|
BİR süre öncesine kadar, Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen’in káh ‘olumlu’ káh ‘olumsuz’, bazen de ‘ne olumlu, ne olumsuz’ beyanlarından bıkmıştık.
‘Bu adam Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasını istiyor mu, istemiyor mu? Bizim dostumuz mu, bize karşı mı?’ anlayamazdık.
Diyeceksiniz ki, ‘Ne dostane olmasına gerek var ne de aksini savunmaya... Avrupalı, Kopenhag Kriterleri’ne uyarsanız alacağız, diyor. Buna uymayan noktaları da bazen acı bir dille ifade ediyor. Hepsi bu...’
Keşke hepsi bu olsa...
Ortada samimiyetsizliğin bir öyle bir böyle tezahür eden görüntüleri var.
Önce bir noktayı, onların da hakkını teslim etmek için belirtelim:
Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uymasını elbet isteyecekler. Nitekim beyanlardan bir kısmı doğruca bunu ifade ediyor. Gerçi arada bir ‘Türkiye hemen AB üyesi olacak değil... Bu noktaya gelmeden önce uzun ve zahmetli aşamalar var’ türü laflarla hem gerçeği ifade ediyorlar, hem de Türkiye’yi caydırmak istermiş gibi görünüyorlar; ama sonuç itibarıyla dedikleri doğru.
Ama 1999 sonunda yapılan Helsinki zirvesinde Türkiye’nin adaylığını kabul edip o sırada ‘Başka ülkeler için uygulanan usul ve koşullar ne ise Türkiye’den de aynen o istenecek ve onlar uygulanacaktır’ dedikten sonra Fransa’nın tutup ‘Evet ama biz bu konuyu referanduma götürürüz’ koşulunu getirmesi dürüstlüğe uyuyor mu?
Keza Helsinki kararlarının altında imzası bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın sonra tutup referandum fikrini destekleyenler arasına girmesini açıklamak kolay mı?
Hani Helsinki ve sonra yapılan Kopenhag zirvelerine göre ‘Türkiye, Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirdiği takdirde müzakereler GECİKTİRİLMEDEN başlayacak’tı?
Bu kararın altında da imzası bulunan Jacques Chirac’ın bir ara ‘Müzakerelerin başlamasını 2006 yılına erteleme’ eğiliminde olmasını neyle açıklayacağız?
Neyse ki Cumhurbaşkanı Chirac’ın o noktada da ısrarlı olmadığına ilişkin haberler gecikmedi.
Tam bu haberden memnun olmak üzereydik ki Chirac, geçen ay Çin Halk Cumhuriyeti’ne yaptığı gezi sırasında gazetecilere ‘Ama müzakereler devam ederken her an veto hakkını kullanabiliriz’ diyerek yine aba altından sopa gösterdi.
Fransa’nın şu anda en gözde politikacılarından olan Maliye Bakanı Nicolas Sarkozy’ye göre ‘Chirac, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması yönünde karar vermiş’miş. Bunu da 21 Ekim 2004 tarihli gazetelerden öğreniyoruz.
Dün de Chirac’ın Marsilya’da öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada ‘Türklerin Avrupalı olmadığını söylemenin anlamsız olduğunu’ belirttiği bildiriliyordu. Gerçi o konuşmada Türklerin de Bizans kökenli olduğu türünden bizim tarih bilgimizle çatışan görüşler de ileri sürmüş; ama zararı yok... Biz ne olduğumuzu biliyoruz.
Bilmediğimiz tek şey, bu sözleri hangi olumsuz haberin izleyeceğidir. |