|
DARBE yıllarında ölenler öldü, hapistekiler çıktılar; ama kadınlar hálá ağlıyorlar. Doğu’daki terör ne kadar kadını hálá ağlatmakta bilemeyiz. Öldürülen şoförlerden kapkaçlara kadar günlük acılar gelip geçiyor; ama her biri anneleri, sevgilileri, yani kadınları ömür boyu ağlamaya mahkûm ediyor.
Kadınların cezaları bitmiyor.
Karşıma oturduğunda, yüzündeki acıların çizgileri nasıl da belli.
Güneydoğu’daki çalkantılardan bezip bir Avrupa ülkesine giden aşiret reisinin kızı Servet Ekinci Aydın, bir tren garında yazmıştı:
‘(.....)
Ülkemden uzak bir ülkenin gece karanlığında
Dilini bilmediğim
Dinini bilmediğim
Bana baktıklarında korktuğum
Sarışın insanların, siyahi insanların
Gecelerinin bile benim ülkemin gecelerine benzemediği
Bir tren istasyonunda
Matlaşmış soluk gözlerle bakıyorum etrafıma
Titreyen elimin parmakları arasında bir sigara
(.....)
Zifiri karanlıklar sarmış dört bir yanımı
Hatırladım tek tek masum yüzleri
Paramparça olmuş bir yaşam
Geride anne sözcüğüne hasret bebekler
Dokunmayın bana
(.....)
Başka bir ülkenin güneşi doğuyor
Yemyeşil vadilere takılıyor gözlerim
Kara çadırın yamacında; gelinlik kız gibi süzülen
Karacadağ’ı hatırlıyorum umutsuzca
Mercimek toplayan ırgatları
Molada memelerini çocuklarına bırakmış
Hayallere dalan kadınlarımız geliyor aklıma
(.....)
Kondüktörün dilini anlamıyorum.
Hangi şehir burası
Ne olur dokunmayın bana
Kendi özünde kayıp yüreğim kanıyor...’
*
Erkekler dalaşıyorlar, sanki onlar vuruluyorlar, ölüyorlar gibi.
Ama acıları çeken kadınlar.
Kadınların cezaları bitmiyor. |