|
DÜN 24 Ocak, Uğur Mumcu’nun 12. ölüm yıldönümü idi. Aradan bunca yıl geçti, katiller ortada yok! Hiçbir zaman da olmayacak. Hedefi iyi seçmişler, Türkiye’yi ve Türk basınını tam 12’den vurmuşlardı. Zaten seçtikleri bütün hedefler iyiydi!
Tümü Atatürkçü, laik, yurtsever insanlardı.
Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Muammer Aksoy ve daha niceleri.
Çok iddialı olarak söylerim:
Uğur Mumcu her şeyi ile Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük gazetecisi idi. Özel yaşamı, dürüstlüğü, cesareti, gazetecilik anlayışı, yurtseverliği, araştırmacılığı, yazma gücü inanılmazdı.
Hırsızların, hortumcuların, yobazların, din tüccarlarının, bölücülerin amansız düşmanıydı.
Türkiye’yi kimlerin, hangi kafaların nasıl yönettiğini Uğur’dan daha iyi anlatan ve anlatacak bir yazar zor gelir. Ülkemize günün birinde daha nitelikli, daha etkileyici, daha yürekli bir yazar geleceğini hiç sanmam... Ve bu tahminimde inşallah yanılırım.
Ne yazdıysa doğruydu. Ne dediyse doğru çıktı. On binlerce yazısı, çok sayıda kitabı bunun en büyük kanıtıdır.
***
Çok az sayıda insan vardır, onlarla sadece tanışmış olmaktan bile gurur duyarsınız. Biz Uğur’la tanışmanın, arkadaş olmanın çok ötesinde, yılların dostluğunu hiç ara vermeden paylaşmış iki kişiydik.
Ankara Bahçelievler’de mahalle arkadaşı olarak tanıştığımızda lise öğrencisiydik ve dostluğumuz öldürüldüğü güne kadar sürdü gitti.
Son konuşmamız ölümünden bir gün önceydi. Akşam saatlerinde arayıp Saygı Öztürk’teki bir belgeyi benden istedi. Saygı’dan alıp kendisine gönderdim.
Ertesi sabah bomba patladı. Uğur ölmüştü.
***
Uğur’a bir tek konuda sürekli karşı çıktım ve eleştirdim.
Korunma olayını önemsemez, değer vermezdi. Evini beklemesi için görevlendirilen polisleri istemezdi. Uyarılarıma hep aynı sözcükle yanıt verirdi:
‘Boşver yaaa...’
İçimden sık sık geçiyor, çoğu zaman gazeteci arkadaşlarla da aynı şeyi konuşuyoruz:
Keşke Uğur Mumcu yaşasaydı. Şu yozlaşmış ortamda neler neler yazardı, bir cesaret anıtı olarak milyonlarca insanı bilinçlendirir, moral verirdi.
Onu özlüyoruz. Türk basınında Uğur’un ve onun çizgisinde olanların eksikliğini her geçen gün daha fazla hissediyoruz.
Ruhu şad olsun. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.
KAYMAKAM BEY
Vali ilde, kaymakam ilçede devleti temsil eder. Atamaları hükümet tarafından yapılır ama onlar devletin temsilcisidir. Tarafsız olmakla yükümlüdürler.
Elimde Kırıkkale Cumhuriyet Savcılığı’nın 2004/878 sayılı iddianamesi var. Ankara’nın Beypazarı İlçesi Kaymakamı Nevzat Taşdan hakkında açılmış bir dava. Özetliyorum:
‘Sanığın 28 Mart 2004 yerel seçimleri öncesinde ilçe merkezindeki kahvelere gidip etrafında toplanan vatandaşlara ‘kuvvetli bir iktidar var, iktidar partisini (AKP) destekleyin, desteğinizi bekliyorum’ dediği anlaşıldığından, cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.’
Kaymakam hakkında böyle başka suç duyuruları da var. Örneğin, ilçedeki bazı polislere bu konuda ‘gerçeğe aykırı tutanak tutturduğu’ gerekçesiyle hakkında suç duyurusu yapılıyor. Bu konuda Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı, Beypazarı Cumhuriyet Savcılığı’na 2004/2862 Hz. sayılı yazı gönderiyor.
Kaymakam Bey hakkında açılan davalar devam ediyor.
Bazı kamu görevlileri iktidar yandaşı olabilir, ya da onların hışmından korkabilir. Yerini korumak için -ekmek parası uğruna- her şeyi yapabilir.
Ama bulundukları yerlerde devleti temsil eden vali ve kaymakamlara bu tür davranışlar yakışmaz.
Ne acıdır ki, her dönemde böylelerini illerde ve ilçelerde sık sık görüyoruz. Günümüzde değişen hiçbir şey yok! |