|
O bizim şarkımızdır: ‘Başın öne eğilmesin Aldırma gönül aldırma Ağladığın duyulmasın...’
O şarkının ilk yazıldığı denizin üzerindeki kayaların tepesine kurulmuş Sinop Hapishanesi gibi olmasa bile, biz ikimiz bir kapana kısıldığımızda, birbirimizin elini tutarak hep bu şarkıyı söyledik:
‘Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma...’
Kimi zaman sevdamızı kırıp döktüğümüzde, bir merdivenin altında kemanımla çalmıştım şarkımızı, sevdiğim kadının yaklaşan tıkır tıkır ayak seslerini, sonra da omzumda nefesini duyana kadar...
‘Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem gönder Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma...’
Görecek günler var mı, yok mu bilemem.
Ama sevdaları bizlere bile yeten o büyük şairlerin-ozanların dramatik sonları rastlantı mı?
Şair-öğretmen Sabahattin Ali’yi öldürdüler. Cezaevlerinde, sürgünde sürüm sürüm süründürüldükten sonra, yurtdışına kaçırmak bahanesiyle, 1948’de Trakya’da bir gece yok ettiler.
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti.
12 yıl önce Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde yaşadığı evin olduğu sokağa ‘Sabahattin Ali’ adını verdiler.
Ama Birgün Gazetesi’ndeki habere göre, her gece birileri gelip adını söküp atıyor.
Demek ki kin ve nefret bitmiş değil.
*
Şairlerini-aydınlarını-ozanlarını öldüren-yakan... Ama eli kanlı katilleri, çetecileri kahraman sayan bir toplumun normal refleksidir.
Ne yapabiliriz?
Ama olsun...
Ben her gün Çetin Emeç Bulvarı’ndan geçip, Uğur Mumcu Caddesi’nden dolanıp, Abdi İpekçi Parkı’nın ordan yol alırken, Balıkesir’de Sabahattin Ali’nin bir sokak tabelasındaki adı yerlere atılsa da, onun şarkılaşmış şiirini mırıldanırım:
‘Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz gibi bir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma...’ |