25/01/2005 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Gündem
25.01.2005
Fatih ALTAYLI
Star soyuldu mu?
  
 

STAR televizyonunda bir süre önce bir yönetim değişikliği gerçekleşti. Herkes bu durumu, ‘Başbakan kendine yakın birini göreve getirmek istedi’ diye yorumladı.

Ama işin aslı böyle değildi. Star’da ciddi ‘soygun’ iddiaları vardı. Olay Mehmet Ali Erbil’in Star’a dönmesiyle başlamıştı.

Star televizyonu, Mehmet Ali Erbil’i 1 milyon doları aşkın bir alacağı olduğu iddiasıyla mahkemeye vermişti. Erbil davayı kaybedince Star yönetimine bir teklif götürdü: ‘Param yok, size 1 milyon dolarlık program yapayım.’

Star yönetimi bunu kabul etti ve Erbil, Star TV’de günlük bir programa başladı. Bu olayın bilinen, görünen yüzü. Ancak daha sonra işin içinden iş çıktı. 1 milyon dolar borcuna karşılık Star’a program yapmaya başlayan Erbil’e bir ‘1 milyon dolar’ daha ödenmişti.

Olay bununla da bitmiyordu.

Erbil’in programı dış yapım olarak bir şirkete yaptırılıyordu ve iddialara göre her gün yapılan bu program için bu şirket Star’a günde 60 milyar liralık fatura kesiyordu. Bunun toplamı da ayda 1 trilyon 200 milyar gibi bir meblağ ediyordu. Oysa benzer programlar başka kanallarda 15, bilemediniz 20 milyar liraya kotarılabiliyordu.

Bunun dışında film alımlarıyla ilgili olarak da pek çok iddia ortada dolaşıyordu.

Bütün bu iddialar TMSF yönetiminin kulağına gidince, bir soruşturma başlatıldı ve yönetim değiştirildi.

Bu konuyu TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’e sordum.

Güldü. Net bir yanıt vermedi; ama sözleri ilginçti:

‘Bazı insanlara meslek hayatlarının son dönemlerinde son derece şerefli bir iş veriyor, devletin malını emanet ediyorsunuz; ama buna ihanet ediyorlar. Türkiye’de en zor iş galiba namuslu ve becerikli adam bulmak.’

Teşekkürler Yavuz

SABAH Gazetesi Ekonomi Müdürü Yavuz Semerci ile birkaç gündür köşelerden bir polemik sürdürdük. Bu polemik sırasında düzey hiçbir zaman düşmedi. Kavga, hır gür havası oluşmadı. Semerci’ye bu düzeyin korunmasına yaptığı katkılardan ötürü teşekkür ediyorum.

Sinema eleştirmenleri ciddiye alınmıyor

VİZYONDA birçok Türk filmi var. Türk halkı da, Türk filmlerine ilgi gösteriyor. Son yılların en çok seyirci toplayan filmlerinin hepsi Türk filmi. Millet bu filmleri beğeniyor olmalı ki, milyonlarca kişi salonları dolduruyor. Son yıllarda ciddi bir patlama yapan Türk sinema sektörünün üretimini beğenmeyenler ise sadece eleştirmenler. Önceki akşam sinemacı dostlarımla bu durumu konuştuk. Filmlere milyonlar gidiyor, kendini eleştirmen zanneden ‘uçuklar’ halkı uyarıyor: ‘Aman bu filmlere gitmeyin.’

Ama bu sözler tam ters etki yapıyor. Millet salonlara koşuyor. Ben bir gazetenin başında olsam, bu ‘eleştirmenlere’ satır yazdırmam; çünkü belli ki kimse bunları adam yerine koymuyor. Üstelik bunlar bindikleri dalı da kesiyorlar. Hatırlayın, yıllar önce Türkiye’de sinema sektörü can çekişiyordu ve bu eleştirmenlerin tümü işsizdi. Kimi aylak aylak gezip satmayan kitaplar yazıyordu, kimileri de sinemayla alakası olmayan yazılar yazmak zorunda kalıyorlardı. Bazıları da bar köşelerinde ahkám kesiyordu.

