04/12/2004 anasayfa>>> <<<önceki gün   bugün   sonraki gün>>>
English
yenibir.com
Genç Hürriyetim
Agora
Gündem
Avrupa Birliği
Dünya
Ekonomi
Spor
Yaşam
Teknonet
Tüm Haberler
Yazarlar
Kültür Sanat
Magazin
Özel Dosyalar
Hava Durumu
Astronet
Televizyon
HÜRRİYET EKLER
Bilim
e.yaşam
Otoyaşam
Seyahat
Pazar
Cumartesi
Cuma
Kelebek
Dünya Son Güncelleme 03:25
04.12.2004
Borrrel Kıbrıs için bu kez farklı konuştu

İstanbul

Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell, Türkiye'nin önüne Kıbrıs ile ilgili yeni bir koşul konulmadığını söyledi.

İKV ve TOBB tarafından düzenlenen “Kritik Karar Eşiğinde Türkiye-AB İlişkileri” konferansında katılımcıların sorularını yanıtlayan Borrell, Avrupa'ya katılımın para almak anlamında olmadığını belirterek, “Bu büyük bir hata olur. Avrupa'ya katılım politik bir projeyi paylaşmaktır. Yani bu iş değil sevgi olayıdır” dedi.

   

Borrell, İspanya'nın AB'ye katılımından 6 yıl sonra, destek para almaya başladığını ifade ederek, AB'nin sadece zenginliği değil geleceği paylaşmak istediğini politik bir birlik olan AB'nin ticari bir kurum niteliğini taşımadığını kaydetti.

   

Josep Borrell, “Herbirimizin farklılıkları üzerine bir şey inşa ederek ortak değerler üzerine bir kimlik kurmak istiyoruz. Şuna inanıyorum; siz de bunu paylaşabileceksiniz. Ama farklılığın farkında olun. İyi niyetli olanlar gerçekleri reddedemezler. Bizler ortak bir projeyi paylaşmak istiyoruz” diye konuştu.

   

Bir katılımcının “Kıbrıs Rum Cumhuriyeti sınırları ile sorun yaşamasına karşın AB'ye üye olabiliyor da. Biz niye olamıyoruz?” sorusu üzerine Borrell, Türkiye'nin bazı sınırlarının tehlikeli olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

   

“Mesela Türkiye'nin Irak ile olan sınırı tehlikeli. Avrupa'daki bazı insanlar 'Türkiye'nin tehlikeli sınırları var. Türkiye AB'nin üyesi olursa o zaman o sınırlar, bizim sınırlar olacak' diyor, bu hususta dikkat edilmesi gereken noktalardan biri. Belki sizin için değil ama insanların bunu ele alması gerektiğini kabul etmemiz lazım. Bu onların hakkı, onlar 'bu sınırları daha az tehlikeli yapmak, bu konuda dünyanın bu kısmını daha güvenli yapmak, AB'ye Türkiye'yi üye etmek' diyor, bunlar da son karar vermeden önce geçerli bir şey.

   

Bugün bir şeyi tekrarladım. Türkiye'nin önüne Kıbrıs ile ilgili yeni bir koşul konulmuyor. Birileri '17 Aralık'tan evvel Kıbrıs’ı tanımamız lazım' diyorlar. Kim söylemiş, nerede söylemiş? Böyle bir ifade yok. Gerçek gerçektir. Belki birileri biraz daha zorluk çıkarabilir ama Avrupa Parlamentosu'nda oturan Kıbrıs'ı temsil eden parlamenterler varsa, siz tanımıyorsunuz, ama bunlar AB'nin üyesi. Orada parlamentoda varken onların sözü dinlenecek, ondan sonra oylama olacak. Bu zor bir soru, ama olduğundan fazla zorlaştırmayın. Yani olmayan tehlikeleri var saymayın. Ele almamız gereken yeterince sorun var. Yeni sorunlar icat etmeyelim.”

 

Borrell, düne kadar yaptığı açıklamalarda, Türkiye AB ile müzakere masasına oturacaksa, AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'ni (Kıbrıs Rum Kesimi) tanıması gerektiğini ifade etmişti.

 

"ORTAKLIĞIMIZ İKİ TARAF İÇİN DE ÖNEM TAŞIYOR" 

 

Josep Borrell, “Ortaklığımız iki taraf için de hayati önem taşıyor. Biz Türkiye'ye politik ve ekonomik bağlantıların güçlenmesini sağlarız ve bunlar demokratik değerleri ve insan haklarını güçlendirebilir. Türkiye de bize, İslam dünyasına Avrupa'nın bir Hıristiyan kulübü olmadığını ispatlayabilir” dedi.

