13/12/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Seyahat
13.12.2004
Afrodit’in bir istiridyenin içinden doğduğu kıyılar: KUZEY KIBRIS
 

Reyan TUVİ

Kıbrıs’ın kuzeyine, Afrodit’in efsanevi güzelliğini yansıtan kıyıları ve altın kumları görmeye gidiyorum. Mitolojiye göre Afrodit, bu kıyılarda, köpüklerin sürüklediği bir istiridyenin içinden doğmuş ve altın kumlar, bir tül gibi yüzünü örtmüş...

Girne’den Gazimağusa’ya doğru, adanın ruhuna aykırı, kutu kutu binaların yanından geçiyorum. Adanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri kötü yapılaşma olmalı. Bu yapıların arasında birçok emlakçı gözüme çarpıyor. Özellikle İngilizler adadan yoğun bir şekilde ev satın alıyorlar. Ancak bir konser salonuna ya da sanat galerisine rastlayamıyorum. Birkaç gençle konuşmuştum, adanın kültürel kısırlığından şikayetçiydiler. Kriz halindeki bu adada yaşadıkları ambargolu zamanlardan kurtulup dünyaya açılmanın özlemini çekiyorlardı. Bugün genç nüfusun en yoğun olduğu yerlerden biri Gazimağusa. 25 bin öğrencisiyle, adanın en büyüğü, Doğu Akdeniz Üniversitesi burada. Üniversiteye İran ve Afrika’dan gelen öğrencilerin yanısıra bu yıl ilk defa güneyden de gelenler olmuş.

Mağusa’nın pastaneleri, kafeleri gençlerle dolu. Son birkaç yıldır, eğitim sektöründen elde edilen gelir turizm sektörünü geçmiş. 1974’ten sonra Türk tarafında kalan ve büyük ekonomik avantaj sağlayan bölgelere rağmen bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kişi başına düşen milli gelir yılda dört bin dolar. Adanın narenciye deposu Güzelyurt, Mesarya Ovası, ihracatın yoğun olduğu Mağusa Limanı, Akdeniz sahillerinin en güzellerinden olan Girne ve adanın en görkemli tesislerinin olduğu ancak bugün atıl durumdaki Maraş’a rağmen hálá tam anlamıyla bir refah yok. Güneydeyse, ambargosuz bir yaşam ve AB’ye üyelik, kişi başına düşen milli geliri yılda 14 bin dolara çıkarmış.

TÜRKLERİN VE RUMLARIN BİRARADA OLDUĞU KÖY

Bir cezveye benzeyen Kıbrıs adasının sapı, Karpaz Yarımadası. Kuzey Kıbrıs’ın bu en bakir bölgesi, doğuya adeta Suriye’ye uzanıyor. 1974’ten beri hemen hemen hiç el değmemiş... Uçsuz bucaksız ovalar, ıssız köyler, tek tük kulübelerin bulunduğu, kaplumbağaların yumurtlamak için seçtiği sakin kumsallar var. Büyük bir bölümünde elektrik yok. Yabani eşeklere, koyun sürüsünü güden bir çobana rastlayabiliyorsunuz. Adanın en güzel günbatımları burada. Az ziyaret edilen ve kitle turizminden alabildiğine uzak bu bölgede, aynı zamanda Türklerle Rumlar’ın birlikte yaşadıkları köyler var.

Karpaz bölgesindeki halkın büyük çoğunluğu Türkiye’den buraya göç etmiş. Burada daha çok çiftçilik yaygın. Zeytinyağı fabrikasında çalışan Selver, Ankaralı. 1974’te, çocukken ailesiyle bu topraklara yerleşmişler. ‘’Toprağımız çok’’ diyor, bir taraftan da meşhur kara Karpaz zeytinyağını kutulara yerleştiriyor. Sipahi köyünde Türk göçmenler ve 10- 12 kadar Rum aile yaşıyor. Türk göçmenlerin çoğu Trabzon’dan geldiklerinden Rumca biliyor ve komşularıyla iletişim kurabiliyorlar. Eski sütunlu taş evler, diğer derme çatma evlerin yanında farkedilmeyecek gibi değil.

