|
29 Ekim günü, Mehmet Ali Birand’ın CNN Türk’teki Manşet programında Hasan Cemal ile Mehmet Metiner’i tuhaf bir duyguyla izledim.
İkisi de ‘Ana rahmine haklı düşenler!’ hanedanından. Dediklerine göre, birisi ‘Tek yol devrim’, öteki ‘Tek yol İslam’ derken kendilerince haklıydılar. Ama yanıldılar, itiraf ettiler ve işte gene şoför mahallinde, vitrinde oturuyorlar. Peki ama ya şimdi gene yanılıyorlarsa, ne olacak? Ne olacak Türkiye’nin hali?
* * *
1960’ların ortalarında, Hasan Cemal’in de yöneticileri arasında bulunduğu YÖN dergisini dikkatle izlerdim. Ama kimi zaman derginin Vietnam ve Latin Amerika üzerine yayımladığı imzasız yazıları okurken, ‘Ben bu yazıyı daha önce nerede okudum?’ duygusuna kapılırdım. Bir süre sonra bu yazıların, her yazısını ezberlercesine okuduğum Le Nouvel Observateur’den ya da Le Monde’tan kaynak göstermeden aktarıldığını, özetlendiğini anladım. Bunu anladıktan sonra da bu harekete güvenmemem gerektiğine karar verdim.
O sıralar, hiçbir topluluğa katılmamaya, tek başıma olmaya karar vermiştim. Ne şeyh ne de mürit olacaktım! Böyle bir kararım olmasaydı, belki kalabalık içinde benim de ayağım sürçerdi. Bellek olmadan ahlak olmaz. Ama değişmek zorunda kalan kimsenin yanılgısını zafere dönüştürmemesi, bir derviş gibi inzivaya çekilip çilesini çekmesi gerekir!
* * *
Mehmet Metiner’in adını birkaç aydır duyuyorum. Bir zamanlar demokrasiyi, parlamenter sistemi ve cumhuriyeti batıl sayıyormuş. Bu nedenle bunların yıkılmasını, yerine bir İslami devlet kurulmasını istiyormuş. Artık, şimdi, Talibancı bir anlayış üzerine oturan İslami devlet paradigmasını tamamen terk etmiş. Hálá İslamcıymış ama demokrat İslamcıymış. (Hürriyet Pazar, 24.10.04). Aynı cümleleri CNN Türk’te de tekrarlıyor.
Böyle diyerek bütün İslamcıların demokrat olabileceğini kanıtlamak ve buna bizleri de inandırmak istiyor. Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP kadrosunun büyük bir çoğunluğunun değişmiş olduğunu kanıtlamak istiyor. Ve buna Hasan Cemal katılmakla kalmıyor, alkış tutuyor. İkisinde de gene önderlik, gene rehberlik tutkusu!
Daha kendi değişimlerinin meşruiyetini kanıtlamadan, önderlik tutkusuyla başkalarına kefil oluyorlar. (Milliyet, 14.11.04) Kefil oldukları AKP hükümeti, aradan daha birkaç gün geçmeden, AİHM’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni savunmuyor, ona kazık atıyor. İşte gene yanılıyorlar! Ama gene polislik, gene jandarmalık yapıyorlar!
Fakat öyle bir hava yaratıyorlar ki, kendilerine inanmazsak liberal demokrat değiliz, olamayız!
* * *
Gündüz Aktan, değiştiğini ileri sürenlerin, şimdiki düşüncelerine bir zamanlar sahip oldukları acilci sol ve radikal İslamcı inançlarını da taşıdıklarını söylüyor: ‘Liberal demokrasi söylemlerinin şiddeti terk ettikleri ideolojilerden pek farklı değil.’ (Radikal, 30.10.04)
Kendilerince değiştiler belki; ama önemli adam olmak, topluma yön vermek tutkularından asla vazgeçmediler. Cumhuriyeti şiddet yoluyla değiştirmek istiyorlardı, vazgeçmek zorunda kaldılar. Bir başka yolla da olsa, şimdi gene ‘Cumhuriyet’e ‘şiddet’le yaklaşıyorlar.
Öyle ki, ‘Benimki laik bir dindi, adı Marksizm olan!’ diyerek, laiklik ile Marksizm’i özdeşleştiren Hasan Cemal, bu baş döngüsü içinde, Cumhuriyet’in temel ilkelerinden laik ile bir başka kategoride yer alan ateist Marksizm’i hálá anlayamadığını itiraf etmiş oluyor! |