08/01/2005 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Cumartesi
08.01.2005
Ayşe ARMAN
Bilge kişi’den mektup var
  
aarman@hurriyet.com.tr
 

‘Sevgili Ayşe,

Sözlerime beni ve sana gönderdiğim mesajlarımın özünü anlamamış olmandan duyduğum üzüntüyü dile getirerek başlamak istiyorum.

Bu durumu ‘annelik heyecanı’na bağladığım için de, bu mektubu gönderme gereğini duyuyorum.

‘Heyecan’ diyorum çünkü mesajlarımı ileten yakınım, herhangi bir yanlış anlamaya sebebiyet vermemek için, sözlü aktarmak yerine direkt sana okutmayı tercih etmişti...

*

Çok önceden, belki de henüz hiç aklında olmadığı bir dönemde, sana müjdelediğim kızının haberini okuduğumda duygulanmış, o zaman seni tebrik etmek istemiş ama telefon numaraların değişmiş olduğundan bunu doğumuna ertelemiştim.

Bugünlere döndüğümüzde; aynen sana okutulduğu gibi mesajlarım; ‘Bebeğinle birlikte yolunun açık olması’ dileklerimle başlıyor, ‘Nazar ve bazı tehlikelere karşı daha dikkatli ve özenli olman’ konusundaki uyarılarımla devam ediyor ve ‘Dualarımın seninle olacağı’ ile noktalanıyordu.

Ama maalesef bu SAMİMİ ve SEVGİ yüklü anlam, yazında sansasyonel ve felaket haberciliğini anımsatan bir mahiyete dönüşmüş...

*

Yıllardır birçok insana çeşitli konularda ‘YARADAN’ın yüce izniyle, hiçbir karşılık beklemeden yardımcı olduğumu ve kimseye kendimi hatırlatmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadığımı bilmeni istiyorum.

Ayrıca ben yaşlı bir erkek değil, bir kadınım!

Ve bugüne kadar medyadan, ünden uzak durmak için azami özen gösterdim.

Ama bazı tesadüfler sonucunda (aslında çakışma sözü belki daha doğru. Çünkü hayatta hiçbir şey tesadüf değildir!) beni köşene taşımanla, GİZEMLİ bir şekilde de olsa medya ile tanışmış bulunuyorum.

Belki daha fazla insana (özellikle kadınlara) yardım eli uzatmam için, olması gereken de bu...

*

Eğer kaderde bir dönüm noktası varsa; hazır olduğumda ilk röportajımı seninle gerçekleştirebilirim.

Çünkü seninle, kızının vesilesiyle bir paylaşmışlık yaşadık.

Ama bunun şartı beni ve özümü dosdoğru anlatabilme sorumluluk ve bilincinde olduğuna ikna olmamdır.

Mutluluk ve güzellik dileklerimle, ‘O’ na emanet ol...

İmza: BİLGE KİŞİ’

Cevap veriyorum
Merhaba Bilge Kişi,

Sözlerime, sizin ‘o kişi’ olduğunuza, yüzde 100 emin olduğumu söyleyerek başlamak istiyorum.

Çünkü mesajlarınız gerçekten de bana, sizin de belirttiğiniz gibi yazılı ulaştırılmıştı, yani cep telefonundan okutulmuştu.

Ve bazı kelimeler aynen bugün olduğu gibi büyük harfle yazılmıştı.

Bunu da başka kimse bilemez.

Demek istiyorum ki, ortada bir işletme durumu söz konusu değil, o sizsiniz!

*

Ama ne yalan söyleyeyim, mektubunuzun altında imza olarak Bilge Kişi ibaresini görünce biraz şaşırdım.

Ben zannediyordum ki, sizi sevenler sizden söz ederken Bilge Kişi diyorlar ama sizin de kendinizi bu şekilde tanımlamanız biraz garibime gitti.

Kim olduğunuzu anlamam içinse, bir sorun yok...

Ama değilse, eğer siz de gerçekten ‘bilge kişi’ olduğunuza inanıyorsanız, bunu sadece bana değil, herkese ama özellikle okurlara kanıtlamak zorundasınız. Kimse kendisine uygun gördüğü bir sıfatı sırf o uygun gördü diye sahiplenemez takdir edersiniz ki...

‘Şeyhler uçmaz, müritleri uçurur’ diye bir laf vardır.

O lafın da hakkını vermek gerekir.

Diye düşünüyorum.

Umarım kabalık etmiyorumdur...

Öyle bir niyetim yok çünkü.

Bu da benim özelliğim:

(Hemen hemen) her aklıma düşeni açık açık herkese söylerim.

*

Doğum heyecanına gelince, olmaz mı var tabii, sadece heyecan mı, hayır beş bin türlü duygu bir arada, en çok da endişe ve korku, dolayısıyla o gün bana iletmeye çalıştığınız mesajları pekala olumsuz yorumlamış da olabilirim...

