|
EĞER Sarıgül bir güruhla değil de, beş-on kurmayıyla salona girseydi, içerdeki antidemokratik düzene karşı düzeyli bir tepki koysaydı ‘İnadına Baykal’ diye bağıranların bile sempatisini kazanırdı.
Hırçınlığı bırakıp olgunluğunu sergileyecek bir akıllılığı gösterebilseydi, demokrat vicdanların kabul edemeyeceği bir kongre düzenleyen CHP yönetimini, kamuoyunun önünde çok zor duruma düşürürdü.
Ama Sarıgül’ün donanımı buna yetmedi.
Böyle yapsaydı kongreyi kazanabilir miydi?
Belki kazanamazdı ama kesin olarak halkın gönlündeki yeri, hakkı yenmiş, mağdur edilmiş bir politikacı olarak daha da yücelirdi.
On ay sonraki olağan kurultayın daha güçlü başkan adayı olabilirdi.
Oysa Sarıgül salona şiddeti sokarak kolay kolay kapanmayacak büyük bir yara aldı, kendisini destekleyenleri bile utandırdı.
* * *
CHP Kurultayı benim açımdan ilkesizliklerin de ibret arenası oldu.
Yılların politikacılarının buz pistinde eşsiz figürler çizen patencileri kıskandıracak kıvraklıklarına yüreğim burkularak tanık oldum.
Örnek pek çok da, Türk siyasetinin neden saygınlığının yerlerde süründüğünü göstermesi bakımından birini sizlere de anlatmak istiyorum.
Bundan altı-yedi ay kadar ay önceydi. Mustafa Sarıgül Anadolu turlarına yeni başlamıştı.
Partide ve ülke yönetiminde üst düzeyde görevler almış bir politikacı ile derin bir sohbete dalmıştık.
Konu doğal olarak siyasetti ve Sarıgül’ün başlattığı hareketti.
Bana aynen şöyle demişti:
‘Bak, ben Baykal’ı hiç sevmem. Hatta nefret ederim. Ama bana ‘Baykal mı, Sarıgül mü?’ diye sorarsan, bin kere Baykal derim.’
Sonra da derin tahlillere girmişti:
‘Türkiye bu kadar ucuz bir ülke değil. CHP’nin başına Sarıgül gelirse bu ülke bitmiş demektir. Baykal şudur budur ama bin tane Sarıgül eder.’
Ben, ‘Sarıgül’ün çıkışını destekleyenler, bu hareketi, CHP’yi Baykal’dan kurtarıp partinin önünü açacak bir şans olarak değerlendiriyorlar’ demiştim.
Deneyimli politikacı buna çok kızmış, öfkesini şöyle dile getirmişti:
‘O beyefendiler şunu iyi bilsinler ki, ne CHP, ne de Türkiye deneme tahtası değildir. Böyle bir saçmalığı kabul etmem.’
* * *
Aradan aylar geçti. Kurultaydan iki gün önce Sarıgül’ün kendisini destekleyenlere verdiği dayanışma kokteylinde çekilmiş bir fotoğrafı gazetelerde görünce afallayıp kaldım.
Anında kafamda patlayan bir flaş, aylar önce konuştuğum o politikacının söylediklerini aklıma getirdi.
‘Sarıgül mü, Baykal mı dersen, bin kere Baykal derim’ diyen o politikacı baktım fotoğrafta Sarıgül’ün yanında gülümsüyordu.
Kurultayda bir başka deneyimli politikacıya sordum durumu.
‘O Sarıgül’ü yüzde yüz destekliyor’ dedi.
Yüzümdeki hayreti görünce durumu kavradı:
‘Aslında karşıydı ama şimdi ‘Baykal’ı devirmek, partinin önünü açmak için başka çare yok’ diyor ve bunun için Sarıgül’e destek veriyor.’
Bu olay bir örnek, bunun gibi yüzlercesini gördüm, duydum kurultayda.
Çıkarların ilkeleri, değerleri bu kadar kolay sıfırladığı bir ülkede bu tip yozlaşmalara şaşmamak gerektiğini bir kez daha öğrendim.
Bu kadar köklü gelenekleri olan CHP’nin düştüğü perişan halin nedenlerini daha iyi anladım.
AKP gibi dinci bir partinin Türkiye’de neden iktidar olduğunu da...
Ha bundan sonra CHP ne olacak diye sorarsanız...
‘Hiçbir şey olmaz ‘eski tas, eski hamam’ misali sürer gider’ derim. |