|
Nur BATUR / ATİNA
Stamatis Spanudakis’in insanın içine işleyen müziği Atina’nın en eski sineması olan Alpha Odeon’un salonunda yankılanıyordu. Işıklar yandığı zaman sanki bir hüzün bulutu çökmüştü tıka basa dolu salona. Çıkış kapısına doğru yürürken etrafımdaki kalabalığa göz gezdirdim. Herkes duygulanmıştı.
Bazılarının gözleri hálá yaşlıydı. Gösterime girdiği günden beri, Yunanistan’da hüzünlü bir fırtına estiriyor Gelinler filmi. Bütün Yunanistan, 1922’de İzmir limanından kalkan King Alexandra yolcu gemisiyle, evlenmek için Amerika’ya göç eden 700 gelinin hüzünlü hikayesini anlatan filmi konuşuyor. Damat adaylarının sadece fotoğraflarını görüp evlenmeyi kabul eden 700 genç kızın hikayesi bu.
Yıl 1922... Haziran.
İzmir hálá Yunan ordusunun işgali altında.
Anadolu içlerine yürüyen Yunan ordusundan kötü haberler geliyor.
Sakarya’da Yunan ordusunun Türkler karşısında uğradığı hezimet konuşuluyor İzmir’de...
Anadolu’dan gelen tatsız haberlere rağmen yine de İzmir’in kordon boyundaki renkli yaşam sürüyor... Tavernalar dolu. Sazlar çalışıyor, şarkılar söyleniyor...
Filmin baş kahramanı olan genç Amerikalı savaş muhabiri Norman Haris İzmir’de. Haris, Türk ve Yunan orduları arasındaki büyük savaşın yaklaştığını hissediyor ve cepheye gitmeye hazırlanıyor. Ama gazetesinden aldığı telgrafla hayatı değişiyor..
İşten atıldığını bildiriyor genel yayın yönetmeni, savaş muhabiri Haris’e. Ve Haris, İzmir limanından, Amerika’ya hareket etmek üzere olan King Alexandra yolcu gemisine biniyor. Hem de evlenmek için Amerika’ya giden 700 gelinle birlikte...
Gelinlerin çoğunluğu Yunanlı... Açlık ve yoksulluk içindeki Trakya’dan ve adalardan geliyorlar. Aralarında Rus ve Gürcü gelinler de var.
Hepsi de daha güzel bir hayat için küçük dünyalarını geride bırakıyorlar ...
Ve Amerikalı gazeteci gelinlerden birine aşık oluyor...
YAPIMCISI SCORSESE
Gelinler, aslında hüzünlü bir aşk hikayesinden daha fazla, savaşın yarattığı toplumsal çöküntüden, yoksulluktan ve yalnızlıktan kurtulmak için, bilinmeyene yolculuğa çıkan 700 genç kızın hikayesi...
Ya da umutsuzluk içinde umuda bir yolculuk bu...
Belki de bu yüzden, Yunanlı izleyenleri bu kadar hüzünlendiriyor.
Gelinler, Taş Yıllar filmiyle Türk sinema severlerin de yakından tanıdığı Yunanlı yönetmen Pantelis Vulgaris’in gişe rekorları kıran son filmi. Ünlü Amerikalı yönetmen Martin Scorsese’nin de yapımcılığını üstlendiği ilk Yunan filmi.
Yunan sinemasının en pahallı filmi. 700 gelin, 150 oyuncu, 5 bin 500 figüran, 2 bin 500 kostüm, 11 hafta süren çekimler, 73 bin 500 metre film.
22 Ekim’den beri bütün Yunanistan’da kapalı gişe oynuyor Gelinler. İlk 10 günde, 210 bin seyirciyle, geçen yıl büyük ilgi toplayan Bir Tutam Baharat filminin bile rekorunu kıracak gibi..
Filmin senaryosunun altında da Vulgaris’in eşi İoanna Karistiani’nin imzası var. 64 yaşındaki ünlü yönetmen, filmi çekmeye New York’taki göçmenler müzesini gezerken karar verdiklerini söylüyor: ‘İoanna‘yla New York’taki göçmenler müzesini gezerken bir yerde Haziran 1922’de King Alexander gemisi 700 gelinle geldi, diye yazdığını gördük. İşte o anda filmin hikayesi çıkmıştı.’’
Sonra İoanna Karistiani, 12 sayfalık bir senaryo hazırlıyor ve Martin Scorsese’yle Woody Allen’ın ofislerine gönderiyor..
Vulgaris, ‘İkisi de beğendi ama sonunda Scorsese’yle birlikte filmi çekmeyi kararlaştırdık. Scorsese’nin ofisi her yıl 500’e yakın teklif alıyor ve bunlardan sadece dört tanesi seçiliyor‘’ diyor.
Böylece, filmin senaryosu Atina’yla New York arasında gidip gelmeye başlıyor. Karistiani yazıyor, Scorsese düzeltiyor ve senaryoya son noktayı 2,5 yıl sonra koyuyorlar.
‘Scorsese ilk 20 dakika içinde hikayeye girmemizi istiyordu. İlginç ayrıntıların birkaç kahraman üstünde yoğunlaşmasını istedi. Ağırlıkla diyaloglar üzerinde durdu’ diyerek, senaryo üzerindeki çalışmayı anlatıyor Vulgaris.
