|
Geçtiğimiz haftalarda New York Times’ta ‘Rockism’ başlıklı bir yazı vardı. Ne ola ki bu rockism, bi de başımıza bu mu çıktı diye düşünmeyesiniz; hemen açıklıyorum.
NY Times’taki yazının özeti şu: Rockism, Avrupa ve Amerika’da seksenlerin başından beri etkisini
gitgide artıran bir akım. Hem sektör hem de tüketici üzerinde etkisi olan müzik dergileri, gazetelerin müzik eleştirmenlerinin büyük bölümü dahi eleştiri eksenlerini rock’ı esas alarak çiziyorlar.
Rockistlere göre; sadece rock geleneğinden gelenler etkisini uzun yıllar sürdürebilecek şarkılar yapmaktaydılar. Geleneksel rock dışında kalan neredeyse tüm yeni ürünleri pop çerçevesinde değerlendiriyorlar ve onlara göre pop büyük müzik şirketlerinin yapımcıları tarafından kurgulanmış, ticari hedeflere odaklı, içi boş saman alevi şarkıları simgeliyor.
BENCE ROCKİSTLERİN KAFASI KARIŞIK
Rockist’ler diyor ki; kendi şarkılarını kendin yazmıyorsan, şarkılarında sert gitar partisyonları yoksa, hele hele bir de playback yapıyor, kliplerini müzik televizyonlarında döndürüyorsan; müzisyenden bile sayılmazsın.
Yeni soundlara, deneysel yaklaşımlara da hiç sıcak bakmıyorlar. Varsa yoksa saf rock sound’u, cayır cayır sahne performansı. Gerisi hikaye...
Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin; bu tezin, bir Fenerbahçeli ya da Galatasaraylının taraftar olma durumuna ilişkin tezinden bir farkı var mı?
Bana soracak olursanız rockist arkadaşların kafası çok karışık. Neyin rock neyin pop olduğunu çok da doğru kavradıklarını düşünmüyorum. Pop; ‘popüler’ kelimesinden geldiğine göre çok satma durumunu gösteriyor. Yoksa bir ‘sound’a işaret etme gibi bir işlevi yok. O halde sadece az satanların mı rock olduğunu düşüneceğiz? Hiç sanmıyorum.
Her kim ki dünyayı rock ve diğerleri diye ortadan ikiye bölmeye çalışıp, at gözlüklerini çıkarmamakta ısrar ederse; düşman gördüğü büyük müzik şirketlerinin potansiyel oyuncağı olmaktan kurtulamayacağı aşikar.
Bence dünya müzik piyasasında rock’a sahip çıkmanın, onu yüceltmenin tek bir yolu var, o da yeniden ‘müzisyen zihniyetiyle yönetilen’ küçük müzik şirketlerinin tek başlarına varlıklarını sürdürmesini sağlamak, onları desteklemek.
BİZİMKİLER AT GÖZLÜĞÜ TAKMIYOR
Peki bizim piyasada işler nasıl? Daha rockism tartışmaları seviyesinde değiliz Allah’tan. Nasıl olalım ki? Yetmişli yıllara damgasını vuran Anadolu Rock zaten kendi sentezini yapmış; rock anlayışını Anadolu müziğinin kodlarıyla okumayı tercih etmiş bir sounddu.
Daha sonra doksanlarla birlikte ‘rock’ Türkiye’de de satmaya başladığında televole camiası ‘rock’çı’yı ilkin bir lakap gibi kullanmaya başladı. Bir yandan popçu Çelik derken, öte taraftan popçu kategorisine sokamadığı için ‘rock’çı Teoman, rock’çı Şebnem’ diyerek tanımlamaları, magazincilerin bu ‘yeni’ şarkıcıları tiye alma biçimiydi. Daha sonra idrak yollarımız açıldı. Bugün; ikinci kuşak diye niteleyebileceğimiz Duman’a, Kurban’a, Mor ve Ötesi’ne bakışımız çok farklı.
Hem bizdeki rockistler muasır medeniyetler seviyesindeki akranları gibi at gözlüklü de değiller. Bulutsuzluk Özlemi’ni, Erkin Koray’ı, Moğollar’ı severek dinleyenler; Mor ve Ötesi’ni, Kurban’ı, Duman’ı da bağırlarına basıyorlar. Bitli oldular; kız gibi uzun saçlı, küpeli oldular; satanist olup evlerinden toplandılar; sözün kısası Türkiyeli rock’çılar az sıkıntı çekmediler bu memlekette. Bu nedenle ellerindekinin değerini iyi biliyorlar. |