|
Gülden AYDIN
Efkan Ala, üç ay önce Diyarbakır Valisi oldu. 39 yaşında. Eşi ve iki çocuğu Ankara’da. İki yıl önce Türkiye’nin en genç valisi olarak Batman’da göreve başlamıştı. Avrupa’nın mercek altında tuttuğu hassas şehir Diyarbakır’daki uygulamaları, alışılmış temayüllerin dışında bir bürokrat olduğunu gösterdi.
Yaşı gibi fikirlerinin de genç olduğu kısa zamanda anlaşıldı. Olumlu, olumsuz tepkiler anında basına yansıdı. ‘AB Valisi’ dendi. Hak ve özgürlüklerin kullanımı konusunda ‘ılımlı’ davrandığı, DEHAP’lı yerel yönetimler ve İnsan Hakları Derneği’ni kaale aldığı için eleştirildi. Onun uyum yasalarını uygulamada gösterdiği kararlılık karşısında uyum sağlayamadığı söylenen emniyet müdürünün izne ayrıldığı basına yansıdı. En iyisi Efkan Ala ile konuşmaktı. Hedeflerini, yaptıklarını anlatırken yüzü gülüyor. Tam arkasında Atatürk’ün ‘Hakikatleri söylemekten korkmayınız’ sözü yer alıyor. Dört saat süren röportaj sırasında sıradan bir devlet memuru olmadığını anladım. Ala, bireyin temel hak ve özgürlüklerine değer veren, yasaları hakkıyla uygulayan aydın bir bürokrat. Yapmak istediklerini Cemil Meriç çevirisi Tagor dizeleriyle anlattı: Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke ki/ İnsanları dimdik emek kemale uzatır kollarını/ Dünya duvarlarla bölünmemiş/ Aklın ırmağı alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş... ‘Türkiye böyle bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerliyor’ diyor.
EMRİMDEKİYLE NEYİ TARTIŞACAĞIM?
Emniyet Müdürü Orhan Okur’un uygulamalarınızdaki farklılıklar nedeniyle tartıştığınız için rapor üzerine rapor aldığı söyleniyor.
-İşi tanımlarım, talimatını veririm. İş tanımlarken insanlardan tabii ki fikir alırım. Ama tartışma, yatay ilişki kuracak birimler arasında olur. Emrimdeki kişiyle ne tartışacağım? Asayişten vali sorumludur, gerekeni yaparım. Hiyerarşik kademelerde problem diye bir şey yoktur. Görevini yapamayanı alır, görevini yapanı getiririm. Rapor aldığında rapor süresini nerede geçireceğine ben karar veririm. İznini verme yetkisi bende olan bir kişi ne diye problem olsun? Tartışmam, gerekeni yaparım. İşi tanımlar, talimat veririm. Sonuç isterim. Sonuç istediğim gibi değilse gereğini yaparım.
DİYARBAKIR’I ANLAMAK DİYARBAKIRLIYI ANLAMANIZI KOLAYLAŞTIRIR
Şairin dediği gibi, ‘güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez.’ Diyarbakır, benim gibi insanların kendisine fazla bir şey katacağı kadar küçük ve geçmişi olmayan bir şehir değil. Diyarbakır sokaklarında dolaşırken surlarla konuşmanız, figürlerdeki uğultuyu hissetmeniz mümkün. Her çağ ayrı bir şey katmış Diyarbakır’a. Diyarbakır Valiliği bana çok şey kattı. Beni onurlandırdı. Bu sorumluluğun ağırlığını zaman zaman hissediyorum. Derinliği olmayan bir insanın Diyarbakır’ı anlaması mümkün değil. Diyarbakır’ı anlamak Diyarbakırlıyı anlamanızı da kolaylaştırır.
n Alışılanın dışında bir valisiniz. Kariyerinizi olumlu etkileyecek mi, takdir mi edileceksiniz yoksa tasarruf mu?
- Önemli olan bir şey olmak değil, bir şey yapmaktır. Bir hedef koyduğunuzda sizi nereye götürürse oraya gidersiniz. Bir şey olsanız da olmasanız da kendinizi ifade edebiliyorsanız, işte o sizin için mutluluk demek.
n Mutlu musunuz?
- Mutlu olmam gereken bir insanım. Kendi sorunlarınızı çözmüş olsanız bile başkalarının sorunlarını da kendi sorununuz olarak tanımlama bahtsızlığını ya da bilgisini edinmişseniz çok da rahat olamıyorsunuz. Aldığım sonucun vatandaşın yararına olduğunu görmek büyük mutluluk veriyor. Bu tür işler ve sonuçlar kişilere bağlı olmadan sistemin kendi dinamikleri içinde üretilebilir hale geldiğinde daha çok mutlu olurum.
n Minik bir batı kentinde, üstelik göze batmadan valiliğin keyfini yaşamak da vardı.
