19/12/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Yazarlar
19.12.2004
Sedat ERGİN
AB kararında düşündürücü unsurlar
  
seergin@hurriyet.com.tr
 

BRÜKSEL’deki AB zirvesinde müzakerelerin başlaması için kesin bir tarih verilmiş olması, Türkiye’nin tam üyelik perspektifinin önünü açması bakımından tarihi önemdedir.

Bu sevindirici gelişme, yine de, zirvede kabul edilen kararların Türkiye açısından yarattığı bazı düşündürücü sonuçları görmemizi engellemiyor. Bu dikenli konuları şöyle analiz edebiliriz:

UCU AÇIKLIKTA İLERLEME YOK

AB Komisyonu’nun müzakerelerin başlamasına yeşil ışık yaktığı 6 Ekim tarihli tavsiye belgesinin en tedirgin edici bölümü ‘müzakerelerin -tabiatı gereği- ucunun açık olacağı’ ve ‘sonucunun önceden garanti edilemeyeceğinin’ vurgulanmasıydı. Belge, gelecekte tam üyelik olmasa bile ‘Türkiye’nin Avrupa yapılarına en sıkı bağlarla bağlı tutulmasının (demirlemesinin) sağlanması’ gereğinin de altını çiziyordu.

Bu ifadeler, Ankara’da büyük rahatsızlık yarattı. Çünkü, daha önceki tam üye adayları ile müzakerelere başlanırken sürecin ‘ucunun açık olacağı’ belirtilmemişti. AB, 1999’daki Helsinki zirvesinde yaptığı ‘diğer tam üye adayı ülkelere uygulanan objektif ölçütler aynen Türkiye’ye de uygulanacaktır’ taahhüdünden sapıyordu.

Ayrıca, müzakere sürecinin sonu, daha yolun başında bulanık bir hale getiriliyor, ‘tam üyelik dışında kalarak AB’ye demir atma’ kavramı ile üstü kapalı bir şekilde ‘özel statü’nün de ihtimal dışı olmadığı zımnen kayda geçiriliyordu.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçen ekim ayında AB dönem başkanı Hollanda’ya gönderdiği bir mektupta, ayrıca yaptığı ikili görüşmelerde AB’nin diğer adaylara uyguladığı objektif ölçütlerden uzaklaştığını belirterek, Brüksel zirvesinde bu durumun düzeltilmesini istemişti. (Bu konuda hükümet üyelerinin muhtelif açıklamaları da hatırlatılabilir.)

Önceki gün açıklanan karar metni incelendiğinde, Türkiye’nin bu itirazlarının dikkate alınmadığını söylemek mümkündür. Bir yerde ‘müzakerelerin ortak hedefi tam üyeliktir’ eklemesinin yapılmasına karşılık, 6 Ekim tarihli tavsiye kararında yer alan ayrımcı ifadelerin neredeyse aynen, hatta biraz daha detaylandırılarak korunduğu görülüyor.

KALICI SINIRLAMALAR KORUNUYOR

Benzer bir durum, serbest dolaşım konusunda da karşımıza çıkıyor. 6 Ekim tarihli tavsiyede, ‘AB emek pazarını korumak amacıyla uzun süreli geçiş dönemleri ve kalıcı nitelikte koruyucu önlemler getirilebilir’ denilmiş, Türkiye ise geçen iki ay içinde bu yaklaşıma karşı çıkmıştı. Önceki günkü kararda söz konusu ifadenin daha da ağırlaştırılmış bir şekilde yeniden boy göstermiş olması, bu itirazın da karşılıksız kaldığını gösteriyor.

Üstelik, bu kez ‘derogasyonlar’ ve ‘özel düzenlemeler’ ifadeleri de eklenmiş, bir adım daha ileri gidilerek üye ülkelerin serbest dolaşımda ‘maksimum rol oynama’ yetkisine kapı açılmıştır. Her ülkenin kendisi için ayrı bir düzenleme isteyebilecek olması, Türkiye’nin Schengen sistemine dahil olabilmesinde ciddi güçlükler yaşanacağına daha şimdiden işaret ediyor.

Serbest dolaşıma, son 10 yeni üyeye yapıldığı gibi, geçici sınırlamalar getirilmesi olağan bir uygulamadır. Ancak kalıcı sınırlama kesinlik kazanırsa, Türkiye açısından ikinci sınıf bir tam üyelik statüsü yaratacaktır.

