25/01/2005 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Piyasanet
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Ekonomi
25.01.2005
Erdal SAĞLAM
24 Ocak kararları ve değişim
  
esaglam@hurriyet.com.tr
 

ÖYLE kararlar vardır ki; uygulamaya konduğu zaman önemi tam olarak kavranamaz. Ancak daha sonra, belki yıllar geçtikten sonra, o kararların aslında önemli felsefe değişikliklerini içerdiği, bir devir değiştirdiği ortaya çıkar.

Tabi ki sadece o kararlar değildir devirleri değiştiren, genellikle bir dizi kararlardır ama başlangıç kararları simge haline gelir.

İşte, dün 25. yılını dolduran 24 Ocak kararlarının bize düşündürdükleri bunlar.

Gerçekten de 24 Ocak kararları bir devrin bitimi, yeni bir devrin başlangıcını yapan kararlardı. Ardından tabi ki bir dizi karar geldi. Ancak 24 Ocak kararları Türkiye ekonomisinde yaşanan hatta kronik hale gelen tıkanmayı aşmak için alınan, ekonominin ithal ikamesinden dışa dönük büyümeye yönünü çevirdiği kararlardı.

Tabi ki dışa açılma tek başına 24 Ocak kararları ile olamazdı. Bunun ardından, başta 32 sayılı kararla sermaye hareketlerinin serbest bırakılması olmak üzere, bir dizi karar daha geldi.

Bu kararlar zamanında alındı mı, tüm kararlar alınırken ekonomik gerekçeler mi vardı, yoksa değişik yollarla büyümeyi sağlamak için popülist kaygılarla alınanları var mıydı, bütün bunlar tartışma konusu. Elbette bu süreç içerisinde bir çok hata yapıldı, yanlış kararlar da verildi ama 24 Ocak kararlarıyla çevrilen yön, hep aynı kaldı.

Turgut Özal’ın mimarlığını yaptığı 24 Ocak kararları böylece bir devrin başlangıcı oldu. Bu kararlar ve dışa açılma ile birlikte Türk insanının kendine güveni geldi, uluslar arası rekabetten korkmaz oldu ve hep tekrarladığımız, ‘özel sektörün gücü ve dinamizmi’ 24 Ocak kararlarıyla başlayan bir süreç içerisinde kazanıldı.

Ekonomik altyapıyı değiştirdiğiniz, hele hele bu kadar süratle değiştirdiğinizde, bir süre sonra kültürel yapı başta olmak üzere bir çok yan etkisi olabiliyor. İşte 24 Ocak kararları aynı zamanda kültürel değişimin de başlangıcı oldu. Ki; bu değişim genellikle ‘bozulma’ olarak nitelendirildi. Tabi ki artan rekabet, köyden kente göçler ve güçlenen varoşlar, bunların yarattığı eklektik kültür yapıları, bu imajın oluşmasında en etkili unsurlardı.

YAVAŞLARSA HALK ÖDER

Özal
’ın koltuk kaygısına girip yeniden popülizme dönüşüyle birlikte, 24 Ocak kararlarıyla başlayan süreç de, onun yarattığı kültürel kaos da, iyice işin içinden çıkılmaz hal aldı. Yani 24 Ocak kararları bir süre ısrarla uygulandıktan sonra savsaklandı, seçimler ve politikacıların kişisel kaygılarıyla duraklamalara neden oldu. Biliyoruz ki Özal Cumhurbaşkanı olduktan sonra bütün bu olanlara tepeden bakıp, ‘ikinci değişim programı’ hazırlama gereğini duydu. Ancak bunu bitirmeye ve uygulamaya ömrü yetmedi.

Daha sonra sorunlar birikti, çarpıklığın en önemli sonucu olan enflasyonla mücadeleden vazgeçildi ‘günü kurtarma politikaları’ hakim oldu.

Bu süreç de 2000'e kadar sürdü. Koalisyon hükümeti olmasına, koalisyonu oluşturan partilerin değişik görüşlerine rağmen, 2000 yılında uygulamaya giren ekonomik program, bir anlamda ‘ikinci değişim programı’ idi. Çünkü bu programla artık sadece zamlarla gelir yaratıp ekonomiyi bir süre düze çıkarmanın ötesinde, enflasyonu düşürecek sıkı ve sürekli mali politikalar ve bu iyileşmeyi sürekli kılacak ‘yapısal tedbirler’ öngörülüyordu.

Bu ekonomik program aynı zamanda politikacıların günlük politik kararlardan elini çekmesini getirecek, kayırmayı önleyecek, yani ‘siyaset etme biçimi’ni de değiştirecekti. Ancak, bürokratik ve siyasi elitler, mevcut statükoyu koruyup yetkilerini bırakmak istemiyor. Şu anda da bunun sıkıntıları yaşanıyor.

24 Ocak kararlarının 25. yılında gelinen nokta bizce şöyle:

Bu süreç küreselleşmenin ve AB hedefinin ivmesiyle hızlanarak devam edecek. Bu süreçte sağ ya da sol iktidarların gidişe dur deme imkanları yok. Apo’yu affeden MHP’ye, kurbanı ve ezanı tüm kesimlerin kabul edebileceği çağdaş boyutlara getirecek AKP eklenmek zorunda.

İktidarlar bu gidişi durduramaz ancak siyasi kaygılarla yavaşlatabilir. Unutulmaması gereken şey; süreci yavaşlatmanın maliyeti var ve bu maliyet geniş halk kitlelerince ödenir.


Erdal SAĞLAM
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Acilen önlem gerek...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Turks
 
    Bekir COŞKUN
  Sol yanım...
 
    Doğan HIZLAN
  Bir müze gibi eczane
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Uğur Mumcu gazeteciliği
 
    Ercan KUMCU
  Dünya Bankası dışlanmamalı
 
    Fatih ALTAYLI
  Star soyuldu mu?
 
    Gila BENMAYOR
  Chirac mı Sharon Stone mu, Blair mi Richard Gere mi
 
    Hadi ULUENGİN
  CHP hatırası
 
    İlter TÜRKMEN
  Tarihten ders almak
 
    Pakize SUDA
  Bize gen nakli lazım
 
    Sedat ERGİN
  AB müzakere başlıkları çeşitlenirken
 
    Yalçın BAYER
  ‘Hasan abi’ formülü
 
    Yalçın DOĞAN
  Bir Türk ilk kez komisyon başkanı
 
    Özdemir İNCE
  Sol nereden çıkacak?
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent çiziyor
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Tatiller bitti, kolları sıvayalım
 
    Can BARTU
  Daum'un kaprisi
 
    Latif DEMİRCİ
  Latif DEMİRCİ
 
    Şükrü KIZILOT
  2005'te bono, borsa ve fonun cezası
 
    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
  Vitaminlerin azı karar, çoğu zarar
 
    Engin KRATZER
  Bir bakışta Avustralya Open
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com