- Sorunların çok olduğu yerde fırsatlar, çözümler de çoktur. Diğer yerlerde gizli sorunlar vardır. Ortaya çıkarmak için ayrı mesai harcamamız gerekiyor. Oysa burada gözümüzün önünde sorunlar var. Çözme yöntemleri konusunda yönetsel birikime sahipseniz, çözeceksiniz. Bu bir risktir. Ama her risk tehdit olarak da algılanabilir, fırsat olarak da. Ben riskleri fırsat olarak algılayanlardanım. Kaybetmeyi göze alamayanlar kazanamazlar. Başarısız olacaksak niye milleti kendimize mahkum edelim.
KAHRAMANLARI BEKLEMEYELİM
n Klasik bürokratlardan çok farklısınız. Ellerinizi kavuşturup ‘ehem’ diye beylik cümleler kurmuyorsunuz. Sakınmasız ve yalın anlatıyorsunuz.
- Çetin Altan’ın dediği gibi, önemli değil, değerli olmaya çalışalım. Sorularımız yeni çağın soruları, çözümlerimiz de yeni çağın çözümleri olmalı. Yeni uygarlığın merkezinde birey var. Hayat standartlarımız en az on katı olmalı. Kahramanlara, mucizelere ihtiyaç duymadan hem de. Zaten azgelişmiş ülkelerde kahramanlar beklenir, gelişmiş ülkelerde duymadım kahraman lafını. Problemleri yönetmenin zorlaştırıldığı ülkelerde çok becerikli insanlara ihtiyaç duyulur. Demokrasi normal insanların idaresinin mümkün olduğu rejimdir. Biz dahileri, kahramanları bulalım, zenginleşelim sonra demokrasiyi getirelim, yok öyle.
n Diyarbakır’da devletin gülümseyen yüzünün sembolü olduğunuzun farkında mısınız? Bunun tedirginliğini ya da cüretini yaşıyor musunuz?
- Güneydoğu’da terörden dolayı Olağanüstü Hal uygulandığı için gözler buraya odaklandı. Türkiye’deki değişimin yansımalarını burada görmeye başladıkları için Diyarbakır ön plana çıktı. Yoksa talep ve itirazları bakımından İç Anadolu’dan çok fazla farkı yok. Buradaki insanın birinci ve öncelikli sorunu hangi etnik kökenden geldiği değil. Diyarbakırlılar çocuklarının en iyi şekilde eğitimini, hayat standartlarının yükseltilmesini istiyorlar. Ama tüm bunları isterken, birey olmanın getirdiği ve dokunulmaz, devredilemez, sorgulanmaz olan temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasını istemiyorlar. İstanbul ve Ankara da böyle. Yeni çağın yeni anlayışını yönetimlerimize yansıtır, yeni yönetim sistemleri oluşturabilirsek şu an çatıştığımız, çözmeye çalıştığımız şeyler sorun olmaktan çıkacaktır. 50 yıl önce 20 milyon insanın hayatına mal olmuş Dünya Savaşı’nı yapanlar, şimdi ortak anayasa yapmaya gidiyor.
n İnsan Hakları Derneği’nin temmuz, ağustos ve eylül raporunu inceleyip cevap vermeniz sevinç ve şükranla karşılandı.
- Batıda son derece normal olan hatta yapılmadığında problem olan şeyler bizde yapıldığı zaman olağanüstü yansımalar yapıyor. Bu süreci yaşayacağız. Hep birlikte katkıda bulunursak süreci kısaltma imkanı bulacağız. Kamuoyunun bilgi edinme hakkı vardır. Kamuoyuna yaptığımız veya yapmadığımız işlerle ilgili bilgi verme yükümlülüğümüz vardır.
n Diyarbakırlılar memnun. Peki devlet sizden memnun mu?
- Kanunlarımıza göre devleti vali temsil eder. Hem toplumda, hem idari kademelerde söylediklerimin bir kısmı benim istemediğim tarzda anlaşılabilir. İletişimle giderilir. Şu anda böyle bir şey yok. Son iki yılda çok önemli ilerlemeler oldu. Kanunlar değişti. Bunları pratiğe aktarmak bizim işimiz.
n DEHAP’lı Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i 29 Ekim törenlerine davet etmeniz de Diyarbakır’da bir ilk.