Filmde üç yabancı oyuncu da var: Amerikalı savaş fotoğrafçısı Norman Haris’i İngiliz Demian Luis canlandırıyor. Rusya ve Gürcistan’dan göçmen gelinler toplayan Gürcü Karabulut’u Steven Berkoff. Fal meraklısı zengin ve sosyetik bir Türk hanım olan Emine‘yi ise Andrea Ferreol oynuyor.
Filmin kadın başrol oyunucusu Niki Duka ise 1500 aday arasından seçilen Yunanlı oyuncu Viktoria Charalabidu.
Vulgaris, bu rol için elemesini yaptıktan sonra Scorsese’ye 10 adayın filmini göndermiş. Scorsese, Viktoria’yı seçmiş. Viktoria, yanık tenli görünmemek için dört yıl denize bile girmemiş.
SENARİST İZMİRLİ
Gelinler şimdiye kadar çevrilen en pahalı Yunan filmi. Avrupa Sinema Fonu (Eurimages) ve Yunan film merkezinin de desteğiyle çevrilebilmiş. İoanna Karistiani de karşılaştıkları temel sorunlardan birinin kaynak sorunu olduğunu söylüyor: ‘Film yapımı için fazla kaynağı olmayan ülkelerde senaryo yazarları kendilerini hep sansürlüyorlar. Ben de Gelinler’i yazarken, filmi çekmemizin çok zor olduğunu düşünüyordum. Rıhtımlar, gemiler, kostümler ve binlerce figüran vardı senaryomda. Ama yine de yazarken kendimi serbest bıraktım.‘’
Karistiani de İzmir’den göç etmiş Rum bir ailenin kızı. Senaryoyu yazarken göçmen olmanın getirdiği duygusallığı da yaşamış: ‘Çocukluğumda Hanya’da yaşarken biz göçmeniz, dediklerini duymak bana ağır bir ceza gibi gelirdi. Amerika’ya göç eden binlerce erkek vardı. Sonra da ’fotoğraf gelinleri’ Amerika’ya göç etmeye başladı. İzmir’den göç eden annemin de, filmin başrol oyuncusu Niki gibi bir Singer makinesi vardı. Makine 1923 yılında taksitle alındı, annem gelinlik ve vaftiz elbiseleri dikerdi bu makineyle. Binlerce kere okunmuş mektuplar, resimlerdeki yazılar, evdeki üzgün iç çekmeler benim için zengin bir kaynak oldu. Ama tabii geniş bir araştırma da yaptık .’’
Film, izleyenlere göre hüzünlü, senaryo yazarına göre ise mutlu sonla bitiyor. Çünkü Karistiani mutluluğa farklı bir pencereden bakıyor: ‘Benim için mutlu son kendini anlayıp kabul etmek, geri adımı atarak anlamsız bir rekabetten çıkmak, kritik bir anda sadece kendini değil başkalarını da düşünmek, hayatın insanları ayırdığını ama anıların onları birleştirdiğini hiçbir zaman unutmamaktır.‘’
Vulgaris çifti Gelinler filmini 6 yılda tamamlamış. ‘’Şimdi sadece iki saat istiyorum seyircilerden’’ diyor ünlü yönetmen. Yunanlı seyirciler ise Pantelis Vulgaris’e istediğinden çok daha fazlasını veriyorlar.
40 YILDIR SİNEMACI
64 yaşındaki Vulgaris (sağda) sinema eğitimi aldı. 1965 yılında Kleftis (Hırsız) ilk kısa metrajlı filmi oldu. 1969’da Tekelerin Dansı, 1972’de Anna’ya Bir Damat filmiyle Berlin Film Festivali’nde Fıpresci ödülünü aldı. 1973’te Hacidakis’in Hayatı, 1976’da Mutlu Gün, 1980’de Elefterios Venizelos filmlerinin ardından 1986’da yaptığı Taş Yıllar filmiyle Venedik Film Festivali’nde ödül aldı. 1997’de Her Şey Yol filminden sonra uzun süre sessiz kalan Vulgaris, Gelinler’i çekerek yeniden Yunan sinemasına damgasını vurdu. Vulgaris filmi, her yıl Avrupa’da birçok ortak yapıma mali kaynak sağlayan Avrupa Konseyi Sinema Fonu’nun (Eurimages) desteğiyle yaptı.
1922’NİN İZMİR’İ HANYA’DA ÇEKİLDİ
Vulgaris filmin çekimlerine Girit’in Hanya kasabasında başladıklarını söylüyor ve çekimi anlatıyor: ‘İzmir’de çekime başlayamazdık, çünkü artık İzmir 1922’den çok farklı. Ama o imajı verebilecek tek yer olarak Hanya’yı bulduk. Sonra da Atina yakınlarındaki Lavrion’da çekimleri sürdürdük. En zor olan hareket halindeki gemiyi çekmek oldu. Bir gemi bulduk ama gemi her gün denize çıkamıyordu, çok masraflıydı. Lavrion’a gidip gündüz ve gece planları çektik. Tabii kadrajdan Lavrion’u ve limana yakın olan Makronissos adasını görüntülerden çıkarmam gerekti. Birçok zorluk yüzünden film üç yıl ertelendi. Geceleri eve gitmiyordum, kimseyle konuşmak istemiyordum, ofise gelip akşam 9’da uyuyordum. Tek istediğim Niki Duka’yı (evlenmeye giden gelin) New York’a ulaştırmaktı.‘’ |