|
Evrim SÜMER
Rekta Reklam Ajansı Genel Müdür Yardımcısı Melih Nedimoğlu çok çalışıyor, az tatil yapıyor. Zaman zaman da tatil dönemlerinde organize olamadığı için burada kalıp ‘İstanbul güzelmiş’ diyor mecburen. Yurtdışına gideceği zaman ise arkadaşlarının yaşadığı, kendisini o şehirden biri gibi hissedeceği yerleri seçiyor.
Bu yaz ‘Motosikletle Yunan Adaları’na gideyim’ derken, mesafe olarak da kültür olarak da çok uzak bulduğu Japonya’da bulmuş kendini. Nedimoğlu, ‘Gitmeden önce stereotip insanlarla ve durumlarla karşılaşacağımı sandım ama her şey çok farklıydı’ dediği ve sekiz gün boyunca sadece bir kere suşi yediği Tokyo ve Ohita tatilini anlattı.
n Tokyo’da ilk gözünüze çarpanlar neydi?
- Çok büyük bir şehir olduğu... Uzak bir yerdeymişim gibi hissetmedim. İstanbul’da yaşayan birinin Tokyo’da da yaşayabileceğini düşündüm. Dil çok ciddi bir problem tabii. Çok az yerde Latin alfabesi kullanılıyor, olan da Japonca. Paris, New York gibi metropollerin ruh hali orada da var. Japonya’ya iki sebepten tekrar gitmek istiyorum. 1: yemekleri; 2: Tokyo’yu iyice görmek için. Büyük şehirleri çok seviyorum ben.
n Yemekleri dediniz ama kastettiğiniz suşi değil herhalde?
- Suşi çok az yiyorlar, zaten çok sıradan bir yemek onlar için. İsimlerini hatırlamıyorum ama çok farklı şeyler yiyorlar ve ne yerlerse yesinler, bizdeki ekmek gibi pirinç yiyorlar.
n Ohita bizim Antalya gibi mi?
- Japonya’daki binlerce adanın biri Ohita. Biraz turistik, Tokyo’ya göre daha rahat bir yer. Denize girmek isteyenler ve kaplıca otellerini sevenler geliyor. Yurtdışından en çok Koreliler geliyor. Başka ülkelerden gelenler de var ama Japonya dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olduğu için Tayland vesaire gibi çok tercih edilmiyor tabii. Cebinizde 100 dolarla Hindistan’da bayağı bir vakit geçirebilirsiniz ama Japonya’da mümkün değil.
KAĞIT KAPILI OTEL
n Ohita nasıl bir ada?
- Çok sevdim ben. Tropik bir iklimi var, palmiye yok ama burada çok görmeye alışmadığımız dev ağaçlar, kocaman yapraklar var. Her şey bir yana, Ohita deyince aklıma gelen ilk şey ahtapot köftesi. Yerken garip sesler çıkartırken buldum kendimi.
n Ahtapot köftesi dışında ne kaldı aklınızda?
- Yanardağlarıyla ünlü bir ada burası. Sönmüş ve aktif olanlar var. Kraterin yanına gittiğinizde içeride fokur fokur kaynayan kütleyi görüyorsunuz. Hatta patlarsa diye çevrelerinde özel korunma evleri var. Belli dönemlerde yukarı çıkartmıyorlar zaten. Bir de kalp hastalarına ‘Havayı çok solumayın’ gibi uyarılarda bulunuyorlar. Bütün dükkanlarda volkanik sarı taşlardan yapılmış şeyler satıyorlar. Ben de bir kaplıca otelinde kaldım. Tipik Japon mimarisiyle inşa edilmiş, hasır zeminli, tatamili, kağıtla kaplı sürgülü kapılı, yer yataklı geleneksel bir oteldi.
n Kağıt kapılar ardında kendini biraz kolay ulaşılır hissetmiyor mu insan?
- Ahşap kafesleri vardı, üstelik koridora açılan kapılarda kilit bile vardı, isteyen kapısını kitleyebiliyordu.
n Otel dışında neler yaptınız?
