|
AB bastırıyor, bizim Meclis yangından mal kaçırır gibi büyük bir hızla onların istediği yasaları çıkarıyor. Şimdi gündemde yargıyla ilgili iki önemli yasa var. AB bastırdı: ‘Ey AKP, bu ikisini 17 Aralık öncesinde çıkarmak zorundasın.’
İlk sırada 336 maddelik CMUK var. Genel Kurul’da görüşülmesine dün başlandı, bu gece bitmesi bekleniyor. AKP-CHP işbirliği, kardeşliği ve ‘beş dakkada Beşiktaş’ yöntemiyle!
AB’nin istediği ikinci yasa, 126 maddeden oluşan Ceza İnfaz Yasası. Bu da pazartesi günü komisyonda görüşülecek ve birkaç gün içerisinde Genel Kurul’da yine AKP-CHP işbirliği-kardeşliği ve yine beş dakkada Beşiktaş yöntemiyle çıkarılacak.
Böyle bir uygulama Türkiye’de bu döneme kadar görülmedi, duyulmadı. AB tak diye emrediyor, biz şak diye yapıyoruz. Adeta bir SÖMÜRGE olduk.
Yüzlerce maddeden oluşan ve yargının temel direklerini oluşturan yasalar, sırf AB istiyor diye böyle jet hızıyla, hem de muhalefetin iktidara can simidi atmasıyla danışıklı dövüş çıkarılır mı? Bu CHP’nin ayıbı değil mi?
Bu ülkeyi AB mi yönetiyor, biz mi? CHP iktidara böylesine stepne olmayı ve ona hizmet sunmayı nasıl kabul ediyor, nasıl içine sindiriyor? Böyle muhalefet mi olur?
Kapitülasyon dönemini yeniden mi hortlatıyoruz?
Şimdi size yine Meclis’ten bir başka örnek vereyim. Anayasa uyarınca Sayıştay üyelerini Meclis seçiyor. Sayıştay Genel Kurulu geçtiğimiz ocak ayında, boşalan sekiz üyelik için (her boş üyelik için dört katı) 32 aday seçip isimleri Meclis Başkanlığı’na gönderdi. Fakat bu isimler, yeni üyeleri seçecek olan AKP çoğunluğunun işine gelmedi... Çünkü hemen hemen tamamı laik, Atatürkçü, Cumhuriyetçi kimselerden oluşuyordu.
Şu anda Sayıştay’da 57 üyelikten 8’i boş. Sayıştay tıkandı, iş göremez, karar veremez duruma düştü.
Aradan yaklaşık bir yıl geçti ve Meclis’te Sayıştay’a üye seçimi yapılamıyor. Niçin?.. Çünkü AKP, önerilen isimlerden hoşlanmadı!
Ama daha da önemli bir nedeni var. Meclis’in bu seçimi bir an önce yapması için AB bastırmıyor!
AB bastırsaydı, stepne CHP’nin de yardımıyla yeni üyeler yarım saatte seçilirdi.
Ne günlere kaldık.
BERAAT
Sevgili okuyucularım, 28 Mart 2004 yerel seçimlerinden bir gün önce yazdığım yazıda bir ‘belediye başkanı tanımı’ yapmış ve yurdun hiçbir yöresinde böylelerine oy verilmemesini istemiştim. ‘Oyumuz Hırsıza Yüzsüze’ başlıklı yazıda hiçbir isim geçmiyordu ve yaptığım tanım özetle şöyleydi:
‘Her yeri soydu soğana çevirdi. Halkın parasını yandaşlarına aktardı. Adam en büyük hırsızdı. İhaleleri yandaşlarına verir, 1 trilyonluk maliyeti düzmece belgelerle 3 trilyona çıkarır, avanta alırdı. Adam en büyük yüzsüz, en büyük yalancı idi. Hiç utanması yoktu. Dün sövdüklerini bugün lider kabul ederdi.
Adam ayarlamakta ustaydı. Üst düzeydekilerin yakınlarına ihale verip köşeyi döndürür, kenar semtlerdeki fakir fukarayı 3 kilo bulgurla tavlamayı becerirdi.
Hırsızlığının hesabını hiç kimse soramamıştı, çünkü pek çok kimseyle ilgili olarak elinde pek çok kaset vardı.
Bir yanda Müslümanlık numarası yapar, öte yanda çaktırmadan votka çekerdi. Eşini iktidar takımının eşlerine gönderip aday gösterilmesi için yardım isterdi. Malı götürmüş, yiye yiye doymamıştı. Gelmiş geçmiş en büyük hokkabaz buydu.
Böylesi ideal başkan olur! Oylarımız bu gibilere verilmeli!
Şakası bile kötü ama burası Türkiye...’
***
O seçime on binlerce aday katıldı ve tam 3 bin 215 kişi belediye başkanı seçildi. Sadece Melih Gökçek bu yazıyı da üzerine alındı ve ‘beni kastediyor’ diyerek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Hamza Uçar isimli bir savcı da ‘yazıda Melih Gökçek kastedilmiştir’ diyerek yine dava açtı, hakkımda hapis cezası istedi.
Dün Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşmamız vardı.
Beraat ettim.
Ama o yazdıklarımı niçin üzerine alındığını hiç anlayamadım! |