|
Reyan Tuvi’nin ‘bozulmasın’ diye yazmaya kıyamadığı mekanlar... Ya otel bulamazsam diye kaygı duyulabilecek güzergahlar... Ve ‘’sanayi tipi’’ otel değil, butik otel değil, kalınacak sadece bir kulübe... Bu haftanın soruları ve cevapları bu konularda yoğunlaşıyor.
Bozulmasın diye yazmadığınız yer oldu mu?
Türkiye’de ve tabii dünyada yeni trend bakir (yani gelişmemiş) yerlere gidip oraları gezmek ve bir yandan ‘’Ah eskiden ne güzelmiş hayat, şimdi her şey kötü’’ diye hayıflanırken, bir yandan da teknolojik yetersizlikler (yol, su, tuvalet, elektrik, TV, kola, cips vb.) nedeniyle şikayet etmek. Ve tabii oralara 1- 2 sene sonra bu olanaklar (!) sağlanınca da ‘’Güzelim yeri mahvettiler’’ diye isyan etmek. Acaba bir gezgin ve gazeteci olarak ‘’Burayı yazmaya kıyamam’’ dediğiniz yerler oldu mu?
Ayşe Arslan/ Adana
Evet, ’Burayı yazmaya kıyamam’ dediğim ama yine de yazdığım yerler oldu
Bir yeri ‘yazmaya kıyamamak’’ ancak işim nedeniyle ‘’yazmak zorunda olmak’’, yolculuğum boyunca, kendimi sıklıkla içinde bulduğum bir durumdu aslında. Hatta bir okuyucu bana, ‘’O güzelim yeri tanıttınız, biz orada çok mutluyduk, şimdi çocuklu aileler gelip o ıssızlığı ve dingin doğayı bozacaklar’’ diye sitem etmişti. Zaten keşfedilmemiş, ayak basılmamış ve bozulmamış o kadar az yer kalmıştı ki, asıl duyduğum sıkıntı bundan kaynaklanıyordu.
Bakir bir yeri tanıtırken, kendime göre bir yöntem geliştirmiştim. O yeri bütün çıplaklığıyla ve en karakteristik özellikleriyle yazarken, güzelliklerini ve coğrafyasını takdir edemeyecek kadar özensiz seyahat eden ve mevcut koşullara, imkansızlıklara katlanamayacak kişilerin cesaret edip buralara gitmelerini de bir bakıma engellemiş oluyordum. Bu bir ölçüde amacına ulaşıyordu da... Örneğin, yazdığım bu türdeki bir yerde bulunan mütevazı tesise çok telefon eden olmuş ancak pek kimse gitmeyi göze alamamıştı. Amacım, buralara ancak bir şeyler kazandırabilecek turistlerin gitmesiydi. Eninde sonunda seyahat edenlerin sağduyulu olmasını umut etmekten başka çarem de pek yoktu. Çünkü insanın elinin değdiği ve ‘’ev’’indeki konforu yaşamak için ‘’olanak’’larla donattığı birçok yerin ne hale geldiğine, doğal yaşamın her geçen gün nasıl yok olduğuna defalarca şahit oldum. Sadece bir misafir olduğumuzu unutup, sahip oluyor, ardından da bozuyoruz. Üstelik tek geçinme şansı küçük çapta turizm olan bu ücra yerlerdeki insanlara da büyük zarar veriyoruz. Sorunuza daha kısa bir cevap vermek gerekirse, evet, ‘’burayı yazmaya kıyamam’’ dediğim ama yine de yazdığım yerler oldu. Bugün oralara yeniden gidip bir yıl içinde nasıl bir değişim geçirdiklerini görmeye cesaret edemiyorum.
Hiç başınıza geldi mi?
Hiç otel ve pansiyon bulunamayan yerlerde nasıl kalınır? Hiç başınıza geldi mi? Ne yaptınız?