Türk sineması patlama yapınca, bunlar da iş güç sahibi oldular; ama bunun bile fakında değiller, işleri güçleri filmleri kötülemek. Bunların iyi dediği filmler de var elbet. Beyoğlu’nda 100 kişilik tek bir salonda oynayan bir filmi allayıp pullayıp, ‘Başyapıt, mutlaka görün’ diyorlar. Millet bunları ciddiye alsa sinemanın önünde halk ayaklanması olacak, yer bulabilmek için millet birbirini yiyecek. Siz siz olun, sakın bu ‘sinema eleştirmenlerini’ veya kendilerini ‘HBB’ yani ‘Her b.ku bilir’ sanan köşe yazarlarını ciddiye almayın.

Canınızın çektiği Türk filmlerine, eleştirilere kulak asmadan gidin.

Gidin ki, böylesine riskli bir işe para yatıranlar, emeklerinin karşılığını alsınlar ve her geçen gün daha iyi filmler çeksinler.

Canaydın bırak artık

GALATASARAY,
tarihinin en karanlık günlerini yaşıyor. Galatasaray’ın ‘en ilkeli adamı’ olarak başkanlığa gelen Özhan Canaydın, ilkel bir yönetim anlayışıyla kulübü ‘yok olma’ noktasına getirdi. Galatasaraylılar 14 yıl şampiyon olamadıkları zaman bile başları dik dolaşırken, bugün ligde ikinci sırada olmalarına rağmen ‘utanç’ duyuyorlar. Bursaspor maçındaki tribün rezaleti, Galatasaray tarihinin en karanlık günüydü. Teknik direktörüyle konuşmaktan aciz yönetim, teknik direktörüne tribündeki paralı askerleriyle mesaj yollama yolunu seçiyor ve ortaya ‘pis bir görüntü’ çıkıyor. Hagi büyük hatalar yapıyor, kabul. Ama bu konu tribünden mesajla çözülmez. Adam gibi yönetimler otururlar, alırlar teknik direktörü karşılarına, hizaya getirirler. Haksız durumdaki Hagi şimdi ne dese haklı. Zaten yönetim dediğin de yok ki. Hepsi darmadağın. Hepsi birbiri aleyhine sallıyor. Kulüp içi siyasete odaklanmış başkan, bu kulübün asıl hedefinin sportif başarı olduğunu anlayamıyor bile. Artık hiç ama hiç umut yok. Canaydın’ın yapması gereken tek şey, istifa etmek. Sonra istiyorsa yeniden aday olur. Tabii kendisiyle çalışacak adam gibi birini bulabilirse.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Galatasaraylıları Galatasaraylı olmaktan utanır hale getirenler, aynaya bakınca utandıkları zaman.


Fatih ALTAYLI
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Acilen önlem gerek...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Turks
 
    Bekir COŞKUN
  Sol yanım...
 
    Doğan HIZLAN
  Bir müze gibi eczane
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Uğur Mumcu gazeteciliği
 
    Ercan KUMCU
  Dünya Bankası dışlanmamalı
 
    Erdal SAĞLAM
  24 Ocak kararları ve değişim
 
    Gila BENMAYOR
  Chirac mı Sharon Stone mu, Blair mi Richard Gere mi
 
    Hadi ULUENGİN
  CHP hatırası
 
    İlter TÜRKMEN
  Tarihten ders almak
 
    Pakize SUDA
  Bize gen nakli lazım
 
    Sedat ERGİN
  AB müzakere başlıkları çeşitlenirken
 
    Yalçın BAYER
  ‘Hasan abi’ formülü
 
    Yalçın DOĞAN
  Bir Türk ilk kez komisyon başkanı
 
    Özdemir İNCE
  Sol nereden çıkacak?
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent çiziyor
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Tatiller bitti, kolları sıvayalım
 
    Can BARTU
  Daum'un kaprisi
 
    Latif DEMİRCİ
  Latif DEMİRCİ
 
    Şükrü KIZILOT
  2005'te bono, borsa ve fonun cezası
 
    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
  Vitaminlerin azı karar, çoğu zarar
 
    Engin KRATZER
  Bir bakışta Avustralya Open
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com