19/12/2004 <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Yazarlar
19.12.2004
Ali Atıf BİR
Efe’nin savunması
  
 

REKLAM Özdenetim Kurulu (RÖK) Efe Rakı’ya ait basın reklamlarını durdurma kararı verdi.

RÖK’e göre, ‘Güzel rakının tadını unutmuştuk’ ifadesi, Tekel aleyhine (şimdilerde Mey A.Ş), ‘rakibi kötüleme’ içeriyor. Geçen hafta bu karara katıldığımı yazmıştım. Efe Rakı’nın üreticisi İzmirli Elda İçecek ve Enerji Hizmetleri A.Ş’den (Rakı üreten bir firmanın enerji hizmetleri ile ne işi olur onu da anlayabilmiş değilim!) bir faks aldım. Bu faks Efe Rakı’nın RÖK’e gönderdiği savunma metnini içeriyor. Efe Rakı kendini şöyle savunmuş:

‘Güzel rakının tadını unutmuştuk" genel bir ifade olarak kullanılmıştır ve söz konusu (Mey A.Ş’den söz ediyor) şirketin likör reklamlarında da benzer ifadeler yer almaktadır... Ayrıca Mey A.Ş., ilk gazete reklamlarından hemen sonra kendi reklamlarında, ‘su küçüğün söz büyüğün’ ifadesini kullanmıştır. Bu ifadenin, görüştüğümüz birçok kişi tarafından, Efe Rakı’ya hitap edilmiş olarak algılandığı gözlemlenmiştir. Buna rağmen biz bu ifadeyi rekabetin getirdiği hoş bir mücadele örneği olarak değerlendirmiş ve hiçbir girişimde bulunmamıştık. Ancak yazınıza esas olan kritelere göre bu son derece ağır bir ifadedir. Bu konuda inceleme ve değerleme yapmanızı rica ederiz.’

Öncelikle söyleyeyim, Efe Rakı ‘rakibi kötüleme’ konusunda kendini hiç de iyi bir şekilde savunmamış. Bu tür savunmalarda işi, ‘ben yaptım ama o da yaptı’ya getirmek doğru bir yöntem değil. Üstelik, ‘su küçüğün söz büyüğün’ ifadesinin Efe Rakı’ya yüklediği anlamla, ‘güzel rakının tadını unutmak’ ifadesinin Tekel ürünü rakılara (özellikle Yeni Rakı’ya) yüklediği anlam arasında dağlar kadar fark var. Birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de reklam hukuku, ‘davranışsal’ temelde çalışmaz. Karar veren tartışmalı ifade konusunda kimin ne anladığını önemsemez. İfade düz anlamıyla kötüleme içeriyor mu içermiyor mu, ona bakar. ‘Küçüklükle’ ürün kalitesi arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir ki!

Efe’cilere önerim bu olaydan ders çıkarmaları ve hedefe kilitlenmeleri..

Hedef belli: Doğru marka yönetimi.

Rakı işinde gelecek, markasını doğru yönetip maraton koşanın olacak.

Uyarmadı demeyin...

Telekom’dan isimsiz imzasız yanıt

ANIMSARSANIZ,
6 Aralık Pazartesi günü Telekom’un ADSL reklamını eleştirmiş, ‘Sanırım Telekom’un ne sattığından haberi yok!’ demeye getirmiştim. Telekom Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden imzasız bir yanıt aldım. Niye böyle bir yanıtın altına Telekom’dan bir yetkili ismini, imzasını koymaya cesaret edememiş, anlayamadım. Teknik olarak çok yanlış bir uygulama. Ciddiye almamak lazım ama hadi, ‘Telekom’un özel sektör zihniyet devrimini tamamlaması için biraz daha zamana gereksinimi var’ diye düşünüp, yanıtına yer vereyim. Telekom kendini şöyle savunuyor:

