  |
| |
Dünyanın en yüksek gökdeleni açıldı
Dünyanın en yüksek iş yeri binası olan ‘Taipeh 101’ yılbaşında açıldı. 101 katlı gökdelenin yüksekliği 508m. Açılışa Tayvan’ın başkanı Chen Shui-bian da katıldı. Fakat Güney Asya’da yaşanan deprem kutlamalara gölge düşürdü. Daha önce bu kadar çok depremin yaşandığı bir bölgeye bu kadar yüksek bir gökdelen inşa edilmemişti.
Ada, Avrasya ve Filipin kıta levhasının birleştiği yerde bulunduğu için Taipeh yılda yaklaşık olarak 200 kez sallanmakta. Taipeh 101 gökdeleni öte yandan yılda birkaç kez tekrarlanan tropik fırtınalara da dayanmak zorunda. Dev kule yaklaşık 1,5 milyar euroya mal oldu. Paranın önemli bir kısmı süper kuleyi dünyanın en sağlam gökdeleni haline getiren teknolojiye aktı.
Taipeh 101 ayrıca dünyanın en hızlı asansörüne de sahip. Süper asansör, sadece 39 saniye içinde 89.kata çıkıyor. Fakat Taipeh 101 gökdeleni dünya rekorunu çok uzun bir süre taşımayacak. Çünkü Tokyo’da inşa edilen 840m yükseklikteki Millennium Tower, 2009 yılında tamamlanmış olacak.
Ariane 25 yaşında
Ariane’nin doğum günü 70’li yıllara rastlar. Yıllarca süren çalışmaların ardından 24 Aralık 1979 yılında Avrupa’nın uzay istasyonu Fransız Guayana’sından ilk olarak bir Ariane 1 roketi fırlatılmıştı. Ariane 1 ve ardıllarının 28 kez fırlatılmasından sonra günümüzdeki en başarılı Ariane 4 roketine gelindi. Fakat 116 kez fırlatılan Ariane’nin 4,9 tonluk taşıma kapasitesi büyük uyduların taşınması için yeterli değildi. Son versiyon olan Ariane 5 roketi geçen cumartesi (18.12.04) günü fırlatıldı. Ariane 5, altı tonluk yükü 36.000 km yüksekliğe taşıyabiliyor. En yeni versiyonu ise on ton yük taşıyabilecek ve 20 yıl kadar kullanılabilecek diyor bilim adamları. Ancak bu versiyonunun geliştirilip geliştirilmeyeceğine Esa 2005 ilkbaharında karar verecek.
Einstein, KGB ajanına mı aşıktı?
Alman politika dergisi ‘Cicero’’nun, ‘Einstein yılı’ nedeniyle hazırladığı yazıda, fizikçinin uzun yıllar bir KGB ajanıyla ilişkisi olduğu bildirilmekte. On yıl boyu Margarita Konenkova ile ilişkisi bulunan Einstein bu yüzden Sovyet gizli istihbarat örgütü tarafından izlenmiş.
Ünlü bilim adamının Konenkova ile 1935 yılında New York’ta tanışmış olduğu KGB belgelerinde yazılı.
1923 yılında heykeltıraş kocası Sergei Konenkov ile ABD metropolüne gelen Rus sevgili o tarihlerde sosyetenin tanınmış simalarındandı. 56 yaşındaki Einstein, 39 yaşındaki Margarita’yı ilk kez kocasının atölyesinde bir portre için modellik yaparken görmüş ve ilk bakışta aşık olmuştu. Ne var ki Rus güzeli yüksek rütbeli KGB memurlarının değerli bir ajanıydı. Derginin açıklamasına göre ajanın en önemli hedefi atom bombası çalışmalarının hangi safhada olduğunu öğrenmekti. Gizli belgelerden anlaşıldığına göre Einstein ve Rus ajanı arasındaki ilişki çok içtendi.
1980 yılında yoksulluk ve yalnızlık içinde ölen Margarita Konenkova’nın Moskova’daki evinde, Einstein’ın el yazısıyla yazılmış bir aşk sonatı, görelilik kuramının bir örneği ve birkaç aşk mektubu bulunmuş. Konenkov çifti İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Stalin’in emri üzerine Moskova’ya dönmüştü.
Oyuncağın beyin üzerindeki etkisi kalıcı
Stanford Üniversitesi bilim adamları, minik çocuk beynini uyaran oyuncağın zihin yetisi üzerinde uzun vadeli etkili olduğunu saptadılar. Çok erken yaşta edinilen yetiler beyin yapısında önemli değişikliklere yol açabiliyor. Baykuşlarla yapılan deneylerin temel alındığı araştırma doğru oyuncak seçiminin önemini vurgulamakta.
Araştırmayı yöneten bilim adamı Eric Knudsen, çok erken yaşta edinilen yetenekler sayesinde nöronların, yetişkinlik döneminde işlemeye devam edecek yeni bağlantılar kurmak için uyarıldıklarını söyledi. Anne babaların çoğu pedagojik değeri olan oyuncakları genelde çocuklarını okula hazırlamak için alırlar.
