|
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a Moskova’da hediye edilen gerdanlık, Başbakanlığın demirbaşına kaydedilip ipek halı da hediye eden firmaya geri gönderilince artık bu konu kapandı demiştik.
Hata etmişiz. Nitekim hemen ardından üst düzey devlet yetkililerine verilen hediyelerin geçmişi gündeme geldi.
Ama eskiden yüksek değerde hediye veren de alan da olmazdı diyenler doğruyu söyledikleri için değil. Bu konu eskiden de çözüme kavuşturulamamış olduğu için.
Çözülememiştir; çünkü hediye konusuna sınırlama getirmesi beklenecek kişiler arasında, kıymetli hediye karşısında erimeyen birini bulmak neredeyse imkánsızdır. O yüzden ne kural konur ne de konan kuralı uygulayan çıkar.
Kamu görevlilerinin o yılın asgari ücretini aşan değerde hediye kabul etmelerinin, Turgut Özal zamanında ‘yasaklandığını’ hepimiz bilmiyor muyuz?
Buna karşılık, Turgut Özal dönemi yetkililerinin ve özellikle eşi hanımefendinin, hediye konusunun suyunu çıkardığını bilmeyen mi kaldı?
Demek ki yasa çıkarmak yetmiyor. Onu dürüstçe uygulamak ve uygulatmak da lazım. Daha da önemlisi, ciddi ve işleyen yaptırımlar gerekli.
Özal dönemi önlemlerinin ciddiyeti olsa, biz ne Moskova olayını konuşurduk ne de eski konuları kaşıyan çıkardı.
Eski konu deyince, Özal döneminde Hazine Müsteşarlığı, DPT Müsteşarlığı gibi bürokrasinin en üst kademelerinde bulunan, birkaç defa bakanlık yapan Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli’nin dün yaptığı açıklamaları kastediyoruz.
Pakdemirli kendisinin Hazine Müsteşarı olduğu sıralarda bir yabancının getirdiği 10 bin dolar değerindeki ipek halının Başbakanlık emanetine kayıtlı olması gerektiğini ancak sonra böyle bir kayda rastlanmadığını bildiriyor.
Hemen belirtelim ki bunda şaşılacak hiçbir şey yok. Çünkü sadece böyle kim vurduya gidecek türden hediyeler değil, devlet dairelerindeki yağlıboya tablolar, kristal vazolar, avizeler, nadide porselenler ve biblolar da, o dönemde sorumluluk taşıyan kişilerin insafı ve dürüstlüğü ne kadarsa o kadar yaşarlar.
Sonra, özellikle görev değişimleri vb. dönemlerde bunlardan bir kısmı uçuverir. Çünkü o kıymetli eşya kimseye ne imza ile teslim edilir ne imza ile teslim alınır. İmza atan kişinin oralara girip kontrol etmesi ise olanaksızdır.
Sanmayınız ki sadece ‘hediye alma’ konusunda zaafımız vardır. Biraz kaşırsanız, tarihi değerlerimizi de soyduğumuzun örneklerini bulursunuz. Hem de yeni değil... Örneğin, Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarında CHP muhalefeti, Milli Saraylardaki altın fincanların, ziynet eşyalarının, kıymetli taşlarla süslenmiş (murassa) kılıç vb. kıymetli eşyanın bir kısmının nasıl ortadan kaybolduğunu birkaç kez Meclis’e getirdi ama sonuç alamadı.
Demek ki hem hediyeler hem de ulusal hazinemiz olan kıymetli emanetler için anlamlı, uygulanabilir ve sonuç veren kurallara ihtiyaç var...
Siz Sait Halim Paşa yalısını yakanların aslında o yalıdaki kıymetli eşyayı almak için bu alçaklığı yaptığına hálá inanmıyor musunuz? |