MÜZAKERELER NİSAN 2006’YA SARKTI

Türkiye’nin ulusal mevzuatının AB müktesebatı ışığında ‘taranması’ süreci Hükümetlerarası Konferans’ın 3 Ekim tarihinde toplanmasından sonra başlayacaktır. Tarama sürecinin 6 ay kadar bir süreye yayılması bekleniyor. Oysa Ankara’nın beklentisi, taramanın hemen 2005’in başında başlatılarak konferanstan önce tamamlanması, bir başka deyişle müzakereler resmen açıldıktan sonra tarama süreciyle zaman kaybedilmemesiydi.

Tarama ile ilgili beklenti de karşılıksız kalmış bulunuyor. Bu demektir ki, müzakereler resmen 3 Ekim’de açılacak ve müzakere başlıklarına geçilebilmesi için önce taramanın tamamlanması beklenecektir. Bu durumda, başlıklara geçilebilmesi en iyimser ihtimalle 2006 Nisan ayını bulacaktır. AB, bu yaklaşımla başlıklar üzerindeki asıl müzakereleri en az altı ay geriye atmıştır.

RUMLAR MÜZAKEREYİ BLOKE EDEBİLİR

Bu tahminler, müzakerelerin ancak 3 Ekim’de planlandığı gibi açılması halinde geçerlidir. Müzakerelerin açılması ise bu tarihe kadar Kıbrıs pürüzünün aşılabilmesine bağlıdır. Türkiye, bu süre içinde 1963 tarihli Ankara Antlaşması’nı 10 yeni AB üyesine teşmil edeceği ek protokolü AB Komisyonu ile müzakere edecek ve 3 Ekim’den önce dönem başkanlığı ile imzalayacaktır. Bu imza, dolaylı bir şekilde Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (KRY) tanınmasını getirecektir. Türkiye, bu imzayı atarken işlemin KRY’yi resmen tanıdığı anlamına gelmediğini belirteceği bir çekince koyacaktır.

Bu noktada muhtemelen şu sorun yaşanacaktır: AB’deki çoğunluk, Türk tezine sıcak baksa bile, 3 Ekim tarihinde Hükümetlerarası Konferans’ta diğer 24 AB üyesi ile birlikte masada Türkiye’nin karşısında oturacak olan KRY, bu planı altüst edebilir. KRY, veto yetkisine dayanarak müzakereleri başlatabilmek için Türkiye tarafından resmen tanınmasını şart koşabilir. Hatta, buna kesin bir ihtimal olarak bakabiliriz.

ASIL HESAPLAŞMA EKİM AYINDA

Baş ağrıtmaya aday bir konu daha var: Türkiye protokolü imzalarken, Ankara Antlaşması’nın ulaştırma alanındaki düzenlemelerini de KRY’ye teşmil etmek durumunda. Bunlar arasında Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere, havaalanları ve hava sahasının da yine Rum uçaklarına açılması gibi adımlar yer alıyor.

Görüleceği gibi, Türkiye 3 Ekim tarihinde müzakereleri başlatabilmek için Kıbrıs sorunuyla ilgili pürüzleri bir şekilde aşmak zorunda.

Bu durumun ışığında Brüksel’de ‘sorunun dondurulması’ suretiyle Türkiye’nin 9 aylık bir zaman kazandığını ve asıl büyük hesaplaşmanın önümüzdeki sonbaharda yaşanacağını söyleyebiliriz.


Sedat ERGİN
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Hakkını vermek...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Bu yıl evimize ışıklandırdık
 
    Ali Atıf BİR
  Efe’nin savunması
 
    Bekir COŞKUN
  Haftada bir gün olsun...
 
    Doğan HIZLAN
  İstanbul Modern’de birkaç saat
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Görmemişin oğlu olmuş!..
 
    Enis BERBEROĞLU
  İşin doğrusu da hiç fena değil
 
    Ercan KUMCU
  Ekonominin girdi çıktısı
 
    Erkan ÇELEBİ
  Meyvenin kaymağını yoğurtçular yiyor
 
    Ferai TINÇ
  Tarihin zirvesinden kesitler
 
    Murat BARDAKÇI
  Semra Hanım, efsane kaynana Kuduruk Makbule’ye bile rahmet okuttu
 
    Pakize SUDA
  Ateş düşüren makam
 
    Yalçın BAYER
  AB önce ölümü gösterdi, sonra sıtmaya razı etti
 
    Yalçın DOĞAN
  11.52: It's off !.. 12.04: Aus !..
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Dev pazarlığın perde arkası
 
    Vahap MUNYAR
  AB, Türkiye'yi tam üyeliğe erken çağıracak
 
    Erman TOROĞLU
  İsteyince oluyor
 
    Ercan SAATÇİ
  Saracoğlu kriterleri
 
    Can BARTU
  Kazanmayı bildi
 
    Şükrü KIZILOT
  Boşanan kaynanaya yetim aylığı
 
    Meriç ENERCAN
  Böyle olacağı belliydi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com