- Çoğunlukla oteldeydik. Otele girince buradaki kıyafetlerinizden kurtulup, Yukata denilen uzun, bileklere kadar gelen sabahlık gibi bir şeyle ve Japon terlikleriyle dolaşıyorsunuz. Japon terliklerinin bir özelliği var: Ayaktan bir iki numara daha küçük oluyorlar, topuklar ahşabın kenarına geliyor. Onları giydiğiniz zaman otelden dışarı pek çıkasınız olmuyor. İlk akşam şöyle bir çıkıp dolaşalım dedik. Ben üst değişmeye niyetlenirken arkadaşım ‘Bunlarla çıkabiliriz’ dedi ve o kıyafetle çıktık. Ama gerçekten orada sokakta Yukata’yla dolaşanlar hiç yadırganmıyor.
n Ohita’da deniz nasıl, tropik iklimin beyaz kumu, mavi denizi var mı orada?
- Diğer adalarda var ama Ohita’da görmedim. Çok büyük kumsalları var ve biraz kalabalıklar. Japon kadınları, özellikle bir yaşın üstündekiler güneşlenmeyi fazla sevmiyor, beyaz tenli olmak onlarda asilliğin göstergesi. Sahillerde daha çok gençler var, onlar Batılılar gibi bronz olmayı seviyor.
YAKUZA SOKAKTA DEĞİL
n Peki Japon deyince aklımıza gelen üç şeyden biri olan Karaoke barlar her köşe başında var mı?
- Ben gitmedim ama var tabii, bayılıyorlar Karaoke’ye. Bir de bir bilgisayar oyunu oynanan devasa oyun salonları var. 500 tane falan bilgisayar var içinde, herkes aynı oyunu oynuyor. Üstelik sadece gençlerin takıldığı bir yer değil, her yaş grubundan insan var. Japonya’da aile ve gelenek çok önemli ama bir parça da yabancılaşma yaşanıyor. İntihar oranın en yüksek olduğu ülkelerden biri Japonya.
n Kafanızdakilerle gördükleriniz arasında farklılık oldu mu?
- Bütün sokaklarda Yakuza denen Japon mafyasını göreceğimi sanıyordum, öyle bir şey olmadı. Her yerin mistik bakışları çekik gözlü insanlarla dolu olduğunu sanırdım, o kadar değilmiş tabii. Birbirlerine muhteşem bir saygı duyuyorlar; her şey iki elle veriliyor, birbirine selam verirken en az onun kadar eğilmeniz gerekiyor. Dükkanlarda çalışanlar da müşteri memnuniyeti için çırpınıyorlar. Bir suşi bıçağı almak istedim, o mağazada yoktu; satıcı kız Tokyo’da benim istediğim ustanın bıçağı bulabileceğim adresi bulana kadar huzura ermedi.
seyahatte ne okuyor
Gittiği yerin günlük İngilizce gazetelerini ve devam ettiği romanlarını okuyor.
ne dinliyor
Miles Davis ve John Coltraine’in Kind Of Blue albümü, Kraliçe Margot soundtrack’i ve ağırlıklı olarak caz.
ne yiyor, ne içiyor
Yabancı mutfakları denemeyi seviyor.
ne giyiyor
Spor ayakkabı, rahat pantolon ve tişört.
neyle seyahat ediyor
Uçak ve otomobil. Motosikletle de seyahate çıkıyor ama amaç bir yere gitmek değil, motosiklet üzerinde olmak.
nerede kalıyor
İş seyahati değilse lokal otelleri seviyor. İş seyahati söz konusu olunca 5 yıldızlılarda kalıyor.
kimle seyahat ediyor
Onu sıkmayacak, özgürlüğünü kısıtlamayacak herkesle olabilir ve tek başına.
çantasının olmazsa olmazları
Victorinox’un seyahat çakı takımı, CD ve discman, mide ilacı ve ağrı kesici, sevdiği tişörtleri, ne kadar hoşlanmasa da cep telefonu şarj aleti. |