 

Borrell, dün Ankara'da TBMM'ye hitap ettiğini anımsatarak, şöyle dedi:

   

“TBMM üyelerine şunu söyledim, burada da bunu tekrarlayacağım. Şunun farkında olmalıyız ki, şu anda Avrupa'daki kamuoyu Türkiye'nin hemen AB'ye üye olmasına karşı. Bu bir gerçek ama ben şuna da inanıyorum ki müzakereler ve tartışmalar sonunda ve birbirimizi daha iyi tanıyarak, Türkiye'nin daha fazla Avrupa'da tanınması ve Avrupa'nın da Türkiye'de daha fazla tanınması sayesinde insanlar daha çok verilere dayanarak karar verebilirler, önyargılara dayanarak değil. Çünkü, inanın çok önyargı var. Çok uzun bir sürecin başlangıcındayız, bu birbirimizi daha iyi tanıma süreci.”

   

Borrell, Türk toplumunun, tarihinin, kültürünün pek bildikleri konular olmadığını kaydetti.

   

DÖNÜM NOKTASI

 

Josep Borrell, Türkiye'ye kendisinin ilk kez resmi bir görevle geldiğini ve bazı ilk izlenimlerini paylaşmak istediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

   

“Türkiye'nin şu andaki bulunduğu noktada, hem Türkiye için tarihi bir dönüm noktası hem AB için bir dönüm noktası. Her şeyden evvel bütün Avrupalılar, Türkiye'nin modern, ilerlemiş bir ülke olmasını selamlamak durumundalar. Çünkü, pek çok bizim inandığımız değerler ve idealler paylaşılmakta. Eğer, Atatürk Avrupa doğrultusuna çektiyse Türkiye'yi, son birkaç yıldır sizler de bu yönde daha güçlü olarak ilerlemektesiniz. Şunu anlıyorum ve hepimiz Avrupa'da bunu görebiliyoruz, Türkiye gerçekten kendinin AB'nin tam üyesi olmasına büyük önem atfetmekte.”

   

"TÜRKİYE ZENGİN DEĞİL"

 

Türkiye'nin AB'ye tam üye olmak istemesinin ne anlama geldiğini anladığını dile getiren Borrell, şunları kaydetti:

   

“Türkiye Müslüman bir ülke ve çoğu zaman din konusu ortaya konmakta ve tek bir sorun olduğu gibi gösteriliyor ama zannetmiyorum. Türkiye, Avrupa standartlarına göre büyük ve zengin olmayan bir ülke. Muazzam gayretler gösterdiniz, ekonominizi geliştirdiniz, yüzde 5 gibi çok büyük bir hızla büyüyorsunuz. Ama, şunun da farkında olmalısınız ki hala kişi başına gelir ile Avrupa üyesi ülkeler kişi başı gelir arasında büyük fark var. Bankacılık pazarı, vergi, iş yasalarınız bunlar konusunda çalışmalar yapıldı. Enflasyon düşürüldü. Yeni Türk Lirası Ocak'ta çıkacak ve bu çok önemli bir sembolü olacak bu tür başarıların.”

 

“FARK TÜRKİYE'NİN BOYUTLARIYLA DA İLGİLİ”

   

Josep Borrell, Türkiye ile başka ülkeler arasında farkın sadece ekonomik gelişme düzeyi olmadığını, bunun aynı zamanda Türkiye'nin boyutları ile ilgili bulunduğunu ifade ederek, “Estonya, Türkiye gibi fakir ama onu ekonomik sisteme bir milyonluk nüfusu ile entegre etmek kolay. 70 milyonla bunu yapmak kolay değil” dedi.

   

İspanya, Portekiz ve Yunanistan'ın AB'ye üye olmasının çok olumlu sonuç verdiğini, bunun karşısında bir bedel de ödendiğini belirten Borrell, üye olunduktan sonra rekabetçi güçlere karşı mücadele etmek gerektiğini söyledi.

   

Borrell, “Sizin de ekonominizde bölgesel açıdan dengesiz bir durum var. Bu bir ekonomik gerçek, İspanya'da da böyle idi. Şimdi 10 yıl öncesinden çok daha az dengesizlik var. Bu da kısmen Avrupa politikaları sayesinde oldu. Ama hazırlıklı olmadan, rekabetçi olmadan üye olmak akılcı değil” diye konuştu.