‘ADSL hizmeti Telekom tarafından ‘bir Türkiye projesi’ inancıyla ele alınmaktadır. Şöyle ki; geniş bant internet erişimi ADSL, başladığı her ülkenin sosyal ve ekonomik hayatında önemli kazanımlara neden olmuştur... ADSL teknolojisi bireylerin, kurum ve kuruluşların gelişimine sınırsız olanaklar sunacak ve bu olanaklarla da Türkiye’nin dünyaya açılmasına, yeni iş alanları geliştirmesine neden olacaktır. ‘Geniş bant internet erişimi 100 yıl önce elektriğin yaygınlaşmasından sonra görülmemiş bir davranış değişikliğine öncülük edecek’ diyen The Economist’in işaret ettiği vizyon gibi. Bu yüzden, bu ‘lansman’ kampanyası, sadece internetin hızlanmasına değil, çok daha kapsamlı kavramlar olan ve sizin belirttiğiniz gibi ‘değişim ve verimlilik’ üzerine inşa edilmiştir... Birçok insan ADSL teknolojisinin sadece ‘hızlı internet hattı’ olduğu bilgisine sahiptir, ancak gerçekteki gücünün bilincinde değildir. Daha sonra fiyat tarifelerine ve ADSL’in teknolojik üstünlüklerinin birey ve kuruluşlara getirdiği yararlara dikkat çeken reklam faaliyetlerimiz devam edecektir.’

Telekomculardan özür dilerim, görüşümde ısrar edeceğim. Telekom’un, ‘verimli elma’ temalı ADSL reklam kampanyasıyla parayı tamamen çöpe attığından eminim. Bu çağda, ‘vatan, millet, Sakarya, Türkiye projesi’ edebiyatıyla, sağ elinizle sol kulağınızı tutarak hiçbir şey satamazsınız. ADSL’yi yaygınlaştırmak istiyorsanız ‘hız’ olayını bireyin gözüne sokacaksınız, hepsi bu. Sokun bakın abonelik sayıları bir anda nasıl katlıyor. Birçok insanın ADSL’nin hızlı internet hattı olduğunu bildiği de doğru değil ayrıca. Var mı elinizde kanıt?

'Bebek Badem Ezmesi' markadır

BAZILARIMIZA
marka konusu o kadar karmaşık geliyor ki; neyin marka, neyin marka olmadığını bile ayırmakta zorlanıyorlar. Hadi ayırmayı da geçtik, bir de üstüne üstlük karınlarından tanım uyduruyorlar. Bir markanın marka olması için değerinin milyonlarca dolarlarla ölçülmesi, bir de mutlaka genişlemesi gerekirmiş.

Bu nedenle de Bebek Badem Ezmesi marka değilmiş. Olacak iş değil!

Böyle bir tanım ne gördüm, ne duydum. Marka, 'aynı gereksinimi karşılamak için tasarlanmış ürünlerden bir boyutuyla farklılaşan üründür (*)'. Bu farklılık fiziksel ya da duygusal bir farklılık olabilir.

Bebek Badem Ezmesi adı üzerinde, ‘Bebek’ badem ezmesidir. Tadı (tarifi) ile diğer badem ezmelerinden ayrılır. Yıllanmışlığı ve gelenekselliği ile yiyenin duygusal açıdan tatmin olmasını sağlar.

Bebek Badem Ezmesi markasını satın almak istediğinizde üretim atölyelerinin bedelinin yanında bu tadın ve gelenekselliğin bedelini ödersiniz. Bir ürün, bu özellikleriyle marka sayılmazsa başka hangi özellikleriyle marka sayılır? Bir de dört çarpı yüz koşturalım mı? Ne dersiniz?

(*) Kevin Lane Keller, Strategic Brand Management, Prentice Hall, 2003.

Kaç vücut yeter bana

AVEA,
Turkcell’i her alanda sıkıştırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Avea’nın yeni hizmeti Ringa.. Hedefi de gençler. Ringa, biri sizi aradığında telefonun ‘çalma‘ sesinin sizin istediğiniz müzik olmasını sağlayan bir sistem. Avea Ringa’yı anlatabilmek için çizgi filmi tercih etmiş. Hedef gençlik olunca, çizgi film tercihinde sorun olmadığını söylemek münkün.

Öyküde baş kahramanımız Berke Can’ı önce eski sevgilisi arıyor. Berke Can ona günün anlam ve önemini belirten ‘Yürü anca gidersin’ şarkısını dinletiyor. Sonra yeni sevgilisi arıyor, ona da yine günün anlam ve önemini anlatan Teoman’ın, ‘Senden önce senden sonra’ şarkısını dinletiyor. Tam burada ben dumur oluyorum. Çünkü Teoman’ın bu şarkısının sözleri aynen şöyle devam eder: ‘Seni unutmak için daha kaç vücut yeter bana’.. Yeni sevgiliye söylenecek söz mü bu? Söylenir de söylendikten sonra ortada yeni sevgili mi kalır?.

