|
ŞEYH uçmaz, müridi uçurur derler. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği’nden ‘tam üyelik’ amaçlı müzakerelere başlanması için 3 Ekim 2005 tarihini almasını ‘zafer’ hatta ‘eşsiz bir zafer’ olarak göstermek isteyenlerin Erdoğan’a Ankara’da yaptıkları görkemli karşılama töreni, eski kuşakların yukarıdaki sözünü anımsattı.
Neyse ki Erdoğan bu tür konularda yerini karıştırmıyor. Ayakları yerden kesilip ‘Ben neymişim de haberim yokmuş?’ havasına girmiyor. Tam tersine çevresindekilere ‘zafer sarhoşu olmayın’ demekten, gereksiz coşkulardan uzak durmalarını tavsiye etmekten geri kalmıyor. Nitekim dün kamuoyuna ‘şımarmadan çalışmaya devam edeceğiz’ sözünü verdi.
Onunla da kalmadı. Dün Kızılay Meydanı’nda halka hitap ederken, Türkiye’nin bu noktaya gelebilmesi için yıllardır emek verenlerin hepsine teşekkür edecek kadar kadirşinas davrandı. Daha da güzeli, ‘başarıyı’ Türk ulusuna mal etti.
Bunların hepsi, kendisi için ayrı bir olumlu puanlardır.
Anımsayacaksınız, 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimi akşamı, en iyimser Adalet ve Kalkınma Partililerin beklediğinden bile çok sandalyeyle iktidara geldikleri belli olunca kamuoyuna yaptığı ilk açıklamada da böyle davranmış, partisinin mensuplarını herhangi bir taşkınlık yapmaktan alıkoymuştu.
Bizim gibi, 1950 seçimlerini CHP’nin kaybetmesi üzerine, iktidara gelen Demokrat Parti mensuplarının günlerce -özellikle CHP binaları ile tanınmış CHP’lilerin evi önünde- davul çaldırıp taşkınlık yaptığını anımsayanlar, Erdoğan’ın bu tavrının değerini iyi bilir.
Dün de yazdığımız gibi Başbakan Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği üyesi 25 ülke ile yaptığı görüşmelerden ‘temel amacına ulaşmış olarak’ döndü. Bu bir başarıdır.
Ama kendisi dahil hiç kimse ‘bardağın tamamen dolu’ olduğunu söylemiyor. Tam tersine, Türkiye’ye tarih verilmesini zaten ‘kaçınılmaz’ olarak görenler, bunun karşılığında Türkiye’den esirgenenlere ve Türkiye’nin önüne konan engellere dikkati çekiyorlar.
Bunlar arasında en önemlisi ‘Kıbrıs’tır. Çünkü, Türkiye’nin 17 Aralık günü AB liderlerine verdiği sözün, sonuçta Kıbrıs’taki Rum yönetimini tanıyacağımız anlamına gelip gelmediği halen tartışmalıdır. Örneğin, Tayyip Erdoğan ile AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende, ‘tanıma anlamına gelmez’ derken, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder aksini savunmaktadır.
Ama ‘Kıbrıs’la ilgili pürüzün bile ekim ayından önce Türkiye’yi ve Kıbrıs Türklerini tatmin eden bir sonuca bağlanabileceğini umuyoruz. Çünkü dünya kamuoyu, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri lehine gelişen bir süreci yaşıyor. O nedenle düğümün, tekrar gündeme gelmesi söz konusu olan Annan Planı bazında çözülmesini sürpriz saymayacağız. |