   

Avrupa Parlamentosu'nda kaç parlamenterin Türkiye'yi tanıdığı konusunda bilgisi bulunmadığını ifade eden Borrell, konuşmasını şöyle sürdürdü:

   

“TBMM Başkanı ile şunu konuştuk; birbirimizi daha iyi tanımak zorundayız. Birbirimizi yeterince tanımıyoruz. Sanıyorum 17 Aralık'tan sonra parlamenterler Türkiye'ye daha sık gelmeli. Ben her yere gitmeye hazırım. ‘Siz bizi tanımıyorsunuz’ demek istiyorsunuz doğru, bilmiyoruz, sizi daha iyi tanımalıyız. Avrupa Parlamentosu'nun rollerinden biri bu. Oylamadan önce burada olduğum için çok memnunum.”

   

“DİYARBAKIR'A GİTMEK KÖTÜ BİR ŞEY DEĞİL”

   

Borrell, Türkiye'yi pek tanımadığını, Dışişleri Bakanı ile tanıştığını ve tanıştığı kişiler arasında Kürt olup olmadığını bilmediğini ifade ederek, “Bence Diyarbakır'a gitmek kötü bir şey değil” dedi.

   

“Müzakarelerde hangi kelime bizim tarafta reaksiyon yaratacak” denildiğini ifade eden Borrell, “Bilmiyoruz, siz de bilmiyorsunuz. Yani birisi 'Türk problemi şudur, bilmem nedir?' dediği zaman belki siz de bilmiyorsunuz. Birbirimizi yeterince tanımadığımızın farkındayız. Birbirimizle daha iyi çalışma gayreti içinde olmalıyız” diye konuştu.

 

MÜZAKERELERİN SÜRESİ

 

Borrell, müzakerelerin uzun sürmesi konusunda çok tecrübeli, AB'de görev almadan önce İspanyol Hükümeti'nde bakan olduğunu belirterek, İspanya'nın 11 yıl, Polonya'nın ise bundan daha uzun süre beklediğini ifade etti.
   
Romanya ve Bulgaristan'ın belki 15-17 yıl bekleyeceğini vurgulayan Borrell, şunları kaydetti:
   
“Bunu söylemekteki amacım müzakerelerin çok uzun süreceğini anlatmak istiyorum çünkü hep, her zaman süregelmiştir. Ama müzakerelerin uzun sürmesi zamanı boşa harcama anlamına gelmez. Ekonominizi hazırlamak zorundasınız. Bir yerde rekabetçi şoka karşı koyabilecek bir ekonominiz olması lazım. Sizden çok daha gelişmiş ekonomilerle rekabet etmeniz gerekir. AB üyelerinin ortalama kişi başına geliri için, yıllarca beklemeniz gerekecek. İşin gerçeği bu. Kişi başına gelir zaten bu işin yarısı.
   
Esas çalışma 18 Aralık'ta başlayacak. Başarılı olabilmek için çok çalışma gerekecek, benim çocuğum için sizin çocuklarınız için. Eminim Türkiye'nin AB'ye üyeliğini göreceğiz. Ve geçmişten taşıdığımız bütün ön yargılardan arınacağız. Uzun bir hikaye... Kültürel, dini ve coğrafi nedenlerle olanları aşacağız, paylaşacağımız bir şeyler olduğuna inanıyorum. Atatürk Türkiye'yi modernliğe ve laikliğe getirdi. 21. yüzyılda bunun başarısı Türkiye'nin Avrupa'nın kalbine getirilmesi şeklinde tezahürünü göreceğiz.”
   
"AVRUPA YAŞLANAN BİR TOPLUM, GENÇ BİR TOPLUMA İHTİYACIMIZ VAR”
   
Josep Borrell, katılımcıların sorularını yanıtlarken de Türkiye'nin ekonomik açıdan büyüyebileceğini belirterek, “Bunu istiyoruz ve buna ihtiyacımız var. Avrupa yaşlanan bir toplum, genç bir topluma ihtiyacımız var. Göç sadece bir tehlike değil aynı zamanda bir fırsat. Gençlere ihtiyacımız var. Genç ve iyi eğitilmiş insanlara ihtiyacımz var” diye konuştu.

 
(aa)


Ana Sayfa | Son Dakika | Tüm haberler | Gündem | Dünya | Ekonomi | Spor | Yaşam | Bilim-Teknoloji | Yazarlar
Kültür Sanat | Magazin | Özel Dosyalar | Piyasanet | Hava Durumu | Astronet | Televizyon
İnsan Kaynakları | | Arama+Arşiv | Bize ulaşın | Yardım
© Copyright 2004 Hürriyetim
www.hurriyetkurumsal.com