|
GEÇEN pazar günkü yazımızda Türkiye’deki çevre sorunlarının en önemli başlıklarından biri olan ‘evsel atıklar’ın arıtılması alanındaki vahim tabloyu ortaya koymuştuk.
Bugün ‘vahim’ sözcüğünün açıklamakta yetersiz kalacağı bir başka başlığı, sanayi atıkları sorununu aralıyoruz.
Kanalizasyon akarsuya, ya da göle arıtılmadan bırakıldığında, insanlarda en çok dizanteri ya da bağırsak enfeksiyonu gibi sindirim sistemi hastalıklarına yol açıyor.
Oysa sanayi atıkları ciddi bir arıtma işleminden geçmeden suya bırakıldığında, insanlar doğrudan kanserojen olan pek çok ağır metalin tehdidine açık hale geliyorlar.
Bakanı Osman Pepe’nin ağzından sorunu şöyle açıklayabiliriz:
‘Ege Bölgesi’ni ele alalım. Burada deri, metal, kimya ve gıda alanında üretim yapan pek çok sanayi tesisi var. Atıklarını bu bölgedeki çaylara, nehirlere bırakıyorlar. Bu atıklar, çaylar ve nehirler üzerinden bölgeyi boydan boya geçip, Ege’ye dökülüyorlar. Bu arada, giderken birileri bunu sulama suyu olarak kullanıyor. Bu ağır metaller bitkilere, tarım ürünlerine yansıyor, hayvanlara yediriliyor, oradan bize kırmızı et olarak geliyor ya da bir kısmı doğrudan marul, salatalık, domates olarak soframıza giriyor. Siz de bunları yerken, bu ağır metali de bünyenize alıyorsunuz.’
ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ BİLE SORUNLU
Pepe’ye göre, Türkiye’deki büyük sanayi tesislerinin yaklaşık yüzde 90’ı arıtma tesislerine sahip. Sorun, daha çok orta ve küçük boy işletmelerde yaşanıyor.
Önce organize sanayi tesislerinin durumuna (OSB) bakalım. Çevre Bakanlığı’nın resmi verilerine göre, Türkiye’de toplam 59 OSB faaliyet gösteriyor. Bu OSB’ler içinde arıtma tesisi işletmeye alınanların sayısı yalnızca 17.
Toplam 9 OSB ise atıklarını belediyelerin arıtma sistemlerine deşarj ediyor. Arıtma tesisi inşa halinde olan 18 OSB var. Ancak, 15 OSB’nin proje aşamasında bile arıtma tesisi yok.
Peki, küçük ve orta boy işletmelerde arıtma tesislerinin durumu ne?
KOBİ’lerin arıtma tesisleriyle ilgili olarak Çevre Bakanlığı’nın elinde kesin bir envanter bulunmadığından bu sorunun yanıtı da bilinemiyor.
2500 FABRİKA KAÇAK ÜRETİM YAPINCA
Pepe, envanter sorunundaki güçlüğü şöyle açıklıyor:
‘Bu işletmelerin bir bölümü şu an devletin resmi kayıtlarında bile gözükmüyor ki, arıtma tesisleri kayıtlara çıksın. Çünkü, bugün Türkiye’de 2 bin 500 işletme, tarım deposu adı altında plan dışı üretim yapıyor. Kayıtlarda tarım deposu olarak gözüküyor; ama içinde kimya, tekstil ya da gıda üretimi yapılıyor. Bu durumda olanları disiplin altına almak için Odalar Birliği ile ortak bir çalışma başlattık.’
Bu verilerden yola çıkarsak, Türkiye’deki küçük ve orta boy işletmelerin çoğunluğunda arıtma tesisi bulunmadığına hükmedebiliriz.
Bu durumdan en çok etkilenen bölgeler arasında Trakya’da Ergene Havzası, Ege’de Gediz ve Büyükmenderes’e kavuşan Banaz Çayı’nın havzalarını ve Kocaeli bölgesini sayabiliriz.
AB: İYİLEŞTİRİLEMEYEN TESİSLERDEN VAZGEÇİLSİN
Sanayi tesislerinin atık sistemlerle donatılması, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecinde çevre başlığındaki en önemli önceliklerden birini oluşturacak.
Pepe, bu alandaki yatırımların yaklaşık 35 milyar dolarlık bir maliyet getireceğini ve yüzde 75-80’inin özel sektör ve belediyeler tarafından gerçekleştirileceğini belirtiyor.
Bu alandaki sorunlar AB’nin 6 Ekim tarihli ‘Etki Raporu’nda da ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor ve gerekirse ‘uygun maliyetlerle iyileştirilmesi mümkün olmayan tesislerden vazgeçilebileceği’ belirtiliyor.
Pepe, AB ile tam üyelik müzakerelerinde en zor iki başlığın tarım ve çevre olacağını söylerken, ‘büyük bir çevre seferberliği başlatmamız gerekiyor’ diyor ve ekliyor:
‘Ülkemiz yoğun bir çevre felaketiyle karşı karşıya. Buna sırtımızı dönemeyiz. İnsanları karamsar yapmak için değil, toplumsal bir bilinç oluşturmak için bunları söylüyorum. Türkiye’de birisinin kralın çıplak olduğunu söylemesi gerekirdi. Maalesef şu an o konumda olan kişi benim.’ |