|
KIZIMA dair bir olayla başlayacağım ki, tek kelime yalanım varsa námerdim.
O vakitler Brüksel’de yaşayan kerimem üniversitenin üçüncü sınıfına gelince artık tek başına oturmaya karar vermişti. Hakkıdır.
Kiralar nispeten ucuz olduğu için de, benim tüm muhalefetime rağmen Mağribi Arapların çok yoğun biçimde ikámet ettiği ‘Molenbeek’ diye bir semte yerleşti.
Bir süre sonra, bana tek kelime çıtlatmıyor ama o baba içgüdüsüyle farkettim.
Kızım mutsuz. Tedirgin. Yeni ‘evine’ (!) dönerken ayağı geri geri geri gidiyor.
Sigaya çektim; ısrar, hátta hafiften tehdit ettim ve işin aslını öğrendim.
* * *
O da şu ki, koca mahalleyi susta durduran Faslı bitirimler kendisine saldırmasın, sataşmasın, en azından küfretmesin diye, benim kızcağızım, akşam suları iner inmez başını ‘hicap’ bağlamak zorunda kalmaktadır.
Yoksa, köşeyi tutmuş kamalı hergeleler tarafından soyulup soğana çevrilmesi bir yana, Allah göstermesin, daha binbir melánete uğraması an meselesidir.
Zaten de çantasını açıp, ‘işte benim bekáret kemeri’ bir başörtüsü gösterdi.
Ardından, ‘bütün Belçikalı, Fransız, İspanyol kız arkadaşlarım da aynı şeyi yapıyorlar. Semtte ancak böyle paçayı kurtarıyoruz’ diye ekledi.
Tabii peder bey ‘derhal taşınacaksın, yoksa ayağını kırarım’ diye rest çekti de, kızım ‘namusunu garantiye almak için’ (!) ‘mahrem’ örtünmekten kurtuldu.
Ve, ‘Avrupa başkent’indeki AB binalarına iki kilometre mesafede vûku bulan bu olayın aynıları, Paris varoşlarından Rotterdam banliyölerine, bilhassa Mağribi Müslümanların bulunduğu tüm şehirlerinde her gün, her an, her salise tekrarlanıyor.
* * *
HİKÁYEYİ, ‘mümin’ geçinen Fas kökenli bir alçağın, ‘İslam’a saygısızlık etti’ diye ünlü Hollandalı sinemacı Theo Van Gogh’u katletmesinden dolayı anlattım.
Sonrası malûm, camii yağmalayarak cinayete misilleme; kilise kundaklayarak karşı misilleme derken, Láleler Ülkesi bir haftadır dehşet biçimde kaynıyor.
Ancak, bilelim ki, buradaki arbede buzdağının sırf görünen sathını yansıtıyor.
Çünkü, aslında bütün bir Avrupa ‘k-a-y-n-ı-y-o-r’!
İçin için ve usul usul kaynıyor ki, gidişat değişmediği takdirde, şu an Felemenk diyarında gerçekleşen olayları dahi mumla aratacak yangınlar tüm Kıta’yı saracak.
Bir yanda Avrupa’daki Müslümanlar; diğer yanda ise yerlisi ve yabancısıyla diğer bütün inanç mensupları, bura coğrafyası ‘dinler savaşı’na sahne olacak.
Eli kulağındadır, Yaşlı Kıta, eski Yahudi ‘pogrom’larından ziyade altmışlı yıllar ABD’sindeki zenci-beyaz çatışmalarını andıracak alevlerle tutuşacak.
* * *
BELKİ bazıları bu rizikoyu küçümseyerek, ‘feláket tellállığı mı yapıyorsun be adam - Avrupa’yı Bush’un Amerika’sıyla karıştırma’ falan diyecektir.
Hayır, ne feláket tellállığı yapıyorum, ne de Atlantik kıyılarını karıştırıyorum.
Ama, sahte tevazu gösterecek değilim, o Atlantik’in bizim yakasını iyi bildiğim, iyi gözlemlediğim ve iyi araştırdığım için; üstelik, kızımın ‘AB başkenti’nde ‘hicaba bürünmek’ zorunda kaldığını yaşadığım için, durumun vahámetinin farkındayım.
Yerli ve yabancı, İslam olmayan tüm Avrupa ahalisi ezici çoğunluk olarak hem Müslümanlardan korkuyor; hem de o korkuyu giderek nefrete dönüştürüyor.
Ve, láfımı sakınmadan söylüyorum ki en, en, en başta Mağribi Araplar, bu sonsuz váhim durumun sorumlusu Yaşlı Kıta’da yaşayan Müslüman muhacirlerdir!
Nedenlerini yarın açıklayacağım? |