17/01/2005 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Seyahat
17.01.2005
Don yerine kabak giyiyorlar
 

Daha nerede olduğumu doğru dürüst anlayamadan bir sonbahar günü 24 saat yolculuktan sonra Endonezya’nın Borneo adasında (şimdiki ismi Kalimantan) kendimi yer yer dar, yer yer uçsuz bucaksız bir nehrin ortasında, kafatası avcılarına gitmek üzere, bir kanuda buldum.

Borneo dünyanın üçüncü büyük adası, bir kısmı Malezya’nın, küçük bir bölümü ise dünyanın en zengin adamı olan Brunei Sultanı’na ait. Ada balta girmemiş ormanlarla kaplı. Yer yer kafatası avcılarının, yamyamların yaşadığı söyleniyor. Üzerinde üç gün geçirdiğim Mahakam Nehri adanın içlerine doğru kıvrılıyor. Sahillerinde kazıklar üstünde irili ufaklı bir sürü köy, bu sudan geçimini elde etmeye çalışıyor. Ben niye mi buralara gittim? George Mallory’nin 1920’lerde Everest için söylediği gibi; ‘çünkü oradaydı.’

Bölgenin sahipleri Dayaklar. Dayak, yaklaşık 200 kabileye verilen ortak bir isim. Dayaklar eskiden neredeyse bütün bir köyü barındıran ‘uzun evler’de otururlarmış. Ben de böyle bir uzun evde, camsız bir odada köyün fertleriyle gece geçirdim, onların danslarına eşlik ettim. Kadınların bazılarının kulakları delikti ve küpeleri bellerine kadar sarkıyordu! Kulak ne kadar çok mücevher taşırsa o kadar makbulmüş!

Borneo’nun iki büyük şehri Banjarmisin ve Balikpapan. Banjarmisin hayatımda gördüğüm en pis, en gürültülü şehir. Banito nehrinin kenarında ve bütün hayat nehrin üzerinde. O sudan içiliyor, o suda yıkanılıyor, yüzülüyor, balık avlanıyor.

Jakarta’dan saatlerce süren bir uçuştan sonra ‘Tana Toraja’ yani Torajalar ülkesine geldik. Bulunduğu adanın eski adı Celebes. Şimdiki adı Sulawesi. Torajalar Hıristiyan ama Hıristiyan demeye bin şahit ister! Gemiye benzeyen tahta evlerde oturuyorlar, ölülerini mumyalayıp saklıyorlar. Ölüleri gömmek için su mandası kurban etmek gerekiyor. Yeterli parayı biriktirince, tantanalı törenlerle cenaze yapıyorlar.

Ölenin toplumdaki önemi, kesilen kurbanla orantılı olduğu için zengin cenazesinde 25 bufaloyu kanlar içinde görmek mümkün. Cenazeye herkes katılıyor ve etler dağıtılıyor. Kan kokusu, hayvan bağırsakları, kafalar, kanlar korkunç bir manzara. Sonra ölüler dağlarda mağaralara gömülüyor, kapılarına da tahtadan heykelleri konuyor. 10 yılda bir kemikler yerlerinden çıkarılıyor, bir merasim daha, etraf yine kan gölüne dönüyor. Böylece ecdad hiçbir zaman unutulmuyor.

‘Adam don yerine kabak giyiyor’ dediklerinde inanmamıştım. Ama doğru... Batı Gine, yani şimdiki adıyla İrian Jaya’da Dani kabilesi yaşıyor. 1800 metre yükseklikte Baliem vadisinde... 1938’de varlıklarının farkına varılmış. Uçaktan başka bir vasıta buraya ulaşmadığı için, benzin, yiyecek, içecek, her şey havadan geliyor.

Daniler de Hıristiyan. Kadınları domuz karşılığı satın alıyorlar. Birçok kadınla evlenebiliyorlar. Eğer kadın başka bir erkekle evlenmek isterse, yeni koca aynı miktarda domuzu birinci kocaya veriyor. Ailede ölen olunca kadınlar her ölen için parmaklarından bir boğum kesiyorlar! Kesilen parmaklar muz ağacı dibine gömülüyor.

Erkeklere gelince... Anadan doğma, tenasül uzuvlarına geçirdikleri bir kabakla dolaşıyorlar. Evet, kabakla... Kabak kılıf gibi geçiriliyor, ucu da sicimle bele bağlanıyor. İlk şokla bakmamaya çalıştım ama o kadar rahatlardı ki... Balkabaklarının kiminin ucunda kuştüyü, kiminin üzerinde desenler var. Soğuktan korunmak için vücutlarını domuz yağı ve külle kaplıyorlar. Simsiyah yüzlerinde bembeyaz gözler korkunç bir ifade veriyor.

Şeflik babadan oğula geçiyor. Şef ölünce yakılıyor. Bir köyde 200 yıl önce ölmüş bir şefin mumyasını da gördüm. Ancak kafatası hiç görmedim. Sorduğum zaman masum masum yüzüme bakıyorlardı.

ZIPKINLI ADAMLARIN SALDIRISI

Köye kütüklerin üzerinden ırmaklar geçerek, ine çıka geldiğimizde kimseler yoktu. Birden ormanın içinden bağıra çağıra bir sürü zıpkınlı, kuş tüyleriyle süslü şapkalı, kabaklı adamlar saldırdı... Donduk kaldık! Her ne kadar turistik olduğunu bilsek de çok dehşet vericiydi. Elimizde satın aldığımız kabaklarla dönerken Dani’ler gibi ilkel bir toplumun değil okuma yazması, sayı sayması bile olmadığını düşündüm. Ancak pazarlıkta acımasızlardı. Grup resmi bedava, kabaklı tek adamın resmi 150 bin TL‘ye çekiliyordu.  



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com