Türkçesi, kıçımdan anlamış olabilirim!

Hatta belki biraz de öyle oldu.

Belki de siz gerçekten iyi niyetliydiniz, ben tamamen hıyarlık ettim.

Mümkün.

Fakat ‘haberci hanım’ın bana uzattığı telefondan şu satırları okuduğumu gayet net hatırlıyorum, üstelik büyük harflerle: ‘... BEBEĞİNİ KORU’ ve ‘Kötü şeyler geçireceksin ama TANRI’NIN YARDIMIYLA o yaşadıklarının üstesinden geleceksin!’

İşte burada bir kere daha söylüyorum:

Korktum, çok korktum.

Niyetiniz o olmasa da, istemeden de olsa beni endişelendirdiniz, telaşlandırdınız.

Üstelik madem erkek değil bir kadınsınız, dahası bilge bir kadınsınız, hamile bir kadının her şeyden nasıl ışık hızıyla nem kapacağını da tahmin etmeniz gerekmez miydi?

*

Neyse, yine de karşılıklı eteğimizdeki taşları dökmemiz iyi oldu.

Sevindim yani ses verdiğinize...

Ama beni (benim sizi yanlış anladığım gibi) yanlış anlarsanız üzülürüm, her şeye rağmen ben, bazı insanların sinir uçlarının çok açık olduğunu ve bir takım şeyleri hissettiğine inanırım.

Belki de o gün, bu yüzden sarsıldım.

Sizi ve mesajlarınızı ciddiye aldım.

Yani şüpheyle yaklaşmadım.

Galiba benim sorunlarımdan biri bu: Aksi ispat edilmedikçe herkese güvenle yaklaşıyorum. En ufak bir şüphe taşımıyorum. Ve hayatımda ilk defa ‘Ya kızım da benim gibi olursa?’ diye şimdiden üç buçuk atıyorum. Ben kendimi koruyorum da, o nasıl koruyacak? İnşallah, babasına çeker!

Neyse, sizi aile mevzularımızla sıkmayayım.

Ben Bilge Kişi değilim ama benim de dualarım sizinle...

*

Gelelim röportaj meselesine...

Neden olmasın?

Tabii sadece sizin ‘hazır’ olmanız yetmiyor, benim de bebeğimi doğurup, hormonlarımı düzene sokup, tekrar hayata başlamam gerekiyor, biraz zaman alabilir yani...

Ve...

Ve...

Ve...

Siz nasıl röportaj vermek için haklı olarak ‘özümü doğru anlatabilme sorumluluk ve bilinci içinde olma’ gibi şartlar koşuyorsanız, biz gazeteciler için de bazı şartların oluşması gerekiyor:

Mesela, ben sizin gerçekten ilginç bir insan olduğunuza ikna olmalıyım... İnsanların öykünüzü okumaktan hoşlanacağına inanmalıyım... Öykünüz ve kişiliğiniz önce beni sonra okurları yakalayacak çapta olmalı...

Anlatabiliyor muyum?

Çünkü pek çok gazeteci gibi ben de her gün ‘Benimle de röportaj yapsana, meşhur olayım’ diyen bir dolu insanla karşılaşıyorum.

Ama şimdi gazetecilik havası atmanın bir manası yok...

Madem bu kadar çok istiyorsunuz, kızımın hatırına size torpil geçebilirim!

Öpüyorum.

İmza: HAMİLE KİŞİ.


Ayşe ARMAN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Yanlış nerede?
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Şantaj kütüphaneleri
 
    Bekir COŞKUN
  Rüşvet...
 
    Cüneyt ÜLSEVER
  AB’ye ne kadar hazırız: İlaç sanayii
 
    Ege CANSEN
  Sahip sahnede
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Çukobirlik açıklaması
 
    Fatih ALTAYLI
  Kozinoğlu-Çakıcı-Şen
 
    Hadi ULUENGİN
  Don ve fanila
 
    İlter TÜRKMEN
  Ortadoğu politikamız
 
    Tufan TÜRENÇ
  Rahşan Ecevit’in iddiasını ciddi bulmuyorum, çünkü...
 
    Yalçın BAYER
  Devrim mi, reform mu
 
    Yalçın DOĞAN
  Bu ne biçim rüya
 
    Özdemir İNCE
  Atatürk’ün düşünce dünyası
 
    Bülent DÜZGİT
  Bülent Çiziyor
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Af bekleyen öğrenci sayısı 677 bini buluyor
 
    Latif DEMİRCİ
  Latif Demirci
 
    Şükrü KIZILOT
  Emlak Vergisi'ne gizli zam
 
    Zeynep GÖĞÜŞ
  Telefondaki Fransız
 
    Osman MÜFTÜOĞLU
  Büyüme hormonuyla yaşlanma önlenir mi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2005 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com