- Kanunlar bana neyi emrediyorsa onu uyguluyorum. Bunlara aykırı hareket edenler yargılanır. Partilerle ilişkilerimiz tanımlanmıştır. Ama o partilerin devletle ve sistemle problemleri varsa çözüm yeri valilik değil. Bunun dışında ayırım yapmam, insanları şöyle ya da böyle tanımlamam mümkün değil. Ama devletin vazgeçilmezleriyle problemi olan, karşı argümanlar geliştirenlerin, mesela teröristlerin karşılaşacağı yaptırımlar bellidir. Devlet yönetiminde iyi ilişki-kötü ilişki, sevme-sevmeme gibi sübjektif kavramların yeri yoktur. Kanunlar uygulayanlar için de geçerlidir anlayışıyla bir yönetim uyguluyorum. Memnun olanlar da olmayanlar da çıkacaktır. Vatandaşların memnuniyetini yönetim felsefemizin temel dinamiği olarak ele alıyoruz.
AB heyetlerine gösteriyoruz, terörün olduğu yerde bile biz bunları uyguluyoruz arkadaş!
n AB’nin yolu Diyarbakır’dan mı geçiyor?
- Ankara’dan geçtiği görülmüştür. Diyarbakır’dan geçer demek, adres saptırmadır, topu taca atmaktır. Ankara’da işini yapamayanların Diyarbakır’dan geçiyor demesidir. Ankara’dan yapılacaktır açılımlar. Biz burada oturup yasa çıkarabilir miyiz? Yasa çıktığında uyguluyoruz.
n AB’nin bu Diyarbakır ilgisi nedir? Son iki ayda kaç heyet geldi?
- Çok. İki ayda 30 heyet geldi. Kimi on beş, kimi iki kişilikti. Ankara’ya uğramadan buraya gelen heyet hatırlamıyorum. Terörün olduğu yerde yasalar nasıl uygulanıyor, diye merak ediyorlar sanıyorum. Bu ziyaretler bizim için fırsat oldu. Terörün olduğu yerde bile biz bunları uyguluyoruz arkadaş!
n Dönüşlerinde düşüncelerinin farklılaştığına tanık oldunuz mu?
- Gittikten sonra birkaçı çok memnun olduklarına ilişkin resmi yazı gönderdi. Bir kısmının fikrinin değiştiğini zannediyorum. Kabul edelim ya da etmeyelim, bazıları Avrupa’dan baktığında bizi hálá yüz yıl öncesinde kalmış problemleri tartışan, bu problemler üzerinden iletişim kuran, Avrupa’nın tartıştığı şeylerin dışında kalan ülke olarak görüyorlar. Gerçek böyle değil. Buraya geldiklerinde kendilerinin tartıştığı yeni sorunları bizim de tartıştığımızı görüyorlar. Hayret ve memnuniyet içinde kalıyorlar. Keşke Ankara’ya daha çok gelseler.
ETNİK KİMLİK VURGUSU AZGELİŞMİŞLİKTEN
Parti ve toplum kesimlerinin devamlı etnik kimliğe vurgu yapan azgelişmişlikten kurtulması lazım. Bunu devamlı gündeme getirmek ya da yok saymaya gerek yok. Neyse odur, deyip yolumuza devam etmemiz lazım. 24 saat tartışsak neyi çözeceğiz Allah aşkına? Artık bireyin hak ve özgürlükleri var. Birey olarak kendimi ikinci ya da üçüncü kimlikle, doğduğum yerle, etnik kimlikle ifade etmek zorunda da değilim. Bunu birileri sorun olarak bizim önümüze koymuş diye etnik kökene dayalı siyaset yapan bir parti ne kadar şık kalıyor? Bunu tartışalım. Herkes kanunlar çerçevesinde dilediğini yapar. Ben temel hak ve hürriyetleri sağlamak için buradayım, engellemek için değil.
Çetin Altan’la sohbet etmek isterim, Türk müziğini Bülent Ersoy’dan dinlerim
Aydınları tanımaya çalışanlardanım. İyi bir yöneticiyi, işini iyi yapan insan diye tanımlamam. Lider yönetici iyi iş yapandır. Krishan Kumar’ın Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları kitabını okuyorum. Çetin Altan’la sohbet etmek isterim. Cemil Meriç’i çok severim. Kemal Tahir’den çok şey öğrendim. Dünya çapında bir aydınlanma yaşayalım istiyorum. Taha Akyol, Ahmet İnsel, Şerif Mardin’i de çok beğeniyorum. Türk Sanat Müziği’ni Bülent Ersoy’dan dinliyorum. ‘Gül yüzlülerin şevkine gel nuş edelim, işret edelim’i çok güzel söyler. Dergi ve kitap almak en önemli giderimi oluşturuyor. Ben bunun için para kazanıyorum. Yurtdışından da kitap alırdım ama şimdi Türkiye’ye geliyor. Chomsky bulmak zordu. 90’larda pek kimse bilmezdi. Kitaplara baktığımda her biri konuşuyor gibi geliyor bana. Peyami Safa’nın Yalnızız kitabında vardır. Reel hayatta çözemediğiniz sorunları hemen çözeceğiniz kuramsal dünyanız oluşuyor. |