Dipkarpaz da Rumlar’ın evlerini terk etmediği köylerden. Köyün Rum kahvesinde, Türklerle Rumlar toplanmışlar, telaşsız bir gün geçiriyorlar. Tabelalar Rumca ve Türkçe. Yürüyerek okula giden çocuklar, önce Türk bakkalın, sonra da kilisenin önünden geçiyorlar. Kilisenin çan kulesiyle caminin minaresi birlikte gökyüzüne yükseliyor.

1975’te Çorum’dan gelen yaşlı bir Türk, kızını asla bir İngiliz’e vermeyeceğini ancak bir Rum’la evlenmek isterse, bunun ‘’onun bileceği iş’’ olduğunu anlatıyor. Ne var ki bugüne dek köyde, Türklerle Rumlar arasında üç evlilik olmuş ve hepsi de boşanmayla sonuçlanmış. İki halkın gençleri birbirlerinden Rumca ve Türkçe öğrenmişler.

CEZVENİN UCUNA DOĞRU

Dipkarpaz’ın en gizemli yerlerinden biri, Ayios Philion kilisesinin olduğu ıssız kıyı. Buradaki tek tesis, Maşallah Bey’in oteli Oasis. Dipkarpaz’da yaşayan Maşallah Bey, Girne’de bir restoranda çalışırken, lokantaya gelen bir İngiliz turistin isteği üzerine, onu bu bölgeye getirmiş. Turist o gün ona bu ücra yerde bir otel açma fikrini vermiş. Denizin kokusunun bütün duvarlarına sindiği bu küçük otel, hurma ağaçlarının arasında adının çağrıştırdığı gibi bir vaha.

Cezve sapının en ucuna, yani Zafer Burnu’na doğru, bu kez rüzgarların mucizelere, mucizelerin de yolculara eşlik ettiği bir yer var; St. Andreas Manastırı... Burası, ‘’mucizeler yaratan’’, ‘’rüzgarın hakimi’’ ve ‘’yolcuların koruyucusu’’ olan Apostolos Andreas’a adanmış. Bir balıkçı olan Andreas, İsa tarafından Hıristiyanlığı yaymak için papazlığa çağrılır. Efsaneye göre, Andreas Kudüs’e bir yolculuk yapmaktadır. Kaptanın gözü kördür ve yolculuk sırasında suları biter. Andreas, kaptanın gözlerini tedavi eder ve bugünkü manastırın olduğu yerde su bulur. Kaptan, Andreas’ı ödüllendirmek isterse de o bunu kabul etmez. Bundan etkilenen kaptan ve mürettebatı, Hıristiyanlığı benimser. Bugün bu manastır, hem Kıbrıslı Türkler, hem de Rumlar tarafından kutsal sayılıyor ve Apostolos Andreas özellikle göz hastalıklarını tedavi eden bir aziz olarak biliniyor.

Solmuş siyahlar içindeki yaşlı Rum kadın, tek bir kelime etmeden kiliseyi açıyor. Kilisenin loş ışığında, bordo bir perdeye iğnelenmiş, metalden göz, kulak, el, çocuk, kadın, erkek tasvirleri parlıyor. Ayrıca mumdan yapılmış eller, bacaklar hatta bütün bir insan vücudu bile var. Manastıra gelemeyenlerse adaklarını başka bir yolla gerçekleştiriyorlar. Bir şişeye zeytinyağı koyup, en yakın yerden denize atıyorlar. İnanışa göre, rüzgarlara hükmeden aziz, zeytinyağıyla dolu şişeleri er ya da geç manastırdaki rahiplere ulaştıracaktır.