Oysa son araştırmalar, oyuncağın, yetişkinlik döneminde kararlardan sorumlu beyin bölgesinin gelişmesinde etkili olduğunu göstermiştir. Knudsen’in ekibi daha önceki araştırmalarda genç baykuşların yeni yetenekleri yaşlılara göre daha çabuk öğrendiklerini görmüştü. Son araştırmada kuşların bu yetenekleri yetişkinlik döneminde hatırlayıp hatırlamadıkları kontrol edilmiş.
Bu amaçta baykuş beyninde, av sırasında seslerin işlenmesinden sorumlu beyin bölgesiyle ilgili deneyler yapılmış. Baykuşlar duydukları seslere göre bir tür görüntü üretiyorlar. Bunlara mesela fare veya yaprakların sesi de dahil. Bilim adamları baykuşlara, görüntüleri ‘yana yatıran’ özel bir gözlük takınca, hayvanların aklındaki görüntü bozuluyor. Gözlükle baktıklarında baykuşlar önlerinde bulunması gereken fareyi yanlarında görünce şaşırıp avlarını kaçırmışlar.
Bu soruna bir çözüm bulmak için beyin, seslerden yeni görüntü oluşturmaya öğrenmiş. Gözlükler çıkarıldığında kuşlar yine eski yapıya dönmüşler. Ancak burada önemli olan nokta şu: Baykuşlara çok daha sonraları yine gözlük takıldığında eski deneyimlerini hatırlamışlar.
Saydam transistör dönemi başlıyor
Amerikalı bilim adamları, saydam olan ve elektronları bildik yarıiletkenlerden daha iyi ileten elektronik yapı taşları geliştirdi. Oregon Eyalet Üniversitesi’nden John Wagner, transistorların ekranlarda, otomobil ve oyuncaklarda kullanılabileceğini düşünüyor.
Araştırmacılar çinko ve kalay elementlerini ince bir tabaka halinde, bir zemin üzerine yerleştirdiklerinde ilginç bir şekilde, elektronları diğer yarıiletkenlere göre çok daha hızlı ilettiklerini fark etmişler. Çinko ve kalay oksitten oluşan tabaka, saydam olduğu için de bilim adamları yeni tekniğin birçok alanda kullanılabileceğine inanıyorlar.
Esnek ve çizilmez olan çinko ve kalay karışımı oksit tabakaları kimyasal açıdan da dayanıklı olduğu için yeni teknik şu sıralar üzerinde çalışılan organik yarıiletkenlere de bir alternatif olarak görülmekte.
Bilim adamları saydam transistörü ilk olarak otomobil üzerinde tanıttılar. İnce bir tabaka halinde otomobilin ön camına iliştiren iletkenle, sürücüye ilave bilgiler aktarılmakta. Teknik öte yandan sıvı kristal ekran, fotokopi aletleri ve güneş hücrelerinde de kullanılabilecek.
Erkeğe doğum kontrol hapı bu sefer tamam gibi
Erkeğe doğum kontrol hapı geliştirme çabaları bugüne dek hep boş çıktı. Alman bilim adamları şimdi yeni geliştirdikleri hormonsuz bir korunma yönteminden umutlu olduklarını bildirdiler.
Geo dergisinde yayımlanan habere göre Schering AG kuruluşunun projesi, sperma nın olgunlaşmasındaki son evrenin, birleşme sırasında tamamlandığı bilgisine dayanmakta. "Kadın olmadan erkek kısırdır" diyor Schering’deki Jinekoloji ve Androloji Bölümü yöneticisi Ursula Habenicht. Spermanın etkinlik süreci yumurta kanalında gerçekleşmekte.
Elli yıl önce keşfedilen bu sürecin ne şeklide işlediği bugün bile kesin bir şekilde açıklanamamakta. Bilindiği kadar, östrojenler çok sayıda biyokimyasal reaksiyonları çalıştırarak, spermaya yumurta hücresini dölleme imkanı vermekte. Sperma sadece bu şekilde yumurta hücresini delerek içeri girebiliyor.
İşte bu bilgiler sayesinde şimdi hormonsuz bir korunma yöntemi geliştirildi. Hedef, spermadaki son olgunlaşma evresini kimyasal maddelerle bloke etmek.
Bu doğum kontrolünün diğer olumlu bir yanı da şu: Her iki cinste de etkili olabilecek. Sperma kafasındaki hedef moleküller erkek bedeninde olgunlaşmakta dolayısıyla da burada da bloke edilebilirler.
Yüksek şeker seviyesi zihni olumsuz etkiliyor
200 diyabet hastasını inceleyen Amerikalı bilim adamları sadece düşük değil, yüksek kan şekerinin de zihin yetisini olumsuz yönde etkilediğini buldular. Belli bir glikoz seviyesi aşıldığından, daha fazla hata yapılmakta ve düşünce yetisi zayıflıyor diyor Virginia Üniversitesi’nden Daniel Cox, Diabetes Care dergisinde.
Cox ve ekibi yüksek kan şekerinin etkisini diyabet 1 hastası 196 yetişkin ve diyabet 2 hastası 34 kişide incelemiş. Denekler kan şekerlerini düzenli olarak ölçtükten sonra bilgisayarda matematik ve sözel testler çözmüşler. Katılımcıların yarısında başarı oranı yüksek kan şekeri yüzünden düşmüş ve akıldan hesaplarda da daha fazla hataya neden olmuş. Zihin yetisinin düşük kan şekeri yüzünden zayıfladığını bilen kişiler genelde tatlı yiyeceklere yöneliyorlar. Fakat bu da olumsuz etki yapabiliyor, bu yüzden kan şekerinin ne düşük ne de yüksek olmaması için dikkat etmek gerekiyor diye konuştu Cox.
Sineklerin kulağında ‘yükselteç’ var
Son araştırmalarla sineklerin de tıpkı omurgalılar gibi duydukları anlaşıldı. Sineklerin kulağında algılanan ses dalgalarını titreşimlerle güçlendiren bir ‘yükselteç’ bulunmakta. Geçerli teoriye göre böceklerde işitme, omurgalılarda olduğu gibi mekanik duyusal (mechano-sensoric cells) hücrelerle desteklenmekte. Bu hücreler kulağa gelen sesleri minik moleküler motorlarla güçlendirmekte. Ancak kulak motorlarının ne kadar enerji verdikleri bilinmiyordu. Bu giz şimdi Bristol ve Köln Üniversitesi bilim adamlarınca çözüldü.
Araştırmacılar sirkesineğinin duyargalarındaki mekanik duyusal hücrelerini ve moleküler motorun bozuk olduğu genetik sineklerinkiyle karşılaştırmışlar. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan sonuca göre duyarganın alıcı kısmındaki hücreler, enerjiyi beş misli yükseltmekte. Hücrelerin bu iş için kullandıkları enerji miktarı ise alıcının hassasiyetini maksimum seviyeye taşıyacak kadar. Bilim adamlarına göre son çalışma, böcek kulağında da aktif bir yükselticinin bulunduğunu kanıtlamakta.
Yaşam azmi ölümü geciktirmiyor
Aralarında 300.000 kanser hastasının da bulunduğu bir milyonu aşkın hastanın ölüm belgesinin incelenmesine dayanan araştırmaya göre yaygın olan kanının aksine yaşam azmi ölümü geciktirmiyor.
Oysa biraz yaşam azmiyle en azından bir bayramı, bir düğünü vb özel günleri görebilme umudu kimi hastalara huzur verir. Fakat Ohio Eyalet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yeni bir araştırma bu kanının en azından kanser hastalarında geçerli olmadığını ortaya koydu. Bir milyon hastanın ölüm belgesini inceleyen Donn Young ve Erinn Hade, Journal of the American Medical Assiciation dergisinde, ölümlerin Noel, doğum günü vb özel günlerden hemen önce veya sonra çoğalmadığını saptadıklarını söylüyorlar. Araştırma, öte yandan hastaların özel günleri yeniden yaşamamak için çaba göstermeleriyle ilgili ikinci bir senaryoyu da geçersiz kılıyor.
Ak düşen saçların gizi çözüldü
Boston Çocuk Hastanesi’nden Emi Nishimura’nın son araştırmasına göre saçların kırlaşması derideki belli başlı kök hücrelerinin azalması ve doğru dürüst gelişmemesiyle ilgili. Bu kök hücreleri normalde saçtaki boyar maddelerden sorumlu melanositlerin üretiminden sorumludur.
Saç foleküllerinde, gelişimleri sırasında işlevsel melanosit olarak büyüyebilen melanosit kök hücreleri bulunur. Melanositler saç foleküllerinin uçlarına ulaşarak, saç kökü hücrelerini boyarlar. Bilim adamı farelerle yaptığı deneyler sırasında yaşlı farelerdeki kök hücrelerin azalması sonucunda tüy renginin de yok olduğunu görmüş. Melanositler normalde bulunmadıkları yerde yani doğrudan doğruya kök hücrelerinde bulunuyordu ve buradan da tüylere renk veremiyorlardı. İnsan saçında yapılan incelemeler sonucunda Nishimura aynı fenomene rastlamış. Bilim adamı bunun üzerine kök hücrelerinin ölümünü engelleyen belli başlı bir geni taşımayan fareleri incelediğinde farelerin doğumdan kısa bir süre sonra melanosit kök hücrelerini ve tüy rengini yitirdiklerini saptamış ve bu yüzden de saçları erken kırlaşan insanlarda bu geni devre dışı bırakan bir gen mutasyonunun bulunduğunu düşünüyor. Bilim adamı yeni araştırmasıyla, melanositlerin aşır derecede büyüyerek deri kanserine yol açan sinyal zincirini çözmeye çalışacak. |