla iki soru
 
    Bekir COŞKUN
  Polis ne işe yarar?..
 
    Doğan HIZLAN
  Ankara Çağdaş Sahne’nin perdeleri kapanmasın
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Nevruz’a dikkat
 
    Ercan KUMCU
  Yabancı bankaların YTL borçlanmaları
 
    Fatih ALTAYLI
  İlk Bush-Erdoğan görüşmesinin perde arkası
 
    Gila BENMAYOR
  Kayseri’de dünya devi oldu, şimdi Çin’e meydan okuyor
 
    Hadi ULUENGİN
  Kıbrıs dizisi
 
    İlter TÜRKMEN
  Kitle imha silahları
 
    Kanat ATKAYA
  Teşvik primi daha çok su kaldırır
 
    Pakize SUDA
  Hadi bir şey olsun!
 
    Sedat ERGİN
  Türk-Amerikan ilişkileri 1 Mart’ın bile gerisine düştü
 
    Yalçın BAYER
  Küçük yerin büyük kavgası
 
    Yalçın DOĞAN
  AKP yukardakilere daha yararlı
 
    Özdemir İNCE
  Bir ecnebi olarak bazı Türkler
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent çiziyor
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Talat- Serdar ikilisinin zaferi
 
    Yener SÜSOY
  Veysel, sezgiyle ‘görür’dü
 
    Can BARTU
  Yıldızlara çalışın
 
    Latif DEMİRCİ
  Latif DEMİRCİ
 
    Şükrü KIZILOT
  Şirketlere KDV’siz gayrimenkul satış avantajı
 
    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
  Yaşamı uzatmıyor hakkımızı alıyoruz
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com