Ama bu da ayrıntı, kimse fark etmez’ demeyin. Tamamen şarkılar üzerine kurulmuş bir reklamda şarkı sözleri nasıl ayrıntılı olabilir? Neyse, bu işin hafiften esprisi. Ringa reklamı mesajını iletiyor. Öyle ahım şahım bir beğeni duygusu oluşturduğunu söylemek zor. Ringa reklamı rengiyle, çizgisiyle varolan Avea reklamlarından oldukça farklı bir yere gidiyor. Gerçi birçok Avea reklamı için aynı şeyi söylemek mümkün. Avea reklamlarında logo ve amblem hariç görsel bir tutarlılıktan, bir bütünlükten söz etmek mümkün değil. Eğer bu bilinerek yapılıyorsa sorun değil. Ama bilinmeden yapılıyorsa, sonuçta ortaya nasıl bir ‘post modern’ imaj çıkacak çok merak ediyorum.

G-Mall’da sinemaya gitmeye devam

G-MALL
sinemalarının yangın görüntülerini televizyonda izledim, yangına müdahale eden itfaiye görevlilerinin ne dediklerini dinledim. G-Mall yetkililerinden olayın ayrıntılarını öğrendim, bu konuda neredeyse bütün yazılanları okudum. G-Mall yangınıyla ilgili sapla samanı ayrıştıramayanları 3 konuda uyarmaya karar verdim:

1- G-Mall yangınının nasıl çıktığını ve sorumlularını bulmak farklı bir şeydir.

2- G-Mall’da bu yangına özgü (eğer varsa, gerçek soruşturma sonuçlanınca ortaya çıkacak) sinema yönetiminin hatalarını saptamak farklı bir şeydir.

3- G-Mall sinemalarının böyle bir yangın çıktığında ne kadar güvenilir bir yer olduğunu tartışmak ayrı bir şeydir.

G-Mall sinemaları yaşanan yangında yüzlerce kişinin 8 ayrı salonu kısa sürede boşaltmalarına olanak sağlayan yapısı ve donanımıyla ne kadar güvenli bir yer olduğunu ispat etmiştir. Kendi adıma söyleyeyim, ben bundan sonra G-Mall’a daha bir güven içinde giderim. Orada sinema izlemeyi çok seviyorum ve G-mall yangınını yanlış analiz edenler yüzünden kendimi bu keyiften mahrum etmeye hiç niyetim yok! Biraz insaf lütfen..

Çekirgelik

Hedefimiz AB üyeliği değil, AB için vazgeçilmez ülke konumuna gelmek olmalıdır.

(Yılmaz Argüden)


Ali Atıf BİR
Tüm yazıları
    Oktay EKŞİ
  Hakkını vermek...
 
    Ertuğrul ÖZKÖK
  Bu yıl evimize ışıklandırdık
 
    Bekir COŞKUN
  Haftada bir gün olsun...
 
    Doğan HIZLAN
  İstanbul Modern’de birkaç saat
 
    Emin ÇÖLAŞAN
  Görmemişin oğlu olmuş!..
 
    Enis BERBEROĞLU
  İşin doğrusu da hiç fena değil
 
    Ercan KUMCU
  Ekonominin girdi çıktısı
 
    Erkan ÇELEBİ
  Meyvenin kaymağını yoğurtçular yiyor
 
    Ferai TINÇ
  Tarihin zirvesinden kesitler
 
    Murat BARDAKÇI
  Semra Hanım, efsane kaynana Kuduruk Makbule’ye bile rahmet okuttu
 
    Pakize SUDA
  Ateş düşüren makam
 
    Sedat ERGİN
  AB kararında düşündürücü unsurlar
 
    Yalçın BAYER
  AB önce ölümü gösterdi, sonra sıtmaya razı etti
 
    Yalçın DOĞAN
  11.52: It's off !.. 12.04: Aus !..
 
      
Mehmet Ali BİRAND
  Dev pazarlığın perde arkası
 
    Vahap MUNYAR
  AB, Türkiye'yi tam üyeliğe erken çağıracak
 
    Erman TOROĞLU
  İsteyince oluyor
 
    Ercan SAATÇİ
  Saracoğlu kriterleri
 
    Can BARTU
  Kazanmayı bildi
 
    Şükrü KIZILOT
  Boşanan kaynanaya yetim aylığı
 
    Meriç ENERCAN
  Böyle olacağı belliydi
 
Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com