Günbatarken, Kemal’in Yeri’nde şömine yakılmıştı bile. Güneyden gelen ev yapımı kırmızı şarap kadehlere dökülüyordu. Balıkçı Hasan Efe, restorandan içeri girdi, rüzgardan biraz sarsılmıştı. Adanın üç ay süren kışının 50 gününün fırtınalı geçtiğini en iyi balıkçılar bilir. Hasan, Boğaz’da hem balıkçılık yapar hem de benzin vapurlarını bağlar. ‘’Herkesin iki işi vardır burada’’ diyor, sonra da restoranın sahibi Rahme Hanım’a dönerek, ikisinin de yıllardır alıştığı gibi, birlikte balık sepetine eğiliyorlar. Bir ağızdan ‘’ahtapotya, subyas, kurkunas...’’ diye balıkların Rumca isimlerini sıralıyorlar.

Rahme Hanım, işini biliyor, taze balıktan başka bir şey almıyor. Hasan güneyden buraya göç etmiş. ‘’Çocukluğumdan beri yedi kere dolaştım bu denizleri’’ diyor. Mevsimine göre bu denize özgü, mineri, soka, hoppa gibi balıkları da satıyor.

Rahme Hanım, restoranın bir ucundan diğer ucuna giderken, iki hafta önce müzik eğitimi için Londra’ya giden oğlunun yaşgünü için kendisine gönderdiği, kocaman buketteki gülleri koklamadan edemiyor. Oğlu, Rum tarafındaki bir arkadaşına rica etmiş, o da buraya kadar getirmiş. Rahme Hanım, ailesiyle güneyden buraya göç ettiğinde 17 yaşındaymış. İyi Rumca biliyor. Biraz da bu nedenle güneyden çok müşterisi oluyor.

Ulueller 10 yıl önce İngiltere’den dönüp, kumların üzerindeki dikenli ağaçları temizletip burayı Boğaz’ın en popüler restoranlarından biri haline getirmişler. ‘’İçen Halkın Partisi’nin başkanıyım’’ derken, yüzümdeki ifadeyi tartıyor Hasan Bey. Gülmeye başlıyoruz. ‘’Eğer’’ diyor, ‘’Klerides ve Denktaş ekmek kadayıfı yiyeceklerine karşılıklı viski içselerdi, Kıbrıs meselesine daha uzlaşmacı bir çözüm bulabilirlerdi.’’

BEN OLSAYDIM BUNLARI YAPARDIM

Karpaz Yarımadası’nı bisikletle dolaşmak

Yabani çiçekleri ve orkideleri tanımak için doğa yürüyüşlerine katılmak

Uçları seviyorsanız, adanın en doğusu Zafer Burnu’na kadar gitmek

Otello Kulesi’nden Mağusa limanını seyretmek

Altınkum plajının ıssızlığında yürümek

Dikenli tellerin ardından, Maraş’ta zamanın nasıl durduğunu görmek

Ayios Philion’da liman kalıntıları arasında şnorkelle yüzmek

Lala Paşa Camii’nin Gotik mimarisine hayran olmak


n Fotoğraflar: Reyan TUVİ Kutup DALGAKIRAN

KUZEY KIBRIS TURİZM TANITMA & PAZARLAMA DAİRESİ



REYAN TUVİ SEYAHAT SORULARINIZI CEVAPLIYOR

Reyan Tuvi, Hürriyet Seyahat’in ilk sayısından itibaren sizin için bütün Türkiye’yi adım adım gezdi ve yazdı. Yeni yıldan itibaren ise bu birikimini sorularınıza vereceği cevaplarda kullanacak. Yapmayı düşündüğünüz ya da yapmakta olduğunuz seyahate dair sorularınızı ona sorabilirsiniz. Ama unutmayın bu bir şikayetler sayfasından çok, yolculuğunuza dair öğrenmek istediklerinizden ibaret bir sayfa olacak... Reyan Tuvi’ye rtuvi@hurriyet.com.tr adresinden ya da 0212 677 04 21 numaralı fakstan ulaşabilirsiniz..
 



Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyet
www.hurriyetkurumsal.com