Filmin yönetimi de senaryosu da ülkesinde 'dahi' olarak nitelendirilen Kim Jee Woon'un imzasını taşıyor. Film, akıl hastanesindeki tedavileri bittikten sonra evlerine dönen iki kız kardeş ile üvey anneleri arasında yaşanan gerilim üzerine kurulu.
SİNEMA GERÇEK İLE DÜŞ ARASINDAKİ SINIR
Tiyatro oyunculuğundan gelme 1964 doğumlu Kim Jee Woon, kariyerine tiyatro oyuncusu olarak başladı. Daha sonra bir çok oyun sahneye koyan Kim, 90’lı yıllarda senaristliğe el attı. 1997’de ülkesinde düzenlenen bir senaryo yarışmasında en iyi senaryo ödülü almaya hak kazandı.
Kim’in yazdığı bir başka senaryo olan “Sessiz Aile” aynı sene bir başka senaryo yarışmasından birincilik ödülüyle döndü. Senaryo alanında bir sene içinde gelen iki ödülün ardından Kim, “Sessiz Aile” ile ilk yönetmenlik deneyimine girişti. “Sessiz Aile" Berlin Film Festivali’ne davet edildi ve Fantasporto Film Festivali’nce en iyi film ödülüne değer bulundu.
Kim’in ikinci filmi Güney Kore sinema tarihinin en fazla gişe hasılatı yapan filmlerinden birisi olan “Kirli Kral” oldu. Kore’de 6 aydan daha uzun bir süre bir numarada kalan ve yaklaşık 2 milyon kişi tarafından seyredilen film, yazar, yönetmen Kim’in yeteneğinin ispatı oldu. Japonya ve Hong Kong’da da ticari başarısını tekrar eden, Toronto, Berlin ve Hong Kong film festivallerinde de övgüye boğulan film, Kim’i bir anda Güney Kore’nin en önemli yönetmenlerinden birisi haline getirdi. “Karanlık Sırlar” yönetmenin üçüncü uzun metrajlı filmi oldu.
Kim Jee Woon, sinemaya bakışını anlattı:
- Sinema sizin için ne ifade ediyor?
- Önümde yaşanacak bir hayat var. Gidip kendimi öldürecek halim de yok. Eğer bu hayatı yaşayacaksam hem anlamlı, hem de keyifli bir şeylerle uğraşmak istiyorum. İşte sinema da tam olarak bunu sağlıyor bana, anlamlı ve keyifli bir yaşam. Film çekmenin hoşuma giden bir başka yanıysa bana başka bir gerçeklikte yaşama fırsatı vermesi. Ne zaman bir film çeksem, kendimi gerçek dünyadan soyutluyorum. Dışarda neler olup bittiğinin farkına bile varamıyorum ki bu çok güzel bir duygu. Film çekmemin bir başka sebebi de bu.
- İçinde bulunduğunuz hangi gerçekliğin film, hangi gerçekliğin hayat olduğunu nasıl ayırıyorsunuz?
- Bence film, gerçeklikle, olası başka bir evren arasındaki sınırdır. Gerçek dünyayı yine onun gerçek diliyle ifade etmek bana keyif vermiyor. Dünyayı o büyüleyici sinema dili ile portre etmek çok daha eğlenceli.
- Film çekme sürecinin en zevk aldığınız kısmı hangisi?
- Hemen her kısmını seviyorum. Ama ille de bir kısım söylemem gerekirse, oyuncularla birlikte olduğum ve çekimi yaptığım anları seviyorum. Tabii bir de filmi bitirip seyirciye izletmeyi, onların tepkilerini görmeyi seviyorum.
BRESSON VE HITCHCOCK'TAN İLHAM ALIYOR
- Peki keyif almadığınız anlar olmuyor mu hiç?
- Yapmakta zorlandığım bir kısım var ki o kısmı hiç sevmiyorum. Bir fikrin beynimde oluşmasının ardından o fikri başkalarına aktarmam ve söze dökmem, onları ikna etmem gerekiyor. Bu benim için gerçekten çok zor bir iş o yüzden bu kısmı pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim.
- Kendi filmlerinizi seyrederken neler hissediyorsunuz?
- Sanırım hiç bir zaman bir filmimden tam olarak memnun olmayacağım. Sonuçta sinema bireysel bir sanat dalı değil, kollektif bir sanat, bir çok kişinin emeğinin üst üste konulduğu bir anlatım tarzı. Bütünü oluşturan parçaların pek çoğu benim dışımdaki insanlardan geliyor. Bu yüzden hiç bir filmim, hiç bir zaman, tam olarak benim istediğim gibi olmayacak.
- Kore’de bir yönetmen olabilmek zor mu, kolay mı?
- Benim durumumda çok kolay oldu ama ben çok şanslıydım. Kore’de endüstri her ne kadar gelişiyorsa da, yönetmen olmak isteyen bir genç için ortam gül bahçesi değil.
- Güney Kore sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Güney Kore’de endüstrinin durumu çok ilginç. Hong Kong sinemasına bakacak olursanız, onlar kendilerini uzak doğu sporlarıyla ilgili filmleriyle duyurdular. Kore ise pek çok değişik tür ve konu ile ilgileniyor. Bence bu bizim sinemamızın üstün yanı. Evet çok hata yapıyoruz ama hatalarımızdan ders almayı da biliyoruz. 10 yıl öncesine kadar Kore filmi görmeyi tercih etmezdim. Bugünse pek çok yetenkli yönetmenin filmlerini sinemalarımızda görmek mümkün. Yine de ortamdaki bu iyimser hava bizi şımartmamalı. Güney Kore sinemasının geleceğinin ilelebet parlak olacağını iddia etmek zor. Bence her gün daha iyi film çekmek için uğraş vermeliyiz.
- Size ilham veren bir sinemacı var mı?
- Evet. Robert Bresson. Ona ve filmlerine büyük saygı duyuyorum. Onun yolundan gitmek en büyük emelim. Hitchcock ve Kubrick de benim için önemli ilham kaynakları.
HAFTANIN YENİ FİLMLERİYLE İLGİLİ AYRINTILI BİLGİ İÇİN: