14/01/2005 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Bilim Son Güncelleme 19:44
14.01.2005
Editör

Arı üzerine sorular

Merhaba Hürriyet Bilim,

İlk önce gazetenizin uzun süredir yayınlanan bu eki için teşekkür ediyorum ve hemen sorularıma geçiyorum. Sorular arılar hakkında, onlar gerçekten çok garip yaratıklar. Arıların üreme şekline (partenogenez) göre döllenmiş (2n) kromozomlu yumurtadan kraliçe arı ve dişi arılar oluşuyor ve daha sonra bunlar beslenme biçimlerine göre 2’ye ayrılıyorlar. Arı sütü ile beslenenler kraliçe arı oluyor. Benim merak ettiğimde hangisinin arı sütü ile besleneceğine sonuçta kraliçe arı olacağına nasıl karar veriyorlar?

Ayrıca geriye kalan dişi arılar biyoloji kitabımdaki şemada, işçi arılar olarak da adlandırılıyorlar. Bu durumda işçi arılar sadece dişiler mi, eğer böyleyse erkek arıların kovandaki görevi nedir?

Son sorum; (n) kromozomlu yumurta hücresi döllenmeden sadece mitoz geçirerek erkek arıyı oluşturuyor. Mitoz bölünme ile bir hücreden oluşan hücrelerin kalıtsal yapısı birbirleriyle ve ana hücre ile aynı değil miydi? Buna göre aynı özellikteki iki hücrenin bir tanesi yumurta hücresi olurken bir tanesi gelişerek nasıl erkek arıyı oluşturuyor? Bu durumda erkek arının ihtiyacı olan spermlerinde nereden geldiğini merak ediyorum. Teşekkür ederim...

Deniz Tapkan /Eskişehir

deniz@deniztapkan.com

www.deniztapkan.com

BİLİM’den not: Okurumuzun sorusu uzmanlarımızın yanıtını bekliyor...

Gençleri yarışmaya davet

Gençleri, Türkiye’nin ihtiyaçlarına yönelik olarak değer ve fayda yaratan projeler üretmeye davet eden Intel bu amaçla, Intel¨ Gelecek için Teknoloji yarışmasını başlatıyor. Öğrenciler, geliştirecekleri yeni ve yaratıcı bilgisayar mimarisi tasarımları, kullanım modelleri, uygulamalar, oyunlar ya da mobil yaşamı bir adım ileriye götürecek projeler ile yarışmaya katılacak ve geleceğin teknolojilerine ışık tutacak.

Intel’in dünya çapında yürüttüğü en büyük eğitim projesi olan Intel Gelecek için Eğitim’le Türkiye’de başlattıkları eğitim projeleri teknoloji ile eğitimi birbirlerine entegre etmek amacını taşıyor. 40’tan fazla ülkede uygulanan proje ‘Geleceğin teknolojisine hayal gücünle yön ver’ sloganıyla üniversite öğrencilerinin içlerindeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak ve kariyerlerine yön vermek için bir fırsat sunuyor. Finalistler arasına giren ve çalışma kriterlerine sahip olan bir kişi, İngiltere’de Intel Uygulama ve Dizayn Merkezi’nde (Application Design Center) 1 yıl çalışma şansına sahip olacak. TÜBİTAK bu yarışmanın gerçekleşmesi için destek veriyor.

İlk defa Türkiye’de uygulanan projenin Intel, Ortadoğu, Türkiye ve Afrika bölgesinde bulunan üniversite öğrencilerine de ulaştırılması ve sürekliliği planlanıyor. Intel, 10 finaliste projelerini sunabilecekleri hale getirmeleri için maddi bir destek de sağlayacak. Projesi ilk üçe giren öğrenciler ise Cisco Systems ve Keysmart tarafından verilecek olan Intel Pentium 4 ve Centrino teknolojili yüksek konfigürasyonlu dizüstü ve masaüstü bilgisayarlara sahip olacak. Öğrenciler www.tubitak.gov.tr/bayg/gelecekicin sitesinden katılım koşullarını öğrenebilecek ve başvuru yapabilecek. 30 Haziran tarihine kadar TÜBİTAK’a ulaşan projeleri, 4 akademisyenden ve Intel’in 3 teknoloji birimi müdüründen oluşan seçici kurul değerlendirecek ve komite finale kalan 10 projeyi belirleyecek.

Üniversite konferansları

Çukurova Üniversitesi ve Türkiye Bilimler Akademisi işbirliği ile düzenlenen ‘Üniversite Konferansları’ Ocak - Haziran 2005 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi’nde yapılacaktır. Konferanslara konuşmacı olarak 10 TÜBA asil üyesi katılacaktır.

Çukurova Üniversitesi Mithat Özsan Amfisinde düzenlenecek olan konferans programı

Prof. Dr. Yücel YILMAZ (Yer Bilimleri): Doğa Güçlerinin Batı Anadolu Antik Kentlerinin Yok Edilmesindeki Rolü; Milet, Efes ve Truva Örneği, 14 Ocak 2005

Prof. Dr. Hasan YAZICI (Tıp): İlaçlar ve Yan Etkileri, 14 Şubat 2005

Prof. Dr. Mehmet ÖZDOĞAN (Arkeoloji): Küreselleşme ve Yerel Kimlik Arayışlarında Politik Bir Araç Olarak Arkeoloji, 28 Şubat 2005

Prof. Dr. Şevket PAMUK (Ekonomi): Osmanlı’dan Avrupa’ya Türkiye Ekonomisinin 200 Yılı, 7 Mart 2005

Prof. Dr. Emin KANSU (Tıp): Günümüzde Kök Hücre Araştırmaları: Hastalara Kullanıma Hazır mıyız?, 28 Mart 2005

Prof. Dr. Aslıhan TOLUN (Moleküler Biyoloji): İnsan Genomu Projesi ve Sonrası, 11 Nisan 2005

Prof. Dr. Ali ALPAR (Astrofizik): Popüler Bilim, 25 Nisan 2005

Prof. Dr. Hamit FİŞEK (Psikoloji): Ücret Dağılımları ve Haklılık Yapıları: Türk ve Amerikan Toplumları Arasında Bir Karşılaştırma, 9 Mayıs 2005

Prof. Dr. Tosun TERZİOĞLU (Matematik): Babamın Arkadaşları, 23 Mayıs 2005

Prof. Dr. Metin BALCI (Kimya): Türkiye’nin Bilim Potansiyeli, 6 Haziran 2005

Dedektif büroları

Geçmişi öğrenmek... İşte bilimin asla vazgeçemeyeceği büyük tutkusu.

Ama her alanda, her konuda.

Geçmiş ve bilim deyince akla ilk gelen herhalde arkeolojidir. Arkeoloji eski uygarlıkların izini sürer.

Ama bütün bilimlerin, bütün disiplinlerin ‘arkeolojik’ yanı vardır. Ve hepsi geçmişine arkeolojik bir yolculuk yaparak, kendini yeniden ve tam olarak yapılandırma uğraşısı verir.

Örneğin bu sayımızda merakla okuyacağınızı düşündüğümüz ‘yeryüzünde ilk canlı acaba nasıl bir şeydi’yi araştıran makale, canlıların geçmişini merak eden bilim adamlarının çalışmalarını ve bulgularını konu ediniyor.

Biyologlar, evrim bilimciler, genetikçiler, canlıların, geçmiş izlerini taşıyan genetik dizgelerini bularak, bunları bütün canlıların genetiğinde araştırarak ve ortak yönlerini ortaya çıkartarak, bir ‘ilk canlı fotoğrafı’ resmetme peşindeler.

Vardıkları sonuç ilginç: ilk canlı (ve bütün canlıların ortak atası) süngere benziyordu!

Bu açıdan bütün bilimlerde müthiş donanımlı ‘dedektiflik büroları’ oluşmuş durumdadır.

Bu ‘bürolarda’ çalışan bilimciler, hemen her izi dosyalayarak ve bütün izlerin peşinden giderek, geçmişin fotoğrafını doğruya yakın oluşturmaya çalışır.

Bu dedektifler sadece kendi alanlarıyla sınırlı kalmazlar.

Komşu bilimlerden de sık sık yardım alırlar.

İşin içine fiziği, kimyayı katarlar. İstatistikçiler bir kapıdan girerken, bitkibilimciler diğer kapıdan çıkmaktadır.

Bir kazı yerinde bulunmuştum.

Arkeologlar ve öğrenciler, fırçalar ve küçük keskilerle kazı alanında bulunan hücre biçimindeki evlerin içlerinde minicik şeyleri bile ‘yakalamaya’ çalışırken, biraz ötede bir başkası elekle toprak eliyordu.

Sordum, tarihöncesi dönemlerden bugüne izleri kalan bitkileri arayıp bulan ve özelliklerini ortaya çıkartan Hollandalı bir bitkibilimci dedektifti!

Bulduğu tohumları, bitki artıklarını çevredeki bitki örtüsü ile kıyaslıyor, insanların neler yiyip içtiğini anlamaya, 10 bin yıl önceki hayatın fotoğrafındaki eksik bir parçayı, kendi uzmanlığıyla tamamlamaya çalışıyordu!

Geçmişi anlamadan, bilimin bilim olması mümkün olamıyor.

Editör
 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com