|
Ne kadar güzel okurlarım var benim; onlarla gurur duyuyorum. Zaman zaman yazma kabiliyetlerine bakıp inanamıyorum! Öyle güzel yazıyorlar ki. Öyle sıradan ama gerçek hayattan konuları o kadar değişik bir üslupla dile getiriyor, bunlara öyle şiirsel anlamlar katıyorlar ki.
Bana yazdıkları içten yazılarda bazen tüm yaşamlarını, bazen yaşamlarından yalnızca bir kesiti, tüm içtenlikleriyle tüm dürüstlükleriyle, bana inanarak, güvenerek öyküleştirip, dile getiriyorlar ki. Bu paylaşımdan inanılmaz mutluluk duyuyorum. Onlara bu güveni ilham ettiğim için ne kadar seviniyorum!
İşte yine sizden biri. Aranızdan bir kadın. Nedendir bilinmez, sorgulanamaz, çünkü mutlaka bir nedeni vardır. Evini ve çocuklarını bırakıp çıkmış bir gün, alıp başını gidivermiş! Ama kendini bulmaya çıkmış. Buna zorunluymuş. Yoksa hiçbir kadın kolay kolay çocuklarını bırakıp gider mi? Onlarla sevgi bağını asla koparmamış. Hatta bu gidişi çocuklarının da onayladığı satırlarından anlaşılıyor. Yıkılmamış, yılmamış. ’Üçüncü göz’ adlı bir derginin yazarı. İşte size onun bana gönderdiği çok duygu dolu, çok anlamlı bir doğum günü mesajı. Özellikle en basit bir şey için intihar etmekten söz eden, kimi genç okurlarıma sesleniyor sanki bu mesaj.
İşte Güler Pınarbaşı’nın, sevgi çağrısını dile getirdiği bu çok güzel mesajını gelin hep birlikte okuyalım.
Bugün yaşamı varoluşu kutlama günü
Merhaba sevgili Güzin Abla. Bugün güzel bir uyku, ardından kuş seslerinin muhteşem korosuyla uyandım. Kuşların şarkı sözleri şöyleydi:
‘Hadi kalk! sabah oldu,
güneş doğdu yeniden,
kutla hadi, hadi kutla, kutla, kutla, kutla!
doğduğun güne istinaden!’
Evet! Sabahtan başlıyorum kutlamaya, gözümü açtığımdan beri... Bugün benim biyolojik olarak dünyaya gelişimin günü... Annemin emeğine teşekkür ediyorum, babama da! Rahmeti bol olsun...
Gece küçük oğlum tam 24.00’te bir sürü mesaj çekmiş. Tek şey yazıyor o mesajlarda: ‘İyi ki doğdun, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun...’ bir sürü bir sürü ‘İyi ki doğdun’lar. Seviniyorum, benim için çok önemli! Çünkü onlardan ayrılıp kendimi bulmaya, bilinmeyene yola çıktığımda o kadar küçüklerdi ki! Bunun suçluluğunu yıllarca çeken ben, bu niyete hep geçerli kılıf arardım, ki sonunda buldum; ‘Kendimi anlamasaydım, sizleri göremeyecektim; sorularım vardı yaşama dair, kendimi bulamasaydım sizin sorularınızı anlayamayacak, yardımcı olamayacaktım...’ Arayana kılıf bol tabii, ben de buluyordum. Geçenlerde büyük oğlum şöyle dedi: ‘Anne iyi ki gittin; sen gidip kendini sorgulamasaydın, bulmasaydın, ben soru sormayı hiç öğrenemezdim!’ Bu az olumluya olumlu bakmayı bilen bilge oğlumla, ağlaşıp kucaklaştık.
Anlayabiliyor musunuz yılların suçluluğunun altında ezilen ben’in mutluluğunu... Aslında her ne kadar biz yapıyor gibi görünsek de KADER diye bir şey var deyip, tartışma konusu bu konuyu teyet geçeceğim. Çünkü bugün sadece kutlama günü: Yaşamı, varoluşu, var olan her varlığı... Yaradan’ın yaratma mucizesini...
Anlayışın dalga dalga yayılışını kutlamak, bayramı... An’ı kutlamak... Nefes alış kabiliyetimizi, beynimizi, aynaya bakıp da ne muhteşem bir varlık oluşumuzu kutlamak... Tek tek tüm organlarımızı, hayatımıza giren ve yaşam hikayemizde rol alan diğer tüm varlıkları...
Haydi hep birlikte yapalım bu ruhsal töreni: Eğer buraya kadar okuduysanız, şimdi durun, gözlerinizi kapatın önce kendi varoluşunuzu kutlayın, doğum mucizesini kutlayın, hatta ölüm gerçeğini de; onun da yeni bir doğum olduğunu hatırlayarak! Varsa eğer yakınlarda sevdiğiniz birinin sonsuzluğa gidişi, sevgiyle yoluna ışık verin... Sonra çevrenize birileri var mı bakın. Var olanları kutlayın, çok değerli çalışma arkadaşlarınızı kucaklayın (şimdiye kadar yapmışsınızdır belki ama bu özel yine yapın!) Sevginin size akmak için ne kadar hazır olduğunu anlayın. Ve bulunduğunuz ortamı paylaştığınız, birlikte yasadığınız herkesi, hayvanları da kutlayın... Ve, ve... hiçbir şeyi unutmayın, size hizmet eden eşyalarınız örneğin, çalışma masanızı da. Örneğin, ben yeni telefonlarımı kutluyorum, ve faturalarımı. İyi ki varsınız, sizi ödemek ne zevk!
Hatta coşun, coşalım, dışarı çıkalım; sokaktaki melekleri kutlayalım, köşedeki dilenciyi, çöpün içinde azık parasını denkleştirmeyi iş edinmiş Biz’den birini... Her şeyi, herkesi... Şart değil bu kutlamayı dile dökmek; sadece gözlerimizden gözlerinin içine akarak... Saf sevginin kalplerimizden gözlerimize yükselip gözlerine akmasına izin vererek... Sadece, sadece SEVGİ olduğumuzu hissederek, hissettirerek! Şimdi şu andan itibaren varoluşumuzun bir KUTLAMA olduğunu hatırlayıp, hatırlatarak!’
Güler Pınarbaşı |