Sümeyra Tutkan/ Bilecik
Ya otel yoksa diye endişelenmediğim tek ülke Türkiye
Her ne kadar sürprizlere açık olmak için, plan yaparak seyahat etmekten hoşlanmasam da bazı bölgelerde yolculuklarımı adım adım planlamak zorundayım. Bu nedenle vardığım yerde otel ya da pansiyon olmaması kendimi pek sık içinde bulduğum bir durum değildir. Bir yerden bir yere giderken, kaç kilometre yol kat edeceğimi, yolun durumunu ve kaç saat süreceğini hesaplarım. Ona göre de akşama hangi kent ya da kasabaya varacağımı ve orada konaklama imkanı olup olmadığını bilirim. Eğer yoksa, varış noktamı değiştirir, ertesi gün oraya hareket ederim. Anadolu’da otel ya da pansiyon olmayan yerlerde, birçok kez yöre insanlarının evinde kaldım. ‘’Ya bir otel yoksa’’ diye endişelenmediğim tek ülkedir Türkiye. Bu topraklarda Tanrı misafirini herkes kabul eder çünkü.
Sadece bir kulübe arıyorum
Bir dağ kulübesi arıyorum... Ailemle birlikte tatil yapabileceğim, ‘’sanayi tipi’’ otel değil, butik otel değil, sadece bir kulübe... İçinde şöminesi ve belki bir iki de odası olmalı, dışarıda kar olursa harika olur. İstanbul’dan çıkıp biraz burada nefes alabilmeli, soğuktan elimiz ayağımız donmalı. Hani şu Ünlüler Çiftliği var ya, işte ona benzer bir yer biliyorsanız, önerinizi bekliyorum. Huzurlu, mutlu, bol oksijenli günler dilerim.
Alkan İdemen
Özlemini çektiğiniz yerler Türkiye’de var
Mudurnu’ya sekiz kilometre mesafede, Kilözü köyündeki, Değirmen Yeri Ormaniçi Dağ Evleri (Dağ Mevkii, Mudurnu, 0374 421 26 77, 0533 630 33 77, www.degirmenyeri.com) özlemini çektiğiniz tarzda bir yer olabilir. Zevkli ve kişilikli bir şekilde döşenmiş, şömineli, kaloriferli, bazıları dubleks dağ evleri, bu bölgede eksikliği hissedilen, doğayla uyum içinde, izole bir konaklama yeri. En yakın yer 500 metre mesafedeki Kilözü köyü. Yıl boyunca açık, bazıları 30 metrekare tek odalı, bazılarıysa 90 metrekare üç odalı dağ evlerini daha da keyifli hale getiren Manisalı sahibi Ulvi Ilgaz. Ziraat mühendisi olan Ulvi Bey, artık yıl boyu burada yaşıyor ve caz müziği eşliğinde misafirlerine organik şarap sunuyor. Sabahları da köy kahvaltısı veriliyor.
İlerisi için plan yapıyorsanız ve karda ısrarlı değilseniz, Yedigöller Milli Parkı’nda Orman Bakanlığı’na ait bungalovlar (0312 212 63 00- dahili 3384) var. Aralık, ocak ve şubatta Yedigöller karla örtülüdür ancak bu dönemde buraya ulaşmak kolay değil, arazi aracına ihtiyacınız olabilir, bazen de yol tamamıyla kapanabilir. Burası için en iyi mevsim, sonbahar. Doğanın renkleri büyüleyici. Nisan ile kasım ayları arasında da ulaşım sorunsuz. Yedigöller’deki altı dubleks bungalovdan oluşan bu tek tesise en yakın yer 45 kilometre mesafedeki Bolu. Dört kişilik bungalovlarda, bir oda, salon, mutfak ve banyo bulunuyor. Dört yatak var ve ısınma sadece şömineyle sağlanıyor. Mutlaka önceden rezervasyon gerekiyor.
Abant Gölü kıyısındaki her biri bağımsız ve şömineli Abant Evleri (0374 224 5178, var. www.abantdagevleri.com) ise, diğer seçenekler kadar tipik değil, üstelik etrafta yıldızlı oteller var ancak kar yağdığında göl ve orman